II. Özürlüler Şurası


İSTANBUL MİLLETVEKİLİ SAYIN LOKMAN AYVA' NIN KONUŞMASI

Muhterem ve kıymetli bakanlarım, Sağlık, Aile ve Sosyal İşler Komisyon Başkanım, genel müdürlerimiz, sakatlar konfederasyonu, federasyon başkanlarımız, dernek başkanlarımız, yönetim kurulu üyeleri ve hasılı Özürlüler Şûramızın pek kıymetli üyeleri, hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Tabii biz bu kadar az alkışa alışkın olmadığımız için çok gaza gelemiyoruz. Ha gayret! Çok teşekkür ederim. Faruk Bey son kısımda teşekkür ederek sanıyorum raporlara girmeyi başaracak bu gidişle. Ben biraz duygusal, her ne kadar sinevizyon da olsa da duygusallığın dışına çıkarak biraz ayaklarımızı gerçekçi basmak zorunda olduğumuzu ifade etmek ve bu konuda birkaç dakikanızı almak istiyorum müsaadenizle.

Değerli arkadaşlar; Avrupa Birliği ile ilgili çalışmalarda enteresan bir eleştiri gündeme geldi. Dediler ki; “siz yasalarınızı tamam harika yaptınız, değişiklik yaptınız da gerçekten bunlar olacak mı?” Şimdi memleketimizin maalesef son bazı dejenerasyon diyebiliriz, kültürel sıkıntılardan kaynaklanan bazı nedenlerle “–mış gibi” bir yaklaşım var. –Mış gibi bir yaklaşımdan şunu söylemek istiyorum: Görünüş başka içerik başka.... Yani bir şeyin hakkı ile yapılması ya da yapılmaması. İşte ben bu Şûramızın gerçekten Şûra, istişare anlamında danışmanlığın yapıldığı, tartışmaların yapıldığı ama insanların gerçekten yüreğinden, beyninden gelerek bütün içtenliği ile doğru fikrin, doğru düşüncenin hayata geçmesini sağlayacakları bir ortam olmasını bekliyorum. Yani; “ya Şûra'ya gittik işte orada ne yaptık? İşte geldik, oturduk, muhabbet ettik” şeklinde olmayacağını ümit etmek ve dilemek istiyorum. Çünkü hem şu anki hükümetimizin icraatları ve felsefesi buna uygundur, bundan dolayı en doğal bir şekilde bekliyoruz. Hem de şu anki ihtiyaçlarımız böyledir, hem şu anki yönetici arkadaşlarımızın, sivil toplum kuruluşu temsilcisi arkadaşlarımızın ihtiyaçlarının en büyük odaklandığı nokta budur. Yani içerikle dış özelliklerin aynı olması gerekir.

İkinci husus; değerli arkadaşlar özürlülükle ilgili meseleler aslında çok detaylı değil. Toplam üç tane. Bizim bu meselenin altından kalkmamız lazım. Bunlar ne? Birincisi; sistemin dışında kalmak. Yani özürlülerin mevcut sosyal veya fiziksel sistemlerin içine girememek gibi bir problemleri var. Çünkü sistemler özürsüz insanlara göre dizayn edilmiş, kurulmuştur. Bunu kınamak, eleştirmek doğru değil. Ama ihtiyaçlar böyle gerekmiş, böyle olmuş. Bizim için bu problemin şu neden olmuş, şu neden yaptısı bu yaptısı hiç önemli değil, önemli olan bu sistemin içerisine özürlüleri nasıl sokarız. Yani özürlüleri nasıl bayramlaşma merasimlerine katarız, özürlüleri nasıl cenaze törenine, nasıl eğitim sistemine, nasıl idari sisteme, hukuk sitemine veya işte temsil sistemlerine nasıl katarız? Meselemiz bu!

İkinci problem; insanların bakış açısı. İnsanların bakış açısının değişmesi lazım. Çünkü özürlüler aciz olarak algılanıyor ve kendi kendilerine bile karar veremeyecekleri zannediliyor. Bu bakış açısının da değişmesi lazım. Bu bakış açısı değişmezse başta annemiz, babamız olmak üzere öğretmenlerimiz, idarecilerimiz herkes bu bakış açısının, yanlış bakış açısının etkisi ile bizleri, kendi kendimizi anlayamayacak, hâsılı köşeye hapsediyor. Evinizin bir köşesinde sindirip bırakıyorlar.

Üçüncü problem de özürlülerin doğrudan kendileri ile ilgili problem. Özürlülerin kendileri ve toplumla ilgili bakış açılarının ve anlayışlarının düzeltilmesi lazım. Bir çaresizlik hissinde, kanıksanmış bir çaresizliğin içerisinde hissediyorlar kendilerini. O yüzden bu üçünün de aşılması lazım. Bunun için çok samimi çalışmak gerekiyor. Bunun için mekânizmaların gerçekçi olması gerekiyor ve planlarını gerçekçi yapması gerekiyor. Yani ya şu sözü asla kabullenmemiz mümkün değil; ya siz bir kaç özürlü (kayıt hatası) ... para aldılar devletten. Ya kardeşim o kadar hortumcuları görmüyorsunuz da özürlüleri mi görüyorsunuz? Arkadaşlar hırsızlık kim yaparsa yapsın sağlam da yapsa hırsızlıktır, sakat da yapsa hırsızlıktır.

Gerçekçi olmayı becermemiz lazım. Değerler, güzel ahlâk sadece özürsüzlerin değeri değil, hepimizin değeri. O yüzden de gerçekçi olacağız. Mesela Türkiye İş Kurumu ile Fiziksel Engelliler Vakfı bir işbirliği yaptılar. İstanbul'da çok güzel bir çalışma yürüyor. Dördüncü ayda 198 kişi işe yerleştirildi arkadaşlar. Yani çalışacak özürlünün özellikleri öğreniliyor, işverenin ihtiyaçları tespit ediliyor, ikisi eşleştiriliyor ve özürlü işe yerleştiriliyor. İşveren diyor ki, “gel arkadaş, tam benim aradığım adamsın” diye kabul ediyor, 198 kişi. Biliyor musunuz 90 kişi söylediklerine rağmen, istediklerine rağmen o işleri kabul etmediler. Şu anda çalışan 108 kişi. Şimdi, iyi de bu 90 kişi niye kabul etmiyor? Söyledikleri iş bulundu kendisine. Köşede yatmaya, tembellik yapmaya hiç birimizin hakkı yok arkadaşlar. Bu memleketimizi hepimiz kalkındıracağız. Türkiye'nin birinci lige çıkmasında özürlülerin de payı olacak. Bu memleketin yollarının, hastanelerinin, okullarının iyi çalışmasında bizim de emeğimiz olacak. Eğer bunları biz böyle başaramazsak kusura bakmayın asalak insanlar oluruz, bu da bize yakışmaz. İşte ben Şûra'nın yerel yönetimler menşei altında, yerel yönetim merkezli olarak özürlülerin de kendilerinin öne çıkması, kendi değerlerini bulması ve kendilerini doğru olarak anlaması aşamasına katkıda bulunmasını faydalı olacağını arzu ediyorum.

Yerel yönetimlerle ilgili olarak elimizde çok güzel modeller var. Hakikaten iyi yaklaşımlar bunlar. En başta Başbakanımızın İstanbul'da başlattığı çığır var. Bunun doğru anlaşılması ve bütün belediyeler tarafından da doğru okunmasında fayda var.

Ben burada hükümetimizin belediyelerle ilgili çalışmalarını götüren Sayın İçişleri Bakanımıza da şükranlarımı sunmak istiyorum. Çünkü özürlülerin hem il genel meclisi hem de belediyeler bünyesinde nasıl algılanması ve hizmetin nasıl verilmesi gerektiği konularında son derece medeni ve modern standartlar, genelgelerle yönlendiriyor. Bu anlamda çok şanslıyız diye düşünüyorum.

Şûramızın hayırlara vesile olmasını dileyerek hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

İnşallah yarınlar daha güzel olacak.