Projeler

Ulusal Yenidoğan İşitme Taraması Projesi

İşitmenin Önemi

İnsanlar duyuları aracılığı ile dış dünyayı algılar,ruhsal,zihinsel, sosyal gelişimini sağlar.Duyulardan birinin eksikliği algılamanın bütünlüğünü bozarak kişinin zihinsel,duygusal, sosyal yaşamını etkiler.İşitme duyusu kişinin konuşmayı öğrenip iletişim kurması için zorunludur.İnsanı diğer canlılardan farklı ve üstün kılan konuşma becerisine sahip olmasıdır.Konuşmanın gelişmesi için işitmek gerekir. Annemizin kalp atışlarını duyarak başlayan işitme süreci doğa ve yaşamdaki diğer sesleri duyup tanıyarak sürer ve duyduklarımızı yineleyerek konuşmayı öğreniriz.Konuşma düşünmeyi geliştirir çünkü insan sözcüklerle düşünür.

Konuşma becerisi iletişimin temelidir. İletişim medeniyetin gelişmesini sağlamıştır. Nesilden nesile bilgi aktarımı konuşmanın ve buna bağlı olarak lisan gelişiminin sonucu gerçekleşmiştir.

Konuşma ve lisan gelişimi yaşamın ilk iki yılında hızlı gelişir 4 yaşına kadar tamamlanır.Bu nedenle bir çocuğun konuşmayı öğrenebileceği en önemli dönem ilk iki yaştır, yapılan çalışmalarda işitme engelli çocukların beyinlerinin aynı yaştaki işiten çocuklara göre daha az geliştiği görülmüştür.

İşitme engeli işitme duyarlılığının kişinin gelişim,uyum,özellikle iletişimdeki görevlerini yerine getiremeyiş durumudur.Kişinin yalnız dil ve konuşma gelişimini değil zihinsel, sosyal ve duygusal gelişimini de etkiler.İşitme kaybı çok hafif kayıptan tam işitme kaybına dek çeşitli derecelerde olur.

İşitme engeli doğuştan olabileceği gibi sonradan hastalıklar, İlaç kullanımı,kazalar,yaşlanma nedeniyle de meydana gelebilir. Sonradan olan işitme kayıplarında kişi konuşma ve lisan gelişimini tamamlamışsa iletişimini konuşarak ve işitme cihazı kullanarak sürdürür. Doğuştan işitme kayıplarında çocuk konuşma seslerini duyamıyorsa kendiliğinden konuşmayı öğrenemez.

İşitme engelli çocuk için çevresindeki nesneler ve bireyler yalnızca görüntü olarak anlamlı olduğundan soyut düşünce gelişemez .Sözel iletişim kuramayan çocuğun bilgi alış verişi kısıtlı olur,yeterli uyarı alamadığı için zihinsel gelişimi geriler, yaratıcılığı azalır,eğitim yaşamında başarısız olur.Çocuk duygu ve isteklerini ifade edemediği için hırçınlaşır,çevreyle iletişim kuramaz, içine kapanır,sosyal uyumsuzluk gösterir.

İşitme kaybı saptanan çocuk kaybının derecesine göre seçilen işitme cihazı ile mevcut işitme kapasitesini kullanabilir. İnsanların konuşma becerisini kazandığı 3 ay-6 yaş arası dönemde konuşma becerisini geliştirebilir.Tanı ne denli erken konup rehabilitasyona başlanırsa konuşma ve lisan gelişimi o denli normale yakın olarak gelişmekte bu da çocuğun sosyal, duygusal,bilişsel ve akademik gelişimi üzerine olumlu etki etmektedir.

İŞİTME ÖZÜRÜNÜN ERKEN TANILANMASI

Son yıllara kadar Amerika Birleşik devletleri gibi gelişmiş ülkelerde bile ağır işitme kayıpları ortalama 2.5 yaşında saptanmakta daha hafif kaybı olanlar ise ancak 5-6 yaşlarında fark edilmekteydi.Herkesin ortak görüşü olan işitme engelinin bebek 6 aylık olmadan önce saptanıp rehabilite edilmesi amaçlandığı halde son 20 yıla kadar gerçekleşemedi.1978 yılında D.Kemp adlı araştırıcının geliştirdiği otoakustik emisyon cihazı ile işitme engelinin bebeklik döneminde fark edilmesi mümkün oldu.Bir çok ülke işitme engelinin erken tanılanabilmesi için doğum hastanelerin de yeni doğanlara işitme taraması programı başlattı. Böylece doğar doğmaz işitme taraması uygulanan bebeklerden işitme engelli ihtimali olanların daha sonra odyoloji kliniklerinde ileri tetkikleri yapılarak 6 aylık olunca işitme cihazı uygulanmaya başlandı.Daha sonra bu kadar erken yaşta saptanıp müdahele edilen bebeklerin lisan ve konuşma gelişimlerinin işiten yaşıtlarına benzer olduğu gözlenince Avrupa Birliği Ülkelerinde ve ABD’ de işitme engelinin mümkün olan en erken yaşta saptanması için tarama programları uygulamaya konuldu.

TÜRKİYE’DE İŞİTME ÖZÜRLÜLERİN DURUMU

Türkiye’de tahminen her bin bebekten 1 veya 2 si ileri derecede işitme kaybı ile doğmakta 3-4 yaş grubunda geçirilen hastalıklar , kazalar ,travmalar sonucu bu oran %0.6 ya çıkmaktadır. İşitme engelli bebek ve çocukların çok azı tanı , tedavi ve konuşma eğitiminden yaralanmakta geri kalan büyük çoğunluk okul çağına kadar herhangi bir tedavi veya eğitim almamaktadır. İşitme engelliler okullarında eğitilmeye çalışılan bu çocuklar toplumsal iletişim kuracak beceriyi kazanamadıkları gibi kendilerine meslek edinmelerini sağlayacak eğitimi de alamamaktadır. Son yıllarda işitme engelliler okullarında sözel iletişim yöntemiyle eğitim verilmesi benimsenmiştir. Dil ve konuşma gelişimi olmayan çocukların bu yöntemle eğitilmesi mümkün değildir. Bu okullardan mezun olan çocukların okuduğunu anlama ve cevaplama dolayısıyla sınavlarda başarılı olma şansı yoktur. Gözlediğimiz kadarıyla sözel iletişimi olmayan işitme engelliler arasında yüksek öğrenim gören veya meslek sahibi olana rastlanmadığı gibi normal bir insanın kültür seviyesine mevcut koşullarda ulaşmaları çok zordur.

Türkiye’de işitme engelli çocuklar genellikle 2.5- 4 yaş arasında fark edilmektedir. İşitme engeli için tanı,cihazlama,eğitim gibi işlemler birkaç büyük ilimizdeki Üniversitelerin Odyoloji bölümlerinde sürdürülmekte olup ihtiyacı karşılayamamaktadır. Devlet Hastanelerinin çok azında Odyoloji birimleri bulunmakta buralarda çocukların eğitimi için her hangi bir düzenleme mevcut değildir. İşitme engelli çocukların çok azı bu merkezlere ulaşabilmektedir. İşitme kaybı saptanıp işitme cihazı kullanması önerilen çocukların işitme ve konuşma eğitimine ihtiyacı vardır.2.5-4 yaş civarında tanısı konulan bir çocuğun dil ve konuşma gelişimini kazanabilmesi için 17-18 yaşına kadar eğitim alması gerekir. Ankara’da Hacettepe, Gazi ,Ankara Üniversitelerinin,İstanbul’da Marmara, Eskişehir’de Anadolu üniversitelerinde eğitim merkezleri bulunmakta olup kapasitelerinin üstünde hizmet vermeye çalışmaktadır. Merkezlerin yetersiz sayıda olması nedeniyle Devletimiz Özel eğitin merkezlerinden hizmet sağlanması için katkıda bulunmaktadır. Sağlık kurulu raporu ile engellilik halini belgeleyen ve sosyal güvencesi olanlara 2003 yılı bütçe uygulama talimatına göre ayda 280 milyon (200 dolar) özel eğitim parası ödemektedir. Bu da bir yılda bir çocuk için 2400 Dolar, 10 yılda 24 000 Dolar demektir. Bir merkezde ortalama 100 çocuğun eğitim aldığı düşünülürse devlet bu merkeze yılda 2 40 000 Dolar ödeme yapmaktadır.

Yaşamının ilk 3 ayında tespit edilip 6. ayında işitme cihazı uygulanan ve terapiye başlanan çocukların eğitim süresi kısalmaktadır çünkü bu çocuklar işitmesi normal olan çocukların dil ve konuşma dönemlerine uygun gelişme göstermektedir. Dolayısıyla daha kısa bir sürede hedefe ulaşılacak ve Devlet de daha az harcama yapacaktır.

Teknolojideki gelişmeler en ileri derecedeki işitme kaybı için bile işitme imkanını sağlayacak düzeyde olup bu teknolojiler Türkiye’de de mevcuttur. Bu nedenle Özürlüler İdaresi olarak Erken tanı yöntemlerinin işitme engeli ile doğan bebeklere uygulanmasını sağlamak amacıyla gelişmiş ülkelerde uygulanmakta olan otoakustikemisyon test cihazı ile yeni doğan işitme taramalarının doğum hastanelerinde başlamasını sağlayan projenin koordinasyonunu üstelenmiştir. Sağlık bakanlığı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinin de taraf olduğu projede Ankara Zübeyde Hanım Doğum ve Çocuk Bakımevinde 20.09.2000 tarihinde yeni doğan işitme taramalarına başlanmıştır. Mayıs 2003 tarihine kadar 17500 e yakın bebek taranmış olup Hacettepe Üniversitesi Odyoloji bölümüne sevk edilenlerden 12 bebeğe işitme kaybı tanısı konarak rehabilitasyon programına alınmıştır. Bu çalışma ile tarama programının başarılı ve kolay uygulanabilir olduğu gözlenmiş bu nedenle diğer doğum hastanelerinde de uygulanması için çalışmalara başlanmıştır. İlk aşamada Türkiye’nin en büyük doğum hastanesi olan Ankara Dr. Zekai Tahir Burak Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Doğum Hastanesinde Mayıs 2003 de yenidoğan işitme tarama ünitesi kurularak çalışmalara başlandı.

İŞİTME TARAMALARINDA KULLANILAN YÖNTEMLER

Yeni doğan işitme taramaları için iki yöntem kabul görmektedir. Bunlar uyarılmış otoakustik emisyon (TEOAE) ve işitsel beyin sapı cevabı (ABR) yöntemleridir. Taramalarda bu yöntemler ayrı ayrı veya bir arada kullanılmaktadır. Her iki yöntemde girişim gerektirmeyen, hızlı (5 dakikadan az), kolay uygulanabilen, özel yetişmiş elemana ihtiyaç duyulmayan yöntemlerdir.
1978 yılında David Kemp tarafından geliştirilen uyarılmış otoakustik emisyon cihazı (TEOAE) ses uyarısına karşı iç kulağın (kokleanın) oluşturduğu ses dalgalarını dış kulak kanalına yerleştirilen minyatür bir mikrofon ve buna bağlı mikrobilgisayar ile kaydeder. İşlevi bozulmuş kokleada emisyon alınamadığı için işitme taraması için tercih edilen bir yöntem olmuştur TEOAE cihazı ile yapılan taramalar ABR taramalarından daha hızlı olmasına rağmen dış kulak yolu ve orta kulakta sıvı veya kir bulunması halinde test etkilenir.

TEOAEnin uygulanması:
Otoakustik emisyon testi akustik olarak izolasyonu yapılmış ortamlarda uygulanması ideal olmasına rağmen tarama programında bu koşulları sağlamak mümkün değildir. Ortam gürültüsünün 50dB yi aşmadığı sessiz ortamlarda uygulanabilir.

Emisyon testini hemşire,sağlık görevlisi,gönüllüler sistemli bir eğitim aldıktan sonra uygulayabilir.

oğumdan sonra dış kulak yolunda doğum sıvısı kalıntıları 24 saat içinde fizyolojik olarak temizlenir.Bu nedenle yenidoğanların taburcu edilmelerine yakın test edilmeleri uygun olur.

Bebeğin test sırasında karnı tok olmalıdır. Test anne kucağında veya yatağındayken yapılır.

Akustik probun bebeğin kulağına yerleştirilmesinden testin tamamlanmasına kadar geçen süre her kulak için en fazla 5 dakikadır. Uygulayıcının tecrübesi arttıkça bu süre kısalmaktadır.

Testin sonucu geçti/kaldı şeklinde değerlendirilir. Bu test işitme kaybının derecesini göstermez sadece iç kulağın fonksiyonel olup olmadığını gösterir. Bebeğin testi geçememesi işitme kaybının dışında başka nedenlere bağlı olabilir.(örneğin, dış kulak yolunda buşon olması veya kulak yolu anomalileri gibi)

İşitsel Beyin Sapı Cevabı (ABR)
İşitsel beyin sapı cevabı (ABR) cihazı ses uyarısına karşı oluşan elektro ensefalografik(beyin) dalgaları bebeğin başına yerleştirilen elektrodlarla kaydeder. ABR cihazı ile yapılan tarama sırasında bebeğin sakin veya uyku halinde olması gerekir. Orta ve dış kulak yolunda bulunan sıvı ve kalıntılardan etkilenmez. ABR işitme sinirinin ve beyin sapı işitme yolunun fonksiyonunu ölçer.

Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığının Yenidoğan İşitme Taramaları Konusundaki Çalışmaları:

Avrupa Konseyi Gelişim Konferansı raporunda her ülkenin kendi koşullarına göre tarama protokolü oluşturması tavsiye edilmektedir.

Zekai Tahir Burak Doğum Hastanesi için Planlanan tarama protokolü şu şekildedir:

Bu hastanede doğan bütün bebekler hastaneden taburcu edilmeden önce her iki kulağından emisyon cihazı ile test edilecektir.Testi geçenlerin takibe alınmayacak kalanlara 15 gün sonra tekrar emisyonla test edilmek üzere randevu verilecek ve aile bilgilendirilecektir. İkinci defa emisyon testinden kalanlar Tarama ABRsi ile test edilecek bu testten hem geçen hem de kalanlar takip programına alınmak üzere Hacettepe Üniversitesi Odyoloji bölümüne yönlendirilecektir. Odyoloji Ünitesinde 3 ay içinde kesin tanı konulan bebeklerden işitme kaybı saptananların en geç 6 ay içinde işitme cihazı kullanmaları sağlanacak ve aile destek eğitimine başlanacaktır.

Ailesinde işitme kaybı olan,sarılık,menenjit kafa travması geçiren, metabolik hastalığı olan,yarık dudak-damak, down send gibi doğumsal anomalisi olan riskli gruptaki bebekler tarama testinden geçseler bile 7-8 ay sonra tekrar test edilmeleri önerilecektir.

Yalancı pozitif vakalara her tarama programında rastlanır. Yeni doğan işitme taramaları için kabul edilebilir yalancı pozitiflik oranı % 4 tür. Yalancı pozitif sonuçlara neden olan bir çok faktör vardır bunlar : 1-Orta kulakta sıvı veya dış kulak yolunda tıkaç bulunması 2-Gürültülü test ortamı 3-Tarama personelinden kaynaklanan hatalardır.

Bir hastalığın veya özürlülüğün yeni doğan tarama programına alınması için bazı kriterleri taşıması gerekir.

*Mevcut bozukluk ciddi sonuçlara neden olmalı
*Toplumda sık görülmeli
* Klinik olarak teşhis edilebilmeli
*Tedavi imkanları mevcut olmalı
*Tedaviye cevap veren veya çocuklar üzerindeki olumsuz etkisinin azaltılabildiği bir patoloji olmalı
*Erken tanı ve müdahalenin etkili olduğu bir bozukluk olmalıdır.
Yenidoğan işitme taraması bu kriterleri karşılayan özelliklere sahiptir.
*İşitme engeli konuşma ve lisan gelişimini engelleyerek zihinsel ,sosyal ,bilişsel geriliğe neden olur.
*İşitme engeli sağlıklı bebeklerde %0.1-0.2,riskli bebeklerde %4-5oranında görülür.
*Klinik olarak teşhis edilebilir.
*Odyolojik ve cerrahi olarak müdahele edilebilir.
*Cihaz uygulaması ve eğitimle gelişme sağlanır.
*Konuşma ve lisan gelişiminin en hızlı olduğu ilk 3 yılda teşhis edilip tedavisi yapılmazsa iletişimin tamamen kaybedilmesi buna bağlı olarak sosyal ,entellektüel, duygusal gelişimin olumsuz etkilenmesi söz konusudur

Ulusal İşitme Taraması Kampanyası

Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı yeni doğan ve süt çocukluğu döneminde işitme taramalarının ülke genelinde yaygınlaştırılması amacıyla kurumlar arası koordinasyon görevini üstlenerek Ulusal yeni doğan işitme taraması kampanyası başlatmıştır. Sağlık Bakanlığı ile ortaklaşa yürütülecek olan kampanya için Dokuzeylül , Gazi, Hacettepe, Marmara Üniversiteleri bilimsel destek verecektir. İlk aşamada ileri tetkiklerin yapılacağı merkezlere yakınlık derecesine göre seçilecek 10-15 ildeki Sağlık Bakanlığına bağlı doğum hastanelerinde yeni doğan işitme taraması üniteleri kurulacaktır.Tarama personelinin eğitimi,hasta sevk zincirinin oluşturulması, ,toplumun tarama programı konusunda bilgilendirilmesi, işitme kaybı tespit edilen bebeklerin eğitimi ,sosyal güvencesi olmayan işitme engelli bebeklerin işitme cihazlarını temin etmede toplum ve sivil toplum örgütlerinin desteğinin sağlanması gibi konularda Başkanlık koordinasyon rolü üstlenecektir.
Kampanyanın başarılı olması ve yaygınlaşması için toplum bilincinin gelişmesi gerekir.
Taramaların Türkiye’de doğan her bebek için uygulanabilmesi amaçlanmaktadır.Bu nedenle toplumun her kesiminin duyarlılığını artıracak ve desteğini sağlayacak etkileyici görsel yayınlar oluşturulmuş olup Ulusal ve yerel televizyonlarda yayınlanacaktır.
 

 


© 2005- T.C. Başbakanlık Özürlüler İdaresi - Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı