Yazar : | Şule ÜRKER** |
ÖZET
Günümüzde evrensel bir ilkeye dönüşen ve çağdaş uygarlığın simgesi olan sosyal güvenlik kavramı, temelde, bireyin karşılaşacağı ve yaşamı için tehlike oluşturan olaylara karşı bir güvence arayışının ürünüdür. Sosyal güvenlik sistemleri doğal, ilkel, aile içi ve dinsel nitelikten, günümüzün“devletin sağlamakla yükümlü olduğu kurumsallaşmış çağdaş” modellere doğru bir evrim geçirmiştir. Bu süreçte sosyal güvenlik hakkı da“insan hakları” kapsamına alınmıştır. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin 22. maddesinde;
“Herkes, toplumun bir ferdi olarak sosyal güvenlik hakkına sahiptir; sosyal güvenlik, bireyin onuru, kişiliğinin geliştirilmesi için kaçınılmaz ekonomik, sosyal ve kültürel hakların tatmin edilmesi temeline dayanır.” denilmiştir.
Sosyal güvenlik hakkı,“sosyo-ekonomik haklar” grubu olarak ikinci kuşak insan haklarındandır. Sosyo-ekonomik haklar, bireyi toplumdan alacaklı kılan ve devlete de bir takım yükümlülükler getiren haklardır. Bu hakların karşılanması ve yaşama geçirilmesi için, devletin pasif kalmaması ve etkin bir şekilde çaba göstermesi gerekir.
Türkiye, başta dezavantajlı gruplar olmak üzere insanların yoksulluğa karşı korunması hedefine hizmet eden sosyal güvenlik sisteminde bugünlerde yeni bir sitem değişikliğine gitmektedir. 5754 sayılı“Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile 506 sayılı“Sosyal Sigortalar Kanunu”, 1479 sayılı“Esnaf ve Sanatkârlar ve Bağımsız Çalışanlar Kanunu” ve 5434 sayılı“Emekli Sandığı Kanunu” büyük ölçüde yürürlükten kaldırılmış ve normda birlik sağlanmaya çalışılmıştır. Bu makalede özürlülerin sosyal güvenlik hukukundaki hakları ile ilgili eski ve yeni hükümler incelenmiş ve karşılaştırılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Sosyal güvenlik, erken emeklilik, özürlü, malûl
ABSTRACT
The term of social security, one of the building structure of modern civilization and which has been currently transformed into a universal principle, is principally a consequence of seeking security against the circumstances posing serious threat to individuals’ lives. Social security systems are evolved from natural, primitive, family and religious characteristic to today’s“obligatory provided by the government and institutionalized, contemporary” model. In this evolution process, social security right has been included into the scope of human rights. Art.(22) of Universal Declaration of Human Rights reads as follows:
“Article 22- Everyone, as a member of society, has the right to social security and is entitled to realization, through national effort and international co-operation and in accordance with the organization and resources of each State, of the economic, social and cultural rights indispensable for his dignity and the free development of his personality.”
Social security right, as being a part of socio-economic rights, is accepted under the second-generation human rights. Socio-economic rights oblige the society against individual and the government is required to provide several obligations. In order to fulfill the obligations and implement these rights, governments are required to be active and endeavor effectively.
Currently, our government is on the road of a change of system in the social security system, serving the goal of protecting people -primarily disadvantageous groups- against poverty. Law No 5754, amending the Law on Social Security and General Health Security (Law No 5510), has repealed almost all of the provisions of Social Insurances Law (Law No 506), Social Insurance Institution for the Craftsmen and Artisans and Other Self Employers (Law No 1479) and Retirement Fund Law (Law No 5434), and with this regulation an attempt to ensure unity of norms in the social security legislation has been made. In this article, past and present provisions about the rights of disabled people in social security legislation will be assessed and compared.
Key Words : Social security, disabled people, early retirement
GİRİŞ
Sosyal güvenlik, refah devletinin en önemli göstergelerinden birisidir. Bu kavram, insanların istekleri ve iradeleri dışında meydana gelen tehlikelerin zararlarından korunma garantisini ifade eder. Aynı zamanda bireylerin istek ve iradeleri dışında oluşan sosyal risklerin kendilerinin ve geçindirmekle yükümlü oldukları kişilerin üzerlerindeki gelir azaltıcı ve harcama artırıcı etkilerini azaltmak ve kişilere sağlıklı ve asgari bir hayat standardını garanti edebilmek olarak tanımlanmaktadır.
Sosyal güvenlik, bağımsız bir ülke olmanın ve modern devlet anlayışının vazgeçilmez unsurlarından birini oluşturmaktadır. Kendini ve geleceğini güvence altına alma hissi insanlığın varoluşuna kadar uzandırılabilirse de bugün anlaşılan manada sosyal güvenlik sistemi sanayi devrimi ile ortaya çıkmıştır. Zaman içinde ise devletin, gönüllü kuruluşların ve sendikaların yaptıkları yardımlardan oluşan yapıdan çıkıp, sosyal sigortaların öne çıktığı bir yapıya dönüşmeye başlamıştır.
Sosyal güvenlik sistemlerinin var oluş sebebi, bireylerin kazançlarını ve çalışma yeteneklerini etkileyen risklere karşı bireyleri korumak ve bu tür risklerin zararlarını telafi etmeye çalışmaktır. Bu risklerin kapsamı yıllar boyunca her ülkede kendine göre değişimlerden geçmiştir.
Günümüz sosyal güvenlik sistemlerinin gelişmesine öncülük eden en önemli ülke Bismarck Modelinin uygulandığı Almanya’dır. Almanya’yı Beveridge Modelinin uygulandığı İngiltere izlemiştir.
Bismarck, sanayileşme sürecindeki Almanya’da, kentlerde sefalet içinde yaşayan ve 1877’deki ağır ekonomik bunalım nedeniyle yaşam koşulları daha da ağırlaşan işçi sınıfına güvence sağlamak amacıyla ilk sosyal sigorta sistemini oluşturmuştur. Bu modelde sosyal güvenlik hakkı, kural olarak mesleki faaliyet ölçütüne bağlı olmaktadır. Kişilerin bağımlı ya da bağımsız çalışma statülerine bağlı olarak, sosyal güvenlik sisteminin kapsamına alınmaları söz konusudur. Sistemin finansman kaynağı ise, esas olarak kazanç esasına dayalı sigorta primleridir. Günümüzde, sosyal sigorta modeli en yaygın olarak uygulanan modeldir. Türk Sosyal Güvenlik Sistemi uzun süredir mevcut yapısıyla bu model ile uyum içindeydi. Modelin esası ve doğası, kurumsal (idari) yapıda ve sosyal sigorta hakları açısından farklı yasal düzenlemeleri zorunlu kılmasıdır. Çalışanların, mesleki faaliyetlerinin özelliklerine göre farklı sosyal güvenlik kurumlarına tabi olmaları, kazançlarına bağlı prim esası, sosyal sigorta yardımlarında da belirli bir farklılığı beraberinde getirir.
Beveridge ise“yoksulluğun çağdaş bir toplumun yüz karası” olduğunu vurgulayarak, geniş kapsamlı bir sosyal güvenlik sistemi ile toplumun yoksulluk sorununu çözümleyebileceğini ifade etmiş ve sistemin yaslanacağı temel ilkeleri belirlemiştir. 1942 tarihli Beveridge Raporuna göre sistemin finansmanı, ulusal bütçeden karşılanır. Bu modelde, Yönetimde birlik ve sosyal güvenlik yardımları açısından teklik ilkesi esastır. Ulusal düzeyde bir tek sosyal güvenlik kurumu olacak ve bunun yönetimi bir tek bakanlığa verilecektir. Sistem, istisnasız tüm nüfusu kapsamına alır ve kapsamda olanlara, maktu bir sosyal güvenlik yardımı yapılır. Örneğin, 65 yaşını doldurmuş olan tüm vatandaşlara, kazanç durumlarından bağımsız olarak maktu bir emekli aylığı bağlanır (Güzel,2005). Ülkemizde, yürürlüğe konulmak istenen tek çatı modeli, birçok yönüyle bu model ile benzerlik göstermektedir.
Sosyal güvenliğin varoluş nedenini oluşturan sosyal risklerin kapsamı yıllar boyunca her ülkede ülkenin koşullarına göre değişimlerden geçmiştir. Yirminci yüzyılın son yarısında, dünyadaki bütün sosyal güvenlik sistemlerinin kabul ettiği bazı uluslararası standartların oluştuğu görülmektedir. Bunlardan en önemlileri 1948 tarihli "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi", 1952 senesinde 35 inci Uluslararası Çalışma Konferansında kabul edilen "Sosyal Güvenliğin Asgari Normlarına İlişkin 102 Sayılı Sözleşme", diğer Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmeleri ve Türkiye'nin 1976 yılında onayladığı Avrupa Sosyal Güvenlik Kodu'dur. Bu sözleşmelerde sosyal güvenlik sistemi içine alınması öngörülen sosyal riskler; hastalık (hem tıbbi hem de parasal yardım), işsizlik, yaşlılık, iş kazası, meslek hastalığı, analık, sakatlık ve ölüm olarak sıralanabilir. Bu listeye en son olarak Almanya'da önerilen ve yaşlıların ve sakatların kendi evlerinde bakımları da eklenebilir. Birçok gelişmiş ülkede nüfusun büyük bir kısmı veya tamamı, bu sıralanan risklerin hepsine karşı sosyal güvenlik sistemleri altında korunmaktadır. (Süngü, 2006).
Sosyal güvenlik sistemlerinin temel amacı, insanları yoksulluğa ve yoksunluğa karşı korumaktır. Yoksulluk önlem alınmadığı takdirde kendisini çoğaltan bir olgudur. Yetersiz beslenme, sağlık problemleri, düşük eğitim düzeyi, işsizlik olumsuz bir döngü içinde kendini beslemektedir. Özürlülük olgusu bir yoksulluk sebebidir aynı zamanda da yoksulluk özürlülüğün tetikleyicisidir. Sosyal risk kapsamında değerlendirilebilecek olan özürlülük, sosyal güvenlik bağlamında ayrı düzenlemelere tabi tutulmuştur. Özürlülerin içinde bulundukları zor koşullar göz önünde bulundurularak özürlü olanlarla olmayanlar arasındaki rekabet eşitsizliğini gidermek amaçlanmıştır. Özürlüler dünyadaki yoksul kesimler içerisinde en yoksul konumda olanlardır.
Tablo 1. Ortopedik, görme, işitme, dil ve konuşma ve zihinsel özürlü nüfus %
| Sosyal Güvenlik Durumu | Kayıtlılık Durumu | ||
Olan | Olmayan | Kendi adına | Bağımlı | |
Türkiye | 63.67 | 36.33 | 44.36 | 55.64 |
Kent | 70.80 | 29.20 | 45.23 | 54.77 |
Kır | 50.28 | 49.72 | 42.06 | 57.94 |
Erkek | 62.40 | 37.60 | 86.42 | 13.58 |
Kadın | 64.56 | 35.44 | 15.89 | 84.11 |
Kaynak: Türkiye Özürlüler Araştırması,2002
Tablo 2. Süreğen hastalığa sahip olan özürlü nüfus %
| Sosyal Güvenlik Durumu | Kayıtlılık Durumu | ||
Olan | Olmayan | Kendi adına | Bağımlı | |
Türkiye | 63.67 | 36.33 | 44.36 | 55.64 |
Kent | 70.80 | 29.20 | 45.23 | 54.77 |
Kır | 50.28 | 49.72 | 42.06 | 57.94 |
Erkek | 62.40 | 37.60 | 86.42 | 13.58 |
Kadın | 64.56 | 35.44 | 15.89 | 84.11 |
Kaynak: Türkiye Özürlüler Araştırması,2002
Yukarıdaki tablolarda görüldüğü üzere Türkiye’de 2002 yılında yapılan Özürlüler Araştırmasına göre ortopedik, görme, işitme, dil ve konuşma ile zihinsel özürlü olanların %47.55’inin, süreğen hastalığı olanların ise % 63.67’sinin (Tablo 1) sosyal güvenliği bulunmaktadır. Sosyal güvenliği olan özürlülerin oranı kentte daha yüksektir. Özürlülerin ve süreğen hastalığı olanların ancak yarısı sosyal güvenliğe sahipken, bunların yarısından fazlası bağımlı olarak sosyal güvenlik şemsiyesi altındadır. Büyük çoğunluğu yoksul olan özürlülerin özellikle tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri için sosyal güvenlik önemli bir araçtır. Bunun yanı sıra özellikle çalışamayacak durumda ve ailesine bakamayacak durumda olan özürlüler için sosyal güvenlik şemsiyesi altında sağlanacak parasal yardımların önemi kaçınılmazdır. Sosyal güvenlik sisteminin güçlendirilmesi ve etkinliğinin artırılmasının, sosyal politikanın temel sorunu olan üst gelir gruplarından alt gelir gruplarına gelirin dağıtılmasının ön planda tutulması amacına da hizmet edeceği açıktır.
Sosyal güvenlik sistemi, sosyal devletin kendisine yüklemiş olduğu ödevleri primli (katılmalı) ve primsiz ödemeler yoluyla yerine getirmeye çalışmaktadır. Sosyal güvenlik sistemini; sosyal sigortalar, sosyal hizmetler ve sosyal yardımlar olarak üç ana mekanizmadan oluşan bir olgu olarak incelemek de mümkündür. Ancak bu çalışmada primli ve primsiz ödemeler olarak ayırarak incelenmesine çalışılmıştır.
Primli Ödemeler
Primli ödemeler, çalışan ve kurum payı olarak ödenen primler karşılığında çalışan ve bakmakla mükellef oldukları kişilere hastalık, emeklilik, malûllük ve ölüm gibi durumlarda çeşitli menfaatler sağlanmasını ifade eder. Finansmanını, prim veya kesenek diye adlandırılan vergi dışı parafiskal gelirler oluşturur (Başaran,2003). Primli ödemelerde en önemli sac ayağı sosyal sigortalardır. Sosyal sigortalar 5510 sayılı Kanunda da belirtildiği üzere kısa ve uzun vadeli sigorta kollarından oluşur.
Uzun Vadeli Sigorta Kollarında Özürlülük
Uzun vadeli sigorta kolları; malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortasından oluşur. Sigortalı olarak ilk çalışmaya başladığı tarihten önce özürlü olma durumuna göre malûllük veya yaşlılık sigortasına katılma hakkı düzenlenmiştir. Ancak çalışma hayatında yaşanılan sıkıntı ve yıpranma payının aynı olduğu göz önünde tutulduğunda neden farklı düzenlemelere tabi oldukları düşündürücü bir konudur.
Malûllük Sigortası
Malûllük kavramı 506, 5434 ve 1479 sayılı Kanunlarda birbirine yakın ancak farklı şekillerde ifadesini bulmuştur.
506 sayılı Kanun kapsamında sigortalının (m. 53);
a) Kurum hastanelerince düzenlenecek usulüne uygun sağlık kurulu raporları ve dayanağı tıbbi belgelerin incelenmesi sonucu çalışma gücünün en az 2/3'ünü yitirdiği,
b) Yapılan tedavi sonunda Kurum sağlık tesisleri sağlık kurullarınca düzenlenecek usulüne uygun rapor ve dayanağı tıbbi belgelerin incelenmesi sonucu çalışma gücünün en az 2/3'ünü yitirdiği,
c) İş kazası ve meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az % 60'ını yitirdiği,
Kurumca tespit edildiği takdirde malûllük sigortası bakımından malûl sayılır.
1479 sayılı Kanuna göre (m. 28) ise malûllük, çalışma gücünün en az üçte ikisini yitirdiği tespit edilen sigortalı olarak tanımlanır.
5434 sayılı Kanun (m. 44) ise malûllük tanımını yaparken bir oran belirtmemekte ve malûl kavramını her ne sebep ve suretle olursa olsun vücutlarında hasıl olan arızalar veya duçar oldukları tedavisi imkansız hastalıklar yüzünden vazifelerini yapamayacak duruma giren iştirakçiler, olarak tanımlanmaktadır. Ancak bu Kanun kamu görevlilerini ilgilendirmesi nedeniyle malûllüğü oluş zamanı, yeri ve oluş sebebine göre üçe ayırarak incelemektedir;
a) Adi malûllük,
b) Vazife malûllüğü,
c) Harp malûllüğü.
İştirakçilerin vazifelerini yapamayacak duruma düşmeleri;
a) İlgililerin vazifelerini yaptıkları sırada ve vazifelerinden,
b) Vazifeleri dışında kurumların verdiği herhangi bir kuruma ait başka işleri yaparken bu işlerden,
c) Kurumların menfaatini korumak maksadıyla bir iş yaparken o işten,
d) Fabrika, atölye ve benzeri iş yerlerinde, işe başlamadan evvel iş sırasında veya işi bitirdikten sonra, o iş yerinde meydana gelen ve yine o işyerinin mahiyetinden veya çalışma konusunda ileri gelen kazadan doğmuş olursa, buna "vazife malûllüğü" (m. 53) denir. Ancak m. 48 gereği;
a) Keyif verici içki ve her çeşit madde kullanmaktan,
b) Kanun, tüzük ve emir dışında hareket etmiş olmaktan,
c) Yasak fiilleri yapmaktan,
d) İntihara teşebbüsten olursa,
e) Her ne suretle olursa olsun kendilerine veya başkalarına menfaat sağlamak veya zarar vermek maksadından doğmuş olursa adi malûllük hükümleri uygulanır.
Harp malûllüğü (m. 64) ise; vazife malûllüğünün özel hükme bağlanmış bir halidir.
a) Harpte fiilen ateş altında,
b) Harpte, harp bölgelerindeki harp harekât ve hizmetleri sırasında,
c) Harpte veya harbe hazırlık devresinde her çeşit düşman silahlarının etkisi ile
d) Askeri harekâtı gerektiren iç ve sınır harekâtı sırasında,
e) Barışta ve olağanüstü hallerde, emir veya görev ile uçuş yapan uçucularla, emir ve görevli olarak uçakta bulunanlardan uçuşun havadaki ve yerdeki sebepleriyle, emir ve görevle dalış yapan dalgıçlarla, denizaltı gemisinde veya dalgıç kıtasında bulunanlardan, denizaltıcılığın ya da dalgıçlığın çeşitli sebep ve tesiri ile uğranılmış ise, bunlara "harp malûlü" denir.
Bu üç Kanun karşılaştırıldığında malûllük kavramı açısından üç ayrı düzenleme ve üç ayrı uygulama ile karşılaşılmaktadır.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu (m.25) ile normlar arası birlik sağlanmaya çalışılmıştır. Ancak dikkatli incelendiğinde bir iki husus dışında maddelerin bir araya getirilerek derlenip toplanması izlenimi vermektedir. Malûl tanımı; sigortalının veya işverenin talebi üzerine kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca usulüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbî belgelerin incelenmesi sonucu, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki (5510 sayılı Kanun Geçici Madde 1 fıkra 1 gereğince Sosyal Sigortalar Kanunu ve Esnaf ve Sanatkârlar ve Bağımsız Çalışanlar Kanununa tabi olan) sigortalılar için çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az % 60'ını, (c) bendi kapsamındaki (5510 sayılı Kanun Geçici Madde 1 fıkra 1 gereğince Emekli Sandığı Kanununa tabi olan ) sigortalılar için çalışma gücünün en az % 60’ını veya vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünü kaybettiği Kurum Sağlık Kurulunca tespit edilen sigortalı olarak yapılmıştır.
506 sayılı Kanuna tabi olarak çalışan özürlüler için çalışma gücünün en az 2/3 ünün (bu yaklaşık %67’ye karşılık gelmektedir) yitirilmesi yerine yeni düzenlemede % 60 oranı tek oran olarak belirlenmiştir. Kamu personeli için de daha önceden bir oran belirtilmeme durumu değiştirilerek çalışma gücünde % 60 oranında azalma hükmüne dahil olunmuş ancak meslekte kazanma gücü için yine herhangi bir oran belirtilmemiştir.
5510 sayılı Kanunda vazife malûllüğü, Emekli Sandığı Kanunundan farklı bir metot benimsenerek malûllük başlığı altında değil ‘kamu görevlilerine ilişkin hükümler’ kısmında hükme bağlanmıştır. Aynı maddede vazife malûllükleri hangi sebeplerden doğarsa kişinin vazife malûlü olamayacağına ilişkin 5434 sayılı Kanunda 48. maddede var olan hüküm tekrar edilmiştir. Vazife malûllüğü Emekli Sandığı ile paralel bir şekilde düzenlenmiş ancak ‘yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilk defa kamuda görevli olup sigortalı olanlar için ....... idarelerince sağlanan bir taşıtla işe gelişi ve işten dönüşü sırasında veya işyerinde meydana gelen kazadan doğmuş olursa’ (m. 47) ibaresine de yer vermiştir. İki husustaki farklılık dikkat çekmektedir. Birincisi eski Kanundan farklı olarak idare tarafından sağlanan servis vb. araçlarda malûl olan kişiler de kapsam içine alınmaktadır. İkinci husus ise Emekli Sandığı Kanununda daha önce belirtilen“Fabrika, atölye ve benzeri iş yerlerinde, işe başlamadan evvel iş sırasında veya işi bitirdikten sonra, o iş yerinde meydana gelen ve yine o işyerinin mahiyetinden veya çalışma konusunda ileri gelen kazadan doğmuş olursa” ibaresinin yalnızca“işyerinde meydana gelen kazadan doğmuş olursa” şeklinde yeni Kanunda ifade edilmiş olmasıdır. Buna göre yeni düzenlemede çalışma konusu ile ilgili olsun veya olmasın malûllük için kazanın işyerinde olması yeterli görülmekte ve böylece iki husus ile de Devlet, kamu personeline karşı sorumluluk alanını genişletmektedir.
Emekli Sandığı Kanunu fikir olarak harp malûllüğünün bir çeşit özellikli vazife malûllüğü olduğunu kabul etmiştir; fakat harp malûllüğünü ayrı bir kısım olarak düzenlemiştir. 5510 sayılı Kanun harp malûllüğünü de vazife malûllüğü başlığı altındaki 47. madde içinde ele almıştır.“f) Anayasanın 92 nci maddesi veya Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler uyarınca Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesini gerektiren durumlarda, birliklerin bulundukları yerlerden hareketlerinden itibaren yurt içinde, yurt dışında, yabancı ülkelerde veya yurda dönüş sırasında” fıkrasının eski Kanundan farklı olarak harp malûllüğü kapsamına alınmasının dışında tanımlanması itibariyle belirgin bir farklılık bulunmamaktadır.
Malûllük sigortasından sağlanan yardım, malûllük aylığı bağlanmasıdır.
506 sayılı Kanuna (m. 54) göre; sigortalıya malûllük aylığının bağlanabilmesi için:
a) Çalışma gücünün 2/3 ünü yitirmesi veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün %60’ını kaybetmesi,
b) Toplam olarak 1800 gün veya en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, sigortalılık süresinin her yılı için ortalama olarak 180 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olması şarttır.
1479 sayılı Kanuna (m.29) tabi çalışan sigortalılarda bu durum;
a) Çalışma gücünün en az üçte ikisini yitirmiş olması,
b) En az beş tam yıl sigorta primi ödemiş olması,
c) Yazılı istekte bulunması ve istek tarihi itibariyle prim ve her türlü borçlarını ödemiş olması (Bu Kanuna tâbi sigortalılığı devam ederken bir iş kazası veya meslek hastalığı sonucu çalışma gücünün en az üçte ikisini kaybedenler hakkında beş tam yıl sigorta primi ödemiş olmak aranmamakta) şartlarına bağlanmaktadır.
5434 sayılı Kanunun malûllük konusunu üçe ayırarak incelemesi, malûllük aylığına hak kazanma bakımından farklı bir etki doğurmamakta, malûllük aylığının hesaplanması ile ilgili önem arz etmektedir. Bu nedenle adi malûllükten(m.46) aylık bağlanabilmesi için iştirakçilerin en az 10 yıl fiili hizmet müddetinin bulunması gerekmekte olup, aksi takdirde toptan ödeme yapılmaktadır. İstisna olarak 5 yıl fiili hizmet müddeti bulunan iştirakçilere, tedavisi imkânsız bir malûliyete uğramaları ve başkasının güç ve yardımı olmaksızın hayatını devam ettiremez duruma düşmeleri halinde 15 yıl hizmeti bulunan malûller gibi aylık bağlanmaktadır.
5510 sayılı Kanunda ise malûllük sigortasından yararlanma şartları şu şekilde düzenlenmiştir(m.26);
a) Sosyal Sigortalar Kanunu ve Esnaf ve Sanatkârlar ve Bağımsız Çalışanlar Kanununa tabi olan sigortalılar için çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az % 60'ını, Emekli Sandığı Kanununa tabi olan sigortalılar için çalışma gücünün en az % 60’ını veya vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünü kaybetmiş olması,
b) En az on yıldan beri sigortalı bulunup, toplam olarak 1800 gün veya başka birinin sürekli bakımına muhtaç derecede malûl olan sigortalılar için ise sigortalılık süresi aranmaksızın 1800 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması,
c) Malûliyeti nedeniyle sigortalı olarak çalıştığı işten ayrıldıktan veya işyerini kapattıktan veya devrettikten sonra Kurumdan yazılı istekte bulunması.
Ancak esnaf, sanatkârlar ve bağımsız çalışanlarda sigortalı sayılanların kendi sigortalılığı nedeniyle genel sağlık sigortası primi dâhil, prim ve prime ilişkin her türlü borçlarının ödenmiş olması zorunludur.
5510 sayılı bu Kanun ile daha önce de belirtildiği gibi normlar arası birlik sağlanmış ve malûliyet için ilgili yasalarda belirtilen çalışma gücünün % 60’ını veya 2/3’ünü (yaklaşık %67) kaybetmiş olmak yerine % 60 oranı belirtilerek ortak bir hüküm belirlenmiştir. Aynı durum sigortalı bulunma süresi için de geçerlidir. İlgili Kanunlarda beş ve on sene olarak uygulanan sigortalı bulunma süresi 5510 sayılı Kanunla 10 sene ve 1800 gün olarak tek hükme bağlanmıştır.
Malûllük aylığının hesaplanması hususu teknik bir konu olmakla birlikte hesaplanması konusunda kısaca şu hususlar belirtilebilir;
506 sayılı Kanuna göre malûllük aylığı (m. 55) bağlanmasına hak kazanan sigortalıya bu Kanunun 61 inci maddesine göre bulunacak ortalama yıllık kazancının (Sigortalının her takvim yılına ait prime esas kazancı, kazancın ait olduğu takvim yılından itibaren aylık talep tarihine kadar geçen takvim yılları için, her yılın Aralık ayına göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı ve gayrisafi yurt içi hasıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı artırılarak bulunan yıllık kazançlar toplamının, toplam prim ödeme gün sayısına bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama günlük kazancın 360 katı, aylığın hesaplanmasına esas ortalama yıllık kazancı oluşturur.) %60'ının 1/12'si oranında malûllük aylığı bağlanır. Sigortalı başka birinin bakımına muhtaç durumda ise bu oran %70'e çıkarılır ve sigortalı olarak çalıştığı işten ayrıldıktan sonra yazılı istekte bulunan ve malûllük aylığına hak kazanan sigortalının aylığının ödenmesine, kendisinin yazılı isteğinden, malûl sayılmasına esas tutulan raporun tarihi yazılı isteğini takibeden takvim ayından sonraki bir tarih ise bu raporun tarihinden sonraki ay başından başlanır(m.56).
Çalışma gücünün en az üçte ikisini yitirmiş sayılan sigortalı birinci fıkraya göre aylıkların ödenmesine başlanacağı tespit edilen tarihte hastalık sigortasından geçici iş göremezlik ödeneği almakta ise malûllük aylığı geçici iş göremezlik ödeneği verilme süresinin sona erdiği tarihten sonraki ay başından başlar. Şu kadar ki, bağlanacak malûllük aylığı, sigortalının hastalık sigortasından almakta olduğu geçici iş göremezlik ödeneğinin aylık tutarından fazla ise, aradaki fark, birinci fıkraya göre tespit edilecek tarihten başlanarak verilir.
5434 sayılı Kanuna göre ise (m. 53) asgari beş sene emekliliğe esas bir hizmette bulunmak şartıyla tedavisi mümkün olmayan bir malûliyet sebebiyle herhangi bir şekilde kazanç ve başkasının yardımı olmaksızın hayatını sürdürme imkânı kalmayan adi malûllere 15 sene fiili hizmeti bulunan malûller gibi maaş bağlanır. Ancak, bu maaşlar dul ve yetimlere intikal etmez.
Vazife malûllüğü aylığı (m.55) vazife malûllerinden fiili ve itibari hizmet müddetleri toplamı, 30 yıla kadar olanlara 30 yıl üzerinden; 30 yıl ve daha yukarı olanlara fiili ve itibari hizmet müddetleri toplamı üzerinden; hesaplanacak adi malûllük aylıklarına malûllük derecelerine göre aşağıda yazılı nispetlerde ayrıca zam yapılmak suretiyle bağlanır:
Malûllük derecesi Zam nispeti
1 % 60
2 % 50
3 % 40
4 % 30
5 % 20
6 % 15
Vazife malûllüğü aylıkları, buna esas tutulan vazife aylık veya ücretleri tutarlarının % 90 ını geçemez.
Harp malûllüğünde ise (m. 64) uzman erbaşlara bulundukları kademenin üç ilerisindeki kademenin, uzman jandarma çavuşlara bulundukları rütbenin bir üst rütbesinin aynı kademesinin; astsubaylarla yarbay rütbesine kadar, (yarbay hariç) bir üst rütbenin aynı kademesinin, yarbaylara albay, albaylara kıdemli albay, kıdemli albay ile general ve amirallere bir üst rütbenin, sivil iştirakçilere ise bulundukları derecenin bir üst derecesindeki aynı kademesinin emekli aylığı bağlanmasına esas gösterge tablosunda karşılığı olan derece veya kademesi üzerinden vazife malûllüğü aylığı bağlanır. Bulundukları derecenin bir üst derecesi olmayanlar için o derecenin üç ilerisindeki kademe göstergesi, üç ilerisindeki kademe göstergesi olmayanlar için de o derecenin son kademe göstergesi esas alınır.
Şu kadar ki, harp malûlü olan erbaş ve erler ile Türk Silahlı Kuvvetlerince görevlendirilen sivil görevlilere öğrenim durumlarına göre 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 36 ncı maddesinde tespit edilen giriş derece ve kademesinin bir üst derecesindeki aynı kademesinden; bunlardan öğrenim görmemiş olanlara aynı malûliyet derecesinden vazife malûlü olan ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa ekli gösterge tablosundaki ilkokulu bitiren iştirakçiye bağlanması icab eden derece ve kademesinin bir üst derecesindeki aynı kademesinden, yine bunlardan 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre devlet memuriyeti yapanların ise memuriyette kazanılmış hak olarak kendilerine uygulanan derece ve kademenin bir üst derecesindeki aynı kademesinden vazife malûllüğü aylığı bağlanır.
Harp ve vazife malûllerinin, malûllük derecesine göre hesaplanacak miktar "Harp malûllüğü zammı" olarak aylıklarına ayrıca eklenir. Bir harekatın başarıyla sonuçlanmasını şahsen sağladığı ve örnek tutulacak cesaret ve fedakarlık gösterdiği sırada malûllüğe uğradığı usulüne göre üstlerince saptanan malûllere bu zam %25 fazlasıyla bağlanır.
1479 sayılı Kanunda(m.30) malûllük aylığı, sigortalının sigortalılık süresi içinde prim ödediği gelir basamaklarının, bu basamaklardaki prim ödeme süreleri de dikkate alınarak, aylık başlangıç tarihinde yürürlükte bulunan gelir tablosu üzerinden hesaplanacak ağırlıklı ortalamasının %65'idir. Başka birinin sürekli bakımına muhtaç malûl sigortalıya %75 oranında malûllük aylığı bağlanır. Malûllük aylığı, ayrıca, gelir tablosunun son olarak değiştirildiği ay ile aylık başlangıç tarihi arasında geçen her ay bir önceki aya göre, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki değişim oranları kadar artırılır.
5510 sayılı Kanunda ise (m.27) malûllük aylığı; prim gün sayısı 9000 günden az olan sigortalılar için 9000 gün üzerinden, 9000 gün ve daha fazla olanlar için ise toplam prim ödeme gün sayısı üzerinden hesaplanır. Sigortalı başka birinin sürekli bakımına muhtaç ise tespit edilen aylık bağlama oranı 10 puan artırılır. Ancak, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar (SSK ya tabi çalışanlar) için 9000 prim gün sayısı 7200 gün olarak uygulanır.
Malûllük aylığı, işçi statüsünde çalışan ve esnaf, sanatkâr ve bağımsız çalışan sigortalılar ile kamu görevlisi sigortalı iken görevinden ayrılmış ve daha sonra başka bir sigortalılık haline tabi olarak çalışmamış olanların;
a) Malûl sayılmasına esas tutulan rapor tarihi yazılı istek tarihinden önce ise yazılı istek tarihini,
b) Malûl sayılmasına esas tutulan rapor tarihi yazılı istek tarihinden sonra ise rapor tarihini,
c) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışmakta olanların (kamu görevlileri) ise, malûliyetleri sebebiyle görevlerinden ayrıldıkları tarihi,
takip eden ay başından itibaren başlar.
Bağlanan gelir ve aylıklar, her yılın Ocak ve Temmuz ödeme tarihlerinden geçerli olmak üzere, bir önceki altı aylık döneme göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel indeksindeki değişim oranı kadar artırılarak belirlenir.
Yaşlılık Sigortası
Yaşlılık sigortasından sağlanan haklar şunlardır:
a)Yaşlılık aylığı bağlanması
b) Toptan ödeme yapılması
İlk olarak yaşlılık aylığı bağlamında incelemek gerekirse;
Sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten önce özürlü olan ve bu nedenle de malûllük aylığından yararlanamayan sigortalılar için Kanun, emekli olma şartlarını hafifleterek daha çok erken emeklilik adıyla anılan farklı bir sistem oluşturmuştur. İlk olarak 506, 5434 sayılı Kanunlarda bu durumun nasıl düzenlendiğini incelemek faydalı olacaktır.
Yaşlılık aylığından özürlülerin yararlanma şartları (erken emeklilik) 506 sayılı Kanuna tabi olanlar için (m. 60) şu şekildedir;
Sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten önce malûl sayılmayı gerektirecek derecede hastalık veya arızası bulunan ve bu nedenle malûllük aylığından yararlanamayan sigortalılar, yaşları ne olursa olsun en az 15 yıldan beri sigortalı bulunmak ve en az 3600 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmak şartıyla yaşlılık aylığından yararlanırlar.
Ancak 506 sayılı Kanuna 29/7/2003 tarihli ve 4958 sayılı Kanun ile Geçici Madde 87 eklenmiştir. Buna göre; özrü nedeniyle vergi indiriminden yararlanmaya hak kazanmış durumda olan sigortalılardan; ilgili mevzuatı uyarınca (Gelir Vergisi Kanunu m.31 gereğince çalışma gücünün asgarî % 80'ini kaybetmiş bulunan hizmet erbabı birinci derece sakat, asgarî % 60'ını kaybetmiş bulunan hizmet erbabı ikinci derece sakat, asgarî % 40'ını kaybetmiş bulunan hizmet erbabı ise üçüncü derece sakat sayılır), I. derece sakatlığı olanlar yaşları ne olursa olsun en az onbeş yıldan beri sigortalı bulunmak ve en az 3600 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmak, II. derece sakatlığı olanlar yaşları ne olursa olsun en az onsekiz yıldan beri sigortalı olmak ve en az 4000 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmak, III. derece sakatlığı olanlar yaşları ne olursa olsun en az yirmi yıldan beri sigortalı olmak ve en az 4400 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmaları şartıyla yaşlılık aylığından yararlanırlar.
Ancak 506 sayılı Kanuna 29/7/2003 tarihli ve 4958 sayılı Kanun ile Geçici Madde 87 eklenmiştir. Buna göre; özrü nedeniyle vergi indiriminden yararlanmaya hak kazanmış durumda olan sigortalılardan; ilgili mevzuatı uyarınca (Gelir Vergisi Kanunu m.31 gereğince çalışma gücünün asgarî % 80'ini kaybetmiş bulunan hizmet erbabı birinci derece sakat, asgarî % 60'ını kaybetmiş bulunan hizmet erbabı ikinci derece sakat, asgarî % 40'ını kaybetmiş bulunan hizmet erbabı ise üçüncü derece sakat sayılır), I. derece sakatlığı olanlar yaşları ne olursa olsun en az onbeş yıldan beri sigortalı bulunmak ve en az 3600 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmak, II. derece sakatlığı olanlar yaşları ne olursa olsun en az onsekiz yıldan beri sigortalı olmak ve en az 4000 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmak, III. derece sakatlığı olanlar yaşları ne olursa olsun en az yirmi yıldan beri sigortalı olmak ve en az 4400 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmaları şartıyla yaşlılık aylığından yararlanırlar.
Tablo 3. 506 sayılı Kanun Geçici Madde 87
Özürlülük Derecesi | |||
İşe Başlama Tarihi | I. Derece | II. Derece | III. Derece |
05.08.1991 ve öncesi | 15 yıl, 3600 gün | 15 yıl, 3600 gün | 15 yıl, 3600 gün |
06.08.1991-05.08.1994 | 15 yıl, 3600 gün | 15 yıl, 8 ay- 3680 gün | 16 yıl, 3760 gün |
06.08.1994-05.08.1997 | 15 yıl, 3600 gün | 16 yıl, 4 ay- 3760 gün | 17 yıl, 3920 gün |
06.08.1997- 05.08.2000 | 15 yıl, 3600 gün | 17 yıl, 3840 gün | 18 yıl, 4080 gün |
06.08.2000-05.08.2003 | 15 yıl, 3600 gün | 17 yıl, 8 ay-3920 | 19 yıl, 4240 gün |
05.08.2003 sonrası | 15 yıl, 3600 gün | 18 yıl-4000 gün | 20 yıl-4400 gün |
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununda 2003 yılında yapılan değişikliğin uygulanmasında bir geçiş dönemi öngörülmüş ve bu durum ilgili geçici maddede şu şekilde hükme bağlanmıştır;
Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte (06.08.2003);
a) 12 yıl ve daha fazla sigortalılık süresi bulunanlar hakkında sakatlık derecesi ne olursa olsun bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yürürlükte bulunan hükümler uygulanır.
b) 9 yıldan fazla 12 yıldan az sigortalılık süresi bulunup II. derece sakatlığı olanlar 15 yıl 8 ay sigortalılık süresi ve 3680 gün
9 yıldan fazla 12 yıldan az sigortalılık süresi bulunup III. derece sakatlığı olanlar 16 yıl sigortalılık süresi ve 3760 gün,
c) 6 yıldan fazla 9 yıldan az sigortalılık süresi bulunup II. derece sakatlığı olanlar 16 yıl 4 ay sigortalılık süresi ve 3760 gün,
6 yıldan fazla 9 yıldan az sigortalılık süresi bulunup III. derece sakatlığı olanlar 17 yıl sigortalılık süresi ve 3920 gün,
d) 3 yıldan fazla 6 yıldan az sigortalılık süresi bulunup II. derece sakatlığı olanlar 17 yıl sigortalılık süresi ve 3840 gün,
3 yıldan fazla 6 yıldan az sigortalılık süresi bulunup III. derece sakatlığı olanlar 18 yıl sigortalılık süresi ve 4080 gün,
e) 3 yıldan az sigortalılık süresi bulunup II. derece sakatlığı olanlar 17 yıl 8 ay sigortalılık süresi ve 3920 gün,
3 yıldan az sigortalılık süresi bulunup III. derece sakatlığı olanlar 19 yıl sigortalılık süresi ve 4240 gün,
Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmak şartıyla yaşlılık aylığından yararlanırlar.
5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununa tabi çalışan özürlü memurların (m.39\j), göreve girişlerinde alınmış ve raporda sakatlık oranı en az % 40 olanlardan fiili hizmeti 15 yıl olanların istekleri üzerine emeklilik hakları vardır. Ek Geçici Madde 22 ye göre ise sakat olup sakatlarla ilgili mevzuattan yararlanmaksızın Emekli Sandığına tabi görevlere giren ve bedensel ve zihinsel yeteneklerindeki eksiklik nedeniyle çalışma güçlerini en az % 40 oranında yitirdiği sağlık kurulu raporu ile belgelenen ve 15 yıl ve daha fazla fiili hizmeti olanlar da 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun 39’uncu maddesinin (j) fıkrası hükmünden yararlanırlar. Emekli Sandığı Yönetim Kurulunun 03.02.2006 tarihinde aldığı 19 sayılı Karara göre ilgili mevzuattan yararlanmaksızın göreve giren ancak % 40 özürlü olduğunu sağlık kurulu ile belgeleyenler 15 yıl fiili hizmeti doldurduklarında istekleri üzerine hak sahibi olurlar.
Erken emeklilik ile ilgili 1479 sayılı Esnaf ve Bağımsız Çalışanlarla ilgili Kanunda bir hüküm bulunmamaktadır. Dolayısıyla Bağ-Kur’a kayıtlı olan ve çalışmaya başlamadan önce özürlü durumda bulunan kişilerin erken emeklilik hakları bulunmamaktaydı. Ancak bu sorun 5510 sayılı Kanunla giderilmeye çalışılmıştır. Bu düzenlemenin yapılması bir yanlışlığı gidermiştir. Anılan Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte esnaf ve bağımsız çalışanlar da erken emeklilik hakkına sahip olmuşlardır.
5510 sayılı Kanunda yaşlılık sigortasından sağlanan haklar ve yararlanma şartları 28’de düzenlenmiştir.
Sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten önce malûl sayılmayı gerektirecek derecede hastalık veya özrü bulunan ve bu nedenle malûllük aylığından yararlanamayan sigortalılara, en az onbeş yıldan beri sigortalı bulunmak ve en az 3960 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirmiş olmak şartıyla yaşlılık aylığı bağlanır.
Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmet sunucularının sağlık kurullarınca usulüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbî belgelerin incelenmesi sonucu, Kurum Sağlık Kurulunca çalışma gücündeki kayıp oranının;
a) % 50 ilâ % 59 arasında olduğu anlaşılan sigortalılar, en az 16 yıldan beri sigortalı olmaları ve 4320 gün,
b) % 40 ilâ % 49 arasında olduğu anlaşılan sigortalılar, en az 18 yıldan beri sigortalı olmaları ve 4680 gün, malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olmak şartıyla yaş şartları aranmaksızın yaşlılık aylığına hak kazanırlar.
5510 sayılı Kanunun 28. maddesine eklenen fıkra hükmünce emeklilik veya yaşlılık aylığı bağlanması talebinde bulunan kadın sigortalılardan sürekli bakıma muhtaç derecede malûl çocuğu bulunanların, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra geçen prim ödeme gün sayılarının dörtte biri, prim ödeme gün sayıları toplamına eklenir ve eklenen bu süreler emeklilik yaş hadlerinden de indirilir. Bu maddede“Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra geçen süreler ibaresi” gereği yürürlük tarihinden önce çalışmaya başlamış bakıma muhtaç çocuğu bulunan kadın sigortalılar 01.10.2008 tarihinden sonra geçecek süre için prim ödeme gün sayısı ve emeklilik yaş hadlerinden dörtte bir indirim yapılacaktır.
Yaşlılık aylıklarından yararlanabilmek için, hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılan sigortalının çalıştığı işten ayrıldıktan, köy ve mahalle muhtarları ile hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışan sigortalının sigortalılığa esas faaliyetine son verip vermeyeceğini beyan ettikten sonra yazılı istekte bulunması, kamu idarelerinde çalışan sigortalıların ise istekleri üzerine yetkili makamdan emekliye sevk onayı alındıktan sonra ilişiklerinin kesilmesi şarttır.
5510 sayılı Kanun geçici madde 4’e göre Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce (01.10.2008’den önce) 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmaya başlamış olup, çalışmaya başlamadan önce ilgili mevzuatına göre alınmış ve en az % 40 oranında özürlü olduklarını gösterir sağlık kurulu raporu bulunanlar ile en az yüzde 40 oranında doğuştan özürlü olduklarını belgeleyenlerden aylık talep tarihinde kamu idarelerinde (m.4\c’de) sigortalı olanlara; en az 5400 gün uzun vadeli sigorta kolları primi bildirilmiş ya da emekli keseneği ödenmiş olması kaydıyla, istekleri halinde bu madde hükümleri esas alınarak yaşlılık aylığı bağlanır. Ancak çalışmaya başladıktan sonra, Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmet sunucularının sağlık kurullarınca usulüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbî belgelerin incelenmesi sonucu, Kurum Sağlık Kurulunca çalışma gücündeki kayıp oranının;
a) % 50 ilâ % 59 arasında olduğu anlaşılan sigortalılar, en 5760
b) % 40 ilâ % 49 arasında olduğu anlaşılan sigortalılar, en 6480
gün uzun vadeli sigorta kolları primi bildirilmiş olması kaydıyla, Geçici Madde 4 hükümlerinden faydalanabilecekleri öngörülmüştür.
506 sayılı Kanunun malûllük ve sakatlık hükümlerine ilişkin geçiş hükümleri başlıklı 5510 sayılı Kanun Geçici Madde 10’a göre 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında olup (SSK’ya tabi çalışan) bu Kanunun yürürlük tarihinden önce ilk defa sigortalı olanlardan, sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten önce 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun mülga 53 üncü maddesine göre malûl sayılmayı gerektirecek derecede hastalık veya özrü bulunan ve bu nedenle malûllük aylığından yararlanamayan sigortalılar, yaşları ne olursa olsun en az onbeş yıldan beri sigortalı bulunmak ve en az 3600 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmak şartıyla yaşlılık aylığından yararlanırlar.
01.10.2008 tarihinden önce sigortalı olup bu tarihten önce veya sonra sakatlığı nedeniyle vergi indiriminden yararlanmaya hak kazanmış durumda olan sigortalılar hakkında, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun mülga 60’ıncı maddesinin (c) bendinin (b) alt bendi ve geçici 87’nci maddesine göre işlem yapılır.
Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, malûllük durumlarının tespiti için talepte bulunan ve bu kanunun yürürlük tarihinden sonra malûl olduklarına karar verilenler hakkında 506 ve 2925 sayılı kanunlardaki diğer şartları da taşımaları halinde anılan kanunlara göre malûllük aylığı bağlanır.
Yaşlılık aylığından sağlanan ikinci hak toptan ödemedir.
506 sayılı Kanuna göre (m.64) sigortalı olarak çalıştığı işten ayrılan ve malûllük ve yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanamayan,
a) Kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş bulunan sigortalıya,
b) 50 yaşını doldurmuş bulunan ve erken yaşlanmış olduğu tespit edilen sigortalıya, kendisinin ve işverenlerinin ödediği malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinin toplamı, yazılı isteği üzerine toptan ödeme şeklinde verilir.
5434 sayılı Kanunda düzenlendiği şekliyle toptan ödeme (m. 82) şu hallerde yapılır:
a) Haklarında adi malûllük hükümleri uygulanan iştirakçilerden; fiili hizmet müddetleri 10 yıldan az olanlara;
b) Vazife malûllüğü geçtiğinden aylığı kesilmiş ve emeklilik hakkı tanınan bir vazifeye tayin edilmemiş durumda iken (61) yaşını dolduranlardan; fiili hizmet müddetleri 15 yıldan az olanlara veya yine bu durumda iken ölen ve fiili hizmet müddetleri 15 yıldan az olanların; dul ve yetimlerine;
Ölüm tarihinde çalışmaya mani ve tedavisi imkânsız hastalık veya malûllük sebepleriyle muhtaç oldukları sağlık kurulunca tasdik edilecek raporla anlaşılan erkek çocuklara da yaş kaydı aranmaksızın toptan ödeme yapılır.
1479 sayılı Kanunda (m. 39) sigortalı olarak çalıştığı işten ayrılan, malûllük veya yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanamayan kadın ise 60, erkek ise 62 yaşını doldurmuş bulunan sigortalılara, ödedikleri primler, yazılı istekleri üzerine toptan ödeme şeklinde geri verilir.
5510 sayılı Kanunda 31. maddede toptan ödeme şu şekilde düzenlenmiştir:
Herhangi bir nedenle çalıştığı işten ayrılan veya işyerini kapatan ve yaşlılık aylığı bağlanması için gerekli yaş şartını doldurduğu halde malûllük ve yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanamayan sigortalıya, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri kapsamında ise kendi adına bildirilen, (b) bendi kapsamında ise ödediği malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinin her yıla ait tutarı, primin ait olduğu yıldan itibaren yazılı istek tarihine kadar geçen yıllar için, her yılın gerçekleşen güncelleme katsayısı ile güncellenerek toptan ödeme şeklinde verilir.
Bu Kanuna göre toptan ödeme yapılarak hizmetleri tasfiye edilmiş bulunanlardan, yeniden bu Kanuna tabi olarak malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olanlar, yazılı olarak müracaat etmeleri halinde, aldıkları toptan ödemenin ödeme tarihi ile yazılı istek tarihi arasında geçen yıllar için her yılın gerçekleşen güncelleme katsayısı ile güncellenerek bulunan tutarın ilgiliye tebliğ tarihini takip eden ayın sonuna kadar ödemeleri halinde, bu hizmetler bu Kanunun uygulanmasında dikkate alınır.
Toptan ödeme ve ihya geçiş hükümlerini düzenleyen Geçici Madde 5’e göre bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalılar için bu Kanuna göre yapılacak toptan ödemelerin, 01.10.2008 tarihinden önceki hizmet sürelerine ait bölümü, bu Kanunla bazı maddeleri yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümlerine göre 01.10.2008 tarihi itibariyle hesaplanarak, 01.10.2008 tarihi ile toptan ödemenin yapılmasına ilişkin yazılı istek tarihine kadar geçen yıllar için her yılın güncelleme katsayısı ile çarpılarak bulunan tutar, 01.10.2008 tarihinden sonraki süreler için bu Kanuna göre hesaplanan toptan ödeme tutarına ilâve edilerek ödenir.
Kısa Vadeli Sigorta Kollarında Özürlülük
Kısa vadeli sigorta kolları; iş kazası ve meslek hastalığı, hastalık ve analık sigortası kollarını kapsamaktadır.
506 sayılı Kanuna göre; iş kazası; sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, işveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla, işveren tarafından görev ile başka bir yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, emzikli kadın sigortalının çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda, sigortalının işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri sırasında meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan olaydır.
Meslek hastalığı, sigortalının çalıştırıldığı işin niteliğine göre tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, sakatlık veya ruhi arıza halleridir.
İş kazası veya meslek hastalığı dolayısıyla geçici iş göremezliğe uğrayan sigortalıya her gün için geçici iş göremezlik ödeneği verilir.(m. 16)
Sürekli iş göremezlik (m. 19), bir iş kazası veya meslek hastalığı sebebiyle yapılan tedavi sonunda sigortalının meslekte kazanma gücünün tamamının veya bir kısmının kaybedilmiş olması halidir.
İş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %10' unu kaybedenlere sürekli iş göremezlik geliri bağlanır.
Sürekli ve tam iş göremezlikte sigortalıya yıllık kazancının % 70 ine eşit yıllık bir gelir bağlanır. Sürekli kısmi veya sürekli tam iş göremez durumundaki sigortalı, başka birinin sürekli bakımına muhtaç ise bu gelir % 50 artırılır.(m. 20)
Sürekli iş göremezlik geliri bağlandıktan sonra sigortalı, her zaman, iş göremezlik derecesinde bir artma olduğunu veya başka birinin sürekli bakımına muhtaç duruma girdiğini ileri sürerek gelirde değişiklik yapılmasını isteyebileceği gibi, Kurum da, sigortalıyı her zaman kontrol muayenesine tabi tutabilir.(m. 25)
5510 sayılı hizmet akdiyle veya kendi adına ve hesabına bağımsız çalışan sigortalıların tabi olduğu kısa vadeli sigorta hükümleri başlığı altında iş kazası, meslek hastalığı, geçici iş göremezlik ve sürekli iş göremezlik tanımları 506 sayılı Kanunla benzerlik göstermektedir. Ancak başkasının bakımına muhtaç özürlüler için 506 sayılı Kanunda % 50 miktarında yapılan artırım 5510 sayılı Kanun(m. 19) %100 olarak belirlenmiştir.
5510 sayılı Kanunda Genel Sağlık Sigortasında Özürlülere İlişkin Çeşitli Düzenlemeler
5510 Sayılı Kanunda üçüncü kısımda m.60 genel sağlık sigortalısı sayılanları düzenlemiştir. Birinci fıkra c bendi 3 gereğince 2022 sayılı Kanuna göre maaş bağlanmış olanlar, 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu hükümlerine göre korunma, bakım ve rehabilitasyon hizmetlerinden ücretsiz faydalanan kişiler, harp malûllüğü aylığı alanlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamında aylık alanlar aylığa hak kazandıkları tarihten itibaren genel sağlık sigortalısı sayılır.
62. maddede bu Kanun kapsamındaki kişilere sağlanacak sağlık hizmetleri ve diğer haklar ile kişilerden alınan primlerin tutarı arasında ilişki kurulamayacağı belirtilmiştir.
Sağlık hizmetleriyle ilgili teşhis ve tedavileri için gerekli olabilecek kan ve kan ürünleri, kemik iliği, aşı, ilaç, ortez, protez, tıbbî araç ve gereç, kişi kullanımına mahsus tıbbî cihaz, tıbbî sarf, iyileştirici nitelikteki tıbbî sarf malzemelerinin sağlanması, takılması, garanti süresi sonrası bakımı, onarılması ve yenilenmesi hizmetleri Kurumca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetleri arasında sayılmıştır (m. 63).
Sürekli iş göremezlik veya malûllük durumlarının tespiti, kontrolü veya periyodik sağlık muayenesi amacıyla yapılan sağlık hizmeti giderleri ile yol ve gündelik giderlerinde uygulanacak hüküm (m.65) şöyledir; muayene ve tedavi edildikleri yerleşim yeri dışına yapılan sevkinde, ayakta tedavilerde kendisinin ve bir kişi ile sınırlı olmak üzere refakatçisinin gidiş ve dönüş yol gideri ve gündelikleri; yatarak tedavilerde ise gidiş ve dönüş tarihleri için gündelikleri ile yol gideri, genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin yatarak tedavileri sırasında, hekimin veya diş hekiminin tıbben göreceği lüzum üzerine yanında kalan refakatçinin yatak ve yemek giderleri bir kişi ile sınırlı olmak üzere Kurumca karşılanır.
5510 sayılı Kanunun tanımlar kısmında tanımlandığı üzere katılım payı; sağlık hizmetlerinden yararlanabilmek için, genel sağlık sigortalısı veya bakmakla yükümlü olduğu kişiler tarafından ödenecek tutarı ifade eder. Sağlık hizmetlerinden katılım payı alınacak olanlar şunlardır(m. 68).
a) Ayakta tedavide hekim ve diş hekimi muayenesi.
b) Ortez, protez, iyileştirme araç ve gereçleri.
c) Ayakta tedavide sağlanan ilaçlar.
Katılım payı, birinci fıkranın (a) bendindeki sağlık hizmetleri için 2 Yeni Türk Lirası olarak uygulanır. Katılım payı, (b) ve (c) bentlerindeki sağlık hizmetleri için gereksiz kullanımı azaltma, sağlık hizmetlerinin niteliği itibarıyla hayati öneme sahip olup olmaması, kişilerin prime esas kazançlarının, gelir ve aylıklarının tutarı ve benzeri ölçütler dikkate alınarak % 10 ilâ % 20 oranları arasında olmak üzere Kurumca belirlenir, denmek suretiyle ortez ve protez kullanımıyla ilgili eski hükme benzer nitelikte bir hüküm düzenlenmiştir.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 36. maddesi ve 1999 yılında 4447 sayılı Kanunca eklenen Ek Madde 32 uyarınca Sigortalılar ile Kurumdan sürekli iş göremezlik geliri, malûllük veya yaşlılık aylığı almakta olanların geçindirmekle yükümlü oldukları çocuklarının ve Kurumdan hak sahibi olarak gelir veya aylık alan çocukların, iyileşmelerine yarayacak yahut iş göremezliklerini gidermeleri için gerekli görülen protez araç ve gereçleri, Kurumca sağlık yardımları süreleri ile bağlı olmaksızın sağlanır, onarılır ve tespit edilen süre ve şartlarla yenilenir. Sigortalıların çocuklarına verilecek protez, araç ve gereçlerin bedellerinin % 20'si kendilerince ödenir. Ancak, sigortalıların çocuklarından alınacak katkı miktarı, ödeme tarihindeki aylık asgari ücretin birbuçuk katından fazla olamaz.
Sigortalıların geçindirmekle yükümlü bulundukları eşlerinden % 20, kurumdan sürekli iş göremezlik geliri, malûllük ve yaşlılık aylığı almakta olanların geçindirmekle yükümlü bulundukları eşleri ile Kurumdan hak sahibi olarak gelir ve aylık almakta olan eşlerden % 10 katılım payı alınmak şartıyla protez, araç ve gereç yardımlarından yararlanırlar. Ancak, sigortalıların eşlerinden alınacak katkı miktarı, ödeme tarihindeki aylık asgari ücretin bir buçuk katından, sürekli iş göremezlik geliri, malûllük ve yaşlılık aylığı alanların eşleri ile Kurumdan hak sahibi olarak gelir ve aylık almakta olan eşlerden alınacak olan katkı miktarı aylık asgari ücretten fazla olamaz.
1479 sayılı Bağ-Kur Kanununa göre (Ek Madde 13) sağlık yardımının kapsamı ayakta yapılan tedavilerde poliklinik muayene ücretinin ve verilen ilaç bedellerinin %20'si sigortalı ve hak sahipleri, %10'u aylık alanlar ve hak sahipleri tarafından karşılanır. İş kazası ve meslek hastalığı sonucu verilecek olanlar hariç, protez, araç ve gereç bedellerinin %20'si sigortalı ve hak sahipleri, %10'u ise aylık alanlar ve hak sahipleri (3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun kapsamına girenler hariç) tarafından karşılanır. Ancak, katkı payı tutarı sigortalılarda birinci gelir basamağının bir buçuk katını, aylık alanlarda ise birinci gelir basamağının %65'ini geçemez.
5434 Sayılı Kanun Geçici Madde 139 hükmünce kullanılması sağlık raporu ile gerekli görülen protez, ortez ve tıbbi araç ve gereç bedellerinin %10'u hak sahipleri tarafından ödenir.
Muayene ve tedavi masrafları Sandık tarafından karşılanmakla birlikte ayakta veya meskende tedavi halinde kullanılacak ilaç bedellerinin % 10'u birinci fıkrada sayılan aylık sahipleri tarafından ödenir. Ancak, resmi sağlık kurulu raporu ile belirlenen ve tüberküloz, kanser, kronik böbrek, akıl hastalıkları, organ nakli ve benzeri uzun süreli tedaviye ihtiyaç gösteren hastalıkların ayakta veya meskende tedavileri sırasında kullanılmasına lüzum gösterilen ilaçlardan, hayati önemi haiz oldukları Sağlık Bakanlığınca tespit edilecek olanların bedellerinin tamamı Sandık tarafından ödenir.
Ortez, protez, iyileştirme araç ve gereçleriyle ilgili azami ödeyecekleri katılım payının tutarıyla ilgili yeni Kanunda eskisine oranla özürlüler lehine bir düzenlemeye gidilerek katılım payının tutarının sağlık hizmetlerinin alındığı tarihteki asgari ücretin %75 ini geçemeyeceği hükme bağlanmıştır(5510 m. 68\3).
2022 sayılı Yasa kapsamında maaş aldıkları için genel sağlık sigortalısı sayılanlar bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilerin ödemiş oldukları katılım payları, talepleri halinde, 29/5/1986 tarihli ve 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu hükümlerine göre kendilerine geri ödenir(5510 m. 68\5).
5510 sayılı Kanunun 69. maddesinde katılım payı alınmayacak haller, sağlık hizmetleri ve kişiler sayılmıştır. Bu maddenin a,b,d,e ve f bendi özürlüleri ilgilendiren düzenlemelerdir.
- İş kazası ile meslek hastalığı halleri ile askerî tatbikat ve manevralarda sağlanan sağlık hizmetleri,
- Aile hekimi muayeneleri ve kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri
- Sağlık raporu ile belgelendirilmek şartıyla; Kurumca belirlenen kronik hastalıklar ve hayati önemi haiz 68 inci maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamındaki sağlık hizmetleri ile organ doku ve kök hücre nakli,
- Kontrol muayeneleri
- 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu hükümlerine göre korunma, bakım ve rehabilitasyon hizmetlerinden ücretsiz faydalanan kişiler ve 3713 sayılı terörle Mücadele Kanununa göre aylık bağlanmış malûller ile aynı Kanun kapsamına giren olaylar sebebiyle vazife malûllüğü aylığı alan er ve erbaşların sağlık kurulu raporuyla ihtiyaç duydukları her türlü ortez/protez ve diğer iyileştirici araç/gereçler herhangi bir katılım payı veya fark alınmaksızın ve kısıtlama getirilmeksizin karşılanır.
Kontrol Muayenesine İlişkin Hükümler
506 sayılı Kanuna göre (m.57) malûllük aylığı bağlandıktan sonra, sigortalı, her zaman, başka birinin sürekli bakımına muhtaç duruma girdiğini ileri sürerek malûllük aylığının artırılmasını isteyebilir.
Malûllük aylığı bağlanan sigortalıları Kurum da her zaman kontrol muayenesine tabi tutabilir.
Gerek Kurumca yaptırılan kontrol muayenesinde, gerekse sigortalının isteği üzerine veya işe alıştırma sonunda yapılan muayenesinde yeniden tespit edilecek malûllük durumuna göre, malûllük aylığı:
I - Sigortalının istekte bulunması halinde:
a) Yazılı isteğini,
b) Yeni malûllük durumuna esas tutulan rapor yazılı isteğini takibeden takvim ayından sonraki bir tarihi taşımakta ise bu raporun tarihini,
II - Kurumca kontrol muayenesine veya işe alıştırmaya tabi tutulma halinde de yeni malûllük durumuna esas tutulan raporun tarihini,
Takip eden ay başından başlanarak gerekirse artırılır, azaltılır veya kesilir.
Kabul edilir bir özrü olmadığı halde kontrol muayenesini Kurumun yazılı bildirisinde belirtilen tarihten sonraki ay başına kadar yaptırmayan sigortalının malûllük aylığı, kontrol muayenesi için belirtilen tarihten sonraki ay başından başlanarak kesilir. Kontrol muayenesini üç ay içinde yaptırılan ve malûllük halinin devam ettiği tespit edilen sigortalının malûllük aylığı, ödemenin kesildiği tarihten başlanarak verilir.
Kontrol muayenesini Kurumun yazılı bildirisinde belirtilen tarihten üç ay geçtikten sonra yaptıran ve malûllük halinin devam ettiği tespit edilen sigortalının malûllük aylığı, rapor tarihinden sonraki ay başından başlanarak ödenir.
5434 sayılı Kanunda ise (m.61) vazife malûllüğü aylığı bağlananların, malûllük derecelerinin belirtilmesi için ilk defa yapılan muayeneye ait raporun sağlık kurulunca tasdik edildiği tarihten itibaren üçer yıl sonlarında ve yine aynı madde esaslarına göre iki defa muayeneleri yapılır. Gerek vazife malûllüğü aylığının bağlanması için 50 nci maddeye göre yapılan ilk muayenede, gerek birinci ve ikinci (3) yıl sonlarında yapılan muayenelerde malûllük derecelerinin değişmeyeceği anlaşılanların başka muayeneleri yapılmaz ve bu durumları aylık kayıtlarına yazılır. Malûllüklerinin değişmeyeceği anlaşılanlar, malûllük derecelerinde yükseliş olduğu takdirde son raporlarının sağlık kurulunca tasdik edildiği tarihlerden itibaren (3) yıl içinde bir defaya mahsus olmak üzere yeniden muayene edilmelerini yazı ile Sandıktan isteyebilirler.
1479 sayılı Kanunda (m. 32) ise; kurum, malûllük aylığı bağlanan sigortalıları ve çalışamayacak durumda malûl çocukları, kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını dolduruncaya kadar kontrol muayenesine tabi tutabilir.
Kabul edilir bir özrü olmadığı halde, kontrol muayenesini Kurumun yazılı bildirisinde belirtilen tarihi takip eden aybaşına kadar yaptırmayanların aylıklarının ödenmesi, kontrol muayenesi için belirtilen tarihten sonraki aybaşından başlanarak durdurulur.
Kontrol muayenesini Kurumun yazılı bildirisinde belirtilen tarihten başlayarak, üç ay içinde yaptıran ve malûllük halinin devam ettiği tespit edilenlerin aylıkları, ödemenin durdurulduğu tarih itibariyle tekrar başlatılır.
Kontrol muayenesini, Kurumun yazılı bildirisinde belirtilen tarihten üç ay geçtikten sonra yaptıran ve malûllük halinin devam ettiği tespit edilenlerin durdurulan aylıkları, rapor tarihini takip eden aybaşından başlanarak ödenir
5510 sayılı Kanuna(m. 94) göre kurum yürütülen soruşturma kapsamıyla sınırlı olmak üzere; sigortalının, isteğe bağlı sigortalının veya bunların hak sahiplerinin malûllük, iş göremezlik raporlarında belirtilen rahatsızlıklarının mevcut olup olmadığını tespit etmek için kontrol muayenesi ve tetkik yaptırılmasını talep edebilir.
Malûllük, vazife malûllüğü aylığı veya sürekli iş göremezlik geliri bağlanmış sigortalılar, malûllük durumlarında artma veya başka birinin sürekli bakımına muhtaç olduğunu ileri sürerek aylık ve gelirlerinde değişiklik yapılmasını isteyebilecekleri gibi; Kurum da harp malûlleri ve vazife malûlleri hariç, malûllük aylığı veya sürekli iş göremezlik geliri bağlanmış sigortalılar ile aylık veya gelir bağlanan ve çalışma gücünün en az % 60'ını yitiren malûl çocukların kontrol muayenesine tâbi tutulmasını talep edebilir.
Kurumca yaptırılan kontrol muayenesinde veya sigortalının isteği üzerine ya da işe alıştırma sonunda yapılan muayenesinde yeniden tespit edilecek malûllük durumuna göre, malûllük aylığı veya sürekli iş göremezlik geliri, yeni malûllük durumuna esas tutulan raporun tarihini takip eden ödeme dönemi başından başlanarak artırılır, azaltılır veya kesilir.
Kontrol muayenesini Kurumun yazılı bildiriminde belirtilen tarihten başlayarak üç ay içinde yaptıran ve malûllük veya sürekli iş göremezlik halinin devam ettiği tespit edilen sigortalının veya aylık ya da gelir bağlanmış olan malûl çocuğun kesilen aylık veya geliri, kesildiği tarihten başlanarak yeniden bağlanır. Kontrol muayenesi sonunda malûllük veya sürekli iş göremezlik halinin devam ettiği anlaşılırsa gelir veya aylıkları rapor tarihinden itibaren yeniden bağlanır.
Zamanaşımına İlişkin Hükümler
506 sayılı Kanuna göre (m.99) aksine hüküm bulunmayan hallerde, iş kazalarıyla meslek hastalıkları ve ölüm sigortalarından hak kazanılan gelir ve aylıklar, iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından kazanılan diğer haklar ile hastalık ve analık sigortalarından doğan haklar hakkı doğuran olay tarihinden itibaren beş yıl içinde istenmezse zamanaşımına uğrar.
Geçici iş göremezlik ödeneğini veya herhangi bir döneme ilişkin gelir veya aylığını beş yıl içinde almayanların, söz konusu ödenek, gelir veya aylıkları ödenmez.
5434 sayılı Yasa da aynı şekilde (m.116) emekli, adi malûllük, vazife malûllüğü, dul ve yetim aylıklarını almak üzere, bu aylıkların tahakkuk ettirildiği tarihlerden itibaren aralıksız bir yıl sonuna kadar Sandığa müracaat etmeyenlerin aylıklarının kesileceğini ve bunlardan kesilme tarihinden itibaren 5 yıl içinde yazı ile Sandığa müracaat edenlere kesilen aylıkların tekrar bağlanacağını, geçmiş müddete ait aylıkları da toptan ödeneceğini hükme bağlamıştır.
1479 sayılı Kanun (m.78) bu konuda aksine hüküm bulunmadıkça, cenaze yardımı ve ölüm toptan ödeme haklarının, hakkı doğuran olay tarihinden başlanarak 10 yıl içinde istenmezse düşeceğini, malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından herhangi bir döneme ilişkin aylıklar ise beş yıl içinde alınmazsa bu döneme ilişkin aylıkların ödenmeyeceği hükme bağlanmıştır.
5510 sayılı Yasa da mevcut yasalara paralel bir şekilde 97.maddede aksine hüküm bulunmayan hallerde, iş kazası, meslek hastalığı vazife malûllüğü ve ölüm hallerinde bağlanması gereken gelir ve aylıkların, hakkın kazanıldığı tarihten itibaren beş yıl içinde istenmeyen kısmının zamanaşımına uğrayacağını belirtmiştir. Ancak Kuruma müracaat etmemesinin haklı bir sebebe dayandığını ispat edenler hakkında bu süre uygulanmaz.
Kısa vadeli sigorta kollarından ve ölüm sigortasından kazanılan diğer haklar da aynı şekilde hakkın doğduğu tarihten itibaren beş yıl içinde istenmezse düşer.
Bu Kanuna göre bağlanan gelir ve aylıklarını tahakkuk ettirildiği tarihlerden itibaren aralıksız altı ay sonuna kadar tahsil etmeyenlerin gelir ve aylıkları, gelir ve aylık bağlanma şartlarının devam edip etmediğinin tespiti amacıyla durdurulur.
Genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin alacakları, hakkı doğuran olayın öğrenildiği tarihten itibaren iki yıl içinde istenmezse zamanaşımına uğrar, hakkı doğuran olay tarihinden itibaren ise beş yıl sonunda düşer.
Primsiz Ödemeler
Primsiz ödemeler, devletin, herhangi bir katkı almaksızın, muhtaç duruma düşen vatandaşlarına insan onuruna yaraşır asgari bir hayat sürmeleri için gerekli olan geliri sağlamaya yönelik yaptığı sosyal yardımlar ve sosyal hizmetlerdir. Herhangi bir işte istihdam edilememiş veya çalışamayacak derecede özürlü olan ve aynı zamanda ekonomik olarak muhtaç durumdaki vatandaşlara çeşitli sosyal yardımlar yapılmaktadır. Sosyal yardım hizmetleri, yoksulluk ve yoksullarla ilgili bir bakış açısına ve uygulama anlayışına dayanır. Bu yönüyle de,“sosyal güvenlik” kavram ve uygulamasıyla doğrudan çakışmaktadır (Aysoy, 2008).
Konu, kavramsal yönden ve uygulayıcı kurumlar bakımından geniş akademik tartışmaları ve uygulamadaki sorunları mercek altına almayı gerektiren özelliklere sahiptir. Ancak“sosyal hizmetler” kapsamında sunulan pek çok hizmetin bazı yönleri itibariyle,“sosyal güvenlik” kavramı ve uygulamalarıyla çakışması; bazı yönleri itibariyle de sosyal güvenlikle doğrudan ilişki kurulamayacak karaktere sahip olması;“sosyal yardım” hizmetlerinin ise, bazı durumlarda sosyal hizmet kurumları tarafından, bazı durumlarda ise sosyal sigorta kuruluşları veya diğer başka örgütler eliyle sunuluyor olması, durumun incelenmesini ve çözümlenmesini önemli ölçüde zorlaştırmaktadır (Aysoy, 2008).
Uzun süredir artan kentleşme, göç olgusu, yüksek enflasyon, gelir dağılımının bozulması, yoksulluk ve aile yapısında meydana gelen değişimler gibi sebeplerden dolayı sosyal hizmet ve yardımlara olan ihtiyaç artmaktadır. Sosyal hizmetlerin yürütülmesinde, dağınık kurumsal ve finansal yapılanma, kurumlar arasındaki koordinasyon ve işbirliği eksikliğinden kaynaklanan önemli sorunlar bulunmaktadır (DPT,2001). Sosyal hizmetler ve sosyal yardımlar Türkiye’de organizasyon şeması açısından oldukça dağınıklık göstermektedir. Bu çalışmada bu nedenle özürlülerle ilgili hizmet ve yardımla görevli kurum ve kuruluşlara ve yaptıkları hizmet ve yardımlara genel bir bakışta bulunulmaktadır.
2022 Sayılı Kanun Kapsamında Yapılan Sosyal Yardımlar
Toplumda genellikle“özürlü aylığı” olarak bilinen 2022 sayılı Kanun’a göre düzenlenen ve üçer aylık dönemler şeklinde ödenen aylıktır.
- Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan bir gelir almayan veya aylık hakkından faydalanmayan,
- Kanunen bakmakla mükellef kimsesi olmayan,
- Aylık ortalama geliri muhtaçlık sınırına eşit veya üzerinde olmayan ve bu miktarın üzerinde nafaka almayan,
(Bu gelir hesaplanırken çalışmakta olanların ücretleri, tarımsal ve tarımsal destek gelirleri, ticari gelirleri, taşınır ve taşınmaz mallardan elde ettiği gelirler ve sosyal hizmetler müdürlüklerinden sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarından alınan nakdi yardımlar göz önünde bulundurulur.)
- Özürlü olduğu tam teşekküllü hastaneden alınacak sağlık kurulu raporu ile kanıtlanmak suretiyle 18 yaşını doldurmuş“özürlü” (özür oranı %40- %70) ve“başkasının yardımı olmaksızın hayatını devam ettiremeyecek şekilde özürlü” (özür oranı %70 ve üzeri) olan,
- Ayrıca kanunen bakmakla yükümlü olduğu 18 yaşını tamamlamamış özürlü yakını bulunanlar aylık ortalama geliri de muhtaçlık sınırının altında olanlar
Bu aylıktan faydalanabilir.
İkametgâhın bağlı bulunduğu defterdarlık veya mal müdürlüklerine başvurulmalıdır.
Bağlanan aylıklar veya aylık farkları, özürlünün;
- Ölümü,
- Türk vatandaşlığından çıkarılması, Türk vatandaşlığını muhafaza edenler hariç yabancı memleket uyruğuna girmesi,
- Muhtaçlığının kalkması,
- Özürlü olması nedeniyle aylık bağlanmış ise bir işte çalışmaya başlaması,
- Bir akitle gerçek veya tüzel kişiler tarafından bakım altına alınması,
- Daimi olmayan özürlülük oranının % 40'ın altına düşmesi,
- Evlenmesi sebebiyle muhtaç durumdan çıkması,
- 18 yaşından küçük özürlünün 18 yaşını tamamlaması,
- Başkasının yardımı olmaksızın hayatını devam ettiremeyecek şekilde özürlü için bakım ilişkisinin fiilen gerçekleşmediğinin belirlenmesi,
- Sosyal güvenlik kurumlarından malûl olmaları nedeniyle ödenmekte olan yetim aylığı veya gelirinin kesilmesi hallerinde, bu durumlarının meydana geldiği tarihi takip eden dönem başından itibaren kesilir.
Bildirim yükümlülüğüne uyulmazsa ve aylığa hak kazanmak için gerçeğe uymayan belge düzenlendiği tespit edilirse, ödenmiş olan aylıklar veya aylık farkları için Emekli Sandığı veya ilgili sosyal güvenlik kurumu aracılığı ile % 50 fazlası ile borç işlemi yapılır.
Vakıflar Genel Müdürlüğü Tarafından Yapılan Yardımlar
- Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan bir gelir almıyor veya aylık hakkından faydalanmayan,
- Mahkeme kararı ile veya doğrudan doğruya kanunla bakım altına alınmayan veya herhangi bir gelire sahip olmayan, nafaka bağlanmayan veya bağlanma ihtimali olmayan,
- Menkul ve gayrimenkul malı yoksa veya olup da bunlardan elde edeceği yıllık gelirlerin toplamının aylık ortalaması muhtaç aylığı miktarını geçmeyen,
Başkasının yardımı olmaksızın hayatını devam ettiremeyecek şekilde özürlülere ve 18 yaşından küçük özürlü çocuklara, kendilerine bakmakla yükümlü anne ve babaları yukarıdaki şartları taşıdığı takdirde muhtaç aylığı bağlanır ve imaretlerden faydalandırılırlar.
3294 Sayılı Kanun Kapsamında Yapılan Yardımlar
3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu kapsamında, il ve ilçelerde bulunan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Vakıfları aracılığıyla; yoksul ve muhtaç durumundaki, Kanunla kurulu sosyal güvenlik kuruluşlarına bağlı olmayan ve bu kuruluşlardan aylık geliri olmayan vatandaşları, geçici olarak küçük bir yardım veya eğitim ve öğretim imkânı sağlanması aracılığıyla topluma faydalı ve üretken olabilecek kişilere yönelik yardımları yapar. Sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olan ve bu kuruluşlardan aylık ve gelir alan özürlülerin tedavi giderleri ile fonksiyon kazandırıcı ortopedik ve diğer yardımcı araç ve gereçlerin kurumlarca karşılanmayan kısımları da karşılanır.
Gelir Vergisi İndirimi
Özürlü vatandaşların, içinde bulunduğu zor koşulların giderilmesine katkıda bulunmak ve özürlüler ile özürlü olmayanlar arasındaki rekabet eşitsizliğini gidermek amacıyla vergi hukukunda çeşitli düzenlemeler yer almıştır. Bunlardan birisi gelir vergisi indirimidir.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanununa göre;
- Özürlü hizmet erbabı ile bakmakla yükümlü olduğu özürlü kişi bulunan hizmet erbabı olanlar,
- Özürlü serbest meslek erbabı ile bakmakla yükümlü olduğu özürlü kişi bulunan serbest meslek erbabı olanlar,
- Basit usulde vergilendirilenlerden, tüccar ve ücretli durumuna girmeksizin, imalat, tamirat ve küçük sanat işleri ile uğraşan (ilk madde ve yardımcı malzeme müşteriye ait olarak faaliyet gösteren terzi, tamirci, marangoz gibi) özürlü olanlar gelir vergisi indiriminden yararlanabilirler. Gelir vergisi indiriminden yararlanmak için Defterdarlık Gelir Müdürlüğüne, bağımsız Vergi Dairesi bulunan ilçelerde Vergi Dairesi Müdürlüğüne, diğer ilçelerde Malmüdürlüğüne başvurulması gerekmektedir.
Emlak Vergisi İndirimi
Özürlüler Kanunu ile yapılan düzenleme (m. 22) sonucu;
- Türkiye sınırları içinde; brüt yüzölçümü 200 metrekareyi geçmeyen,
- Tek meskeni olan, tek meskende hisseye veya tek meskenin intifa hakkına sahip özürlüler bu meskenler için Bakanlar Kurulunca belirlenen indirimli bina vergisi oranından yararlanabilir. Konutun sınırları içinde bulunduğu belediye başkanlığına başvurulacaktır.
Özel Tüketim Vergisi ve Motorlu Taşıtlar Vergisi İstisnası
4760 sayılı Kanunu’na göre özürlülerin kullandıkları özel tertibatlı araçlar ile % 90 ve üzerinde özür oranına sahip özürlülerin aldıkları araçlar Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) ve Motorlu Taşıtlar Vergisinden (MTV) istisna tutulmuştur.
Aynı şekilde, özürlülerin kullandıkları özel tertibatlı araçlar ile el ve ayak fonksiyonlarını kaybetmiş olması nedeniyle araç kullanamayacak durumda olanların ithal ettikleri araçlar da Gümrük Vergisi, ÖTV ve MTV’den istisna tutulmuştur
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü’nce Verilen Hizmetler
Sosyal hizmetler, insanların kendi bünye ve çevre şartlarından doğan veya kontrolleri dışında oluşan maddi ve manevi sosyal yoksunluklarının giderilmesi ve ihtiyaçlarının karşılanmasında, insanların kendilerine daha yeterli hale gelmelerinde ve başkalarına bağımlı olma hallerinin önlenmesinde, aile ilişkilerinin güçlenmesinde, birey, aile, grup ve toplumların sosyal işlevlerini başarıyla yerine getirmelerinde yardımcı olmak; insanların yaşam standartlarının iyileştirilmesi ve yükseltilmesini sağlamak amacıyla gerçekleştirilen koruyucu-önleyici, iyileştirici-rehabilite edici, değiştirici-geliştirici nitelikteki sistemli ve düzenli faaliyet ve programlar bütünüdür (Süngü, 2006).
Korunmaya, bakıma ve yardıma muhtaç çocuk, özürlü ve yaşlıların tespiti, bunların korunması, bakımı, yetiştirilmesi ve rehabilitasyonlarını sağlamak üzere gerekli hizmetleri yürütmek kuruluş amaçları arasında yer alan SHÇEK tarafından bakıma muhtaç özürlülere evlerinde veya kurumda bakım hizmeti verilmektedir. Özürlülere hizmet sunumunda, özürlünün biyolojik, fiziksel, psikolojik ve sosyal ihtiyaçları da dikkate alınarak, öncelikle yaşadığı sosyal ve fiziksel çevreden ayrılmaksızın, aile ortamında hizmet verilmesi esas alınmaktadır.
5378 sayılı Özürlüler Kanununa göre bakım hizmetleri evde bakım veya kurum bakımı modelleriyle sunulabilir. Öncelikle kişinin sosyal ve fiziksel çevresinden ayrılmaksızın hizmetin sunulması esas alınır (m. 9). Bakım hizmetleri, bakım raporu doğrultusunda; Genel Müdürlüğe bağlı bakım ve rehabilitasyon merkezlerinde, Genel Müdürlüğün izni ile açılan diğer resmî kurum veya kuruluşlara ait merkezlerde, gerçek veya özel hukuk tüzel kişilerine ait özel bakım merkezlerinde veya bakıma muhtaç özürlünün ikametgâhında verilir
Evde Bakım:
Bakıma Muhtaç Özürlülerin Tespiti Ve Bakım Hizmeti Esaslarının Belirlenmesine İlişkin Yönetmelik hükümlerine göre her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirleri toplamı esas alınmak suretiyle; kendilerine ait veya bakmakla yükümlü olduğu birey sayısına göre kendilerine düşen ortalama aylık gelir tutarı bir aylık net asgari ücret tutarının 2/3’ünden daha az olan bakıma muhtaç özürlülere kişisel bakım hizmetleri ve psiko-sosyal destek hizmetlerini kapsayan bakım hizmeti verilecektir.
Bakım hizmetinden yararlanabilmek için ilgilinin en az %50 özür derecesi olup, raporunda ağır özürlü ibaresi bulunması gerekmektedir. Ayrıca; her ağır özürlü bakıma muhtaç özürlü olarak kabul edilmez. Durumu günlük hayatın alışılmış, tekrar eden gereklerini önemli ölçüde yerine getirememesi nedeniyle hayatını başkasının yardımı ve bakımı olmadan devam ettiremeyecek derecede düşkün olarak değerlendirilenler bakıma muhtaç özürlü olarak kabul edilmektedir.
Aynı Yönetmelik hükümlerine göre;
- Yatılı bakım merkezlerinden, günde 24 saat süreyle bakım hizmeti alan bakıma muhtaç özürlüler için iki aylık net asgari ücret tutarında,
- Gündüzlü bakım merkezlerinden, günde 8 saat süreyle tam gün hizmet alan bakıma muhtaç özürlüler için bir aylık net asgari ücret tutarında,
- Akrabaları tarafından günde 8 saat süreyle bakılan bakıma muhtaç özürlüler için bir aylık net asgari ücret tutarında ödeme yapılır.
Kurum Bakımı:
Bakıma muhtaç özürlünün aile içerisinde bakımının mümkün olmaması halinde kurumda bakım hizmeti verilir. Bakım hizmeti şu kurumlardan alınabilir:
a. SHÇEK
b. Özel Bakım Merkezleri
c. Resmi Kurum ve Kuruluşlar
Bakım konusu ayrı bir başlık yapılabilecek kapsamlı ve önemli bir konudur. Bu nedenle burada genel olarak bakım hizmeti alma şartları incelenmiştir. Ancak söylemeden de geçilemeyecek birkaç konu vardır ki bunlardan bir tanesi evde bakıma muhtaç özürlü çocuğuna veya akrabasına bakan aile fertleri, sosyal güvenlik kapsamına alınmalarının gerekliliğidir. Ayrıca bu aile fertlerine eve yönelik harici bakım desteği sağlanması, bunun için, profesyonel bakım elemanı ihtiyacının giderilmesi yönünde çalışmalar yapılması gerekmektedir(Seyyar, 2001).
Sonuç
Bu çalışmada özürlülerin sosyal güvenlikle ilgili hakları genel olarak incelenmiş ve özellikle yeni yürürlüğe girmiş olan 5510 sayılı Kanun ile Sosyal Sigortalar Kanunu, Emekli Sandığı Kanunu ve Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu üzerinde ağırlıklı olarak durulmuştur. Bu kanunlar büyük ölçüde yürürlükten kaldırılmasına rağmen 01.10.2008 tarihinden önce sigortalı olmuş özürlüler için uygulanmaya devam edecektir. Çünkü 5510 sayılı Kanun geçici maddelerle kazanılmış haklara dokunmama prensibine uyma çabası içindedir. Bu nedenle uzun bir süre sosyal güvenlik hukuku ile ilgili çalışan uzmanlar eski ve yeni hükümleri bir arada incelemek zorunda kalacaklardır.
Sosyal güvenlik sisteminde köklü bir değişikliğe gidilmesi hedeflenen ve uygulama tebliğlerinin yeni yeni yayımlandığı şu günlerde tek çatı sistemine geçişi gerçekleştirmeye çalışan 5510 sayılı“Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu” incelendiğinde erken emeklilik ve malûlen emeklilikte, aynı yıpranma payına sahip olmalarına rağmen çalışmaya başlamadan önce özürlü olup olmamaya göre tabi oldukları hükümlerin farklı olması, üzerinde düşünülmesi ve tartışılması gereken bir konu olarak hala karşımızda durmaktadır.
Sosyal güvenlik reformu ile daha önce dağınık halde bulunan ve normda standart birliği bulunmayan düzenlemeler bir araya getirilerek yeknesaklık sağlanmaya çalışılmıştır. Şekil itibariyle bu duruma bir düzen getirmiş olsa bile Kanun, sigortalıları 4/a, 4/b ve 4/c diye isimlendirerek bu hedefinden sapmıştır.
Genel sağlık sigortası kapsamının genişletilmesi yalnızca özürlüler için değil tüm dezavantajlı gruplar için bu Kanunu önemli kılmaktadır. Yeni bir reform amaçlanarak yapılan ve aslında özürlüler açısından daha çok modifiye özelliği taşıyan bu Kanunun, uygulanmaya başladıktan sonra olumlu ve olumsuz tarafları daha net görülebilecektir.
KAYNAKLAR
AYSOY, M., Hayatı Paylaşmak İçin“Engel Çok”,2008, sy:127,140
BAŞARAN, S.,Sosyal Güvenlik Hukukunda Özürlüler, Sosyal Güvenlik Dünyası,sayfası, 2003
GÜZEL, A., Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Öngörülen Reform Mevcut Sorunlara Çözüm mü?, Çalışma ve Toplum Dergisi,2005, sy:63,64
Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Sosyal Güvenlik İhtisas Raporu, DPT, 2001
SEYYAR,A.,Sosyal Siyaset Açısından Özürlüler Politikası, 2001,sy: 204
Türkiye Özürlüler Araştırması, Özürlüler İdaresi Başkanlığı- DİE, 2002
SÜNGÜ, Y., Sosyal Güvelik Reformunun Gelir Dağılımı Üzerine Etkisi, TÜHİS İş Hukuku ve İktisat Dergisi, Kasım 2006- Şubat 2007, sy:47,48
http://mevzuat.basbakanlik.gov.tr
www.tbmm.gov.tr