Özveri Dergisi

Makaleler
Dikkat Eksikliği Bozukluğu ile Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Belirtilerini Rahatlatmak İçin Doğal Yaklaşımlar ve Diyet*

Yazar : Rachell BELL, Dr. Howard PEIPER**
Çeviren : Ayşe YENİCE ÇUKUR ***

 

* Natural Approaches and Diet for Relieving the Implications of Attention Deficit Disorder, Attention Deficit and Hyperactivity Disorder
** The A.D.D. and A.D.H.D.. DIET!”A Comprehensive Look at Contributing Factors and Natural Treatments for Symptoms of Attention Deficit Disorder and Hyperactivity
*** Çocuk Gelişim Uzmanı., SHÇEK Saray Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi Müdürlüğü
Child Development and Education Specialist., SHÇEK Saray Rehabilitation and Care Center

 

ÖZET

Son yıllarda yapılan araştırmalar katkı maddelerinin dikkat eksikliği, hiperaktivite ve psikolojik bozukluklar üzerinde rolü olabileceğini ortaya koymuştur. Diyetinden katkı maddeleri çıkartılan çocukların davranış bozukluklarının düzeldiği, bu maddeleri içeren yiyeceklerin tekrar verilmesiyle davranış bozukluklarının yeniden ortaya çıktığı belirlenmiştir. Bu sonuçlar, özellikle alerji, hiperaktivite, dikkat eksikliği veya psikolojik sorunları olan bireylerin katkı maddeleri içeren yiyeceklerden uzak tutulması gerektiğini vurgulamıştır.

Dikkat dağınıklığı bozukluğu, dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite bozukluğu merkezi sinir sisteminin bir fonksiyon bozukluğu olup, artan farkındalık nedeniyle eskiye göre belirtileri daha sık teşhis edilmeye ve tanılanmaya başlamıştır. Diyetlerin değişimi, temel besinlerden yoksunluk, içerde ve dışarıdaki hava kirliliği, besinlerdeki ve sulardaki biyolojik katkılar gibi birçok etken şikâyetlerin doğmasına neden olabilmektedir. Bugüne kadar birçok eğitimci ve doktorun bu vakaların ilaç ve psikoterapiden başka şansları olmadığını belirtmelerine rağmen, alternatif yaklaşımlar incelendiğinde yaygın sebeplerin ,en çok tercih edilen yiyeceklerle temasta bulunan kimyasallar olduğu, bu maddelere maruz kalınması nedeni ile ortaya çıkan öğrenme, davranış problemleri gibi diğer sorun yaratan belirtilerin uygun beslenme şekilleri ve doğal yaklaşımlarla azaltılabildiği belirlenmiştir.

Anahtar Kelimeler: Dikkat eksikliği, hiperaktivite, dikkat eksikliği bozukluğu

 

ABSTRACT

The recent clinical trials have shown that, the additives may have a great role in Attention Deficit, Hyperactivity and psychological disorders. Removal of the additives from the diet of the children has resulted in improvement of the behavior disorders and taking foods with these additives has made these disorders reoccur. These results emphasize the fact that especially the individuals with allergy, Hyperactivity, Attention Deficit and psychological disorders should not consume foods that contain additives.

The Attention Deficit Disorder, Attention Deficit and Hyperactivity Disorder are all the disorders of the central nervous system; and, because of the increased awareness, these disorders are more readily diagnosed. The dietary changes, nutrition poor in basic dietary facts, air pollution, biological additives both in the diets and water; may all cause the complaints. Until now, even though many educators and doctors have claimed that these subjects have no choice other than drugs and psychotherapy; when alternative approches are examined, one can see that the most common cause of learning and behavior problems is the chemically infected food; and we can reduce these problems by appropriate nutrition and natural approches.

Key Words: Attention Deficit, hyperactivity, attention deficit disorder

 

GİRİŞ

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) [Attention Deficit Hyperactivity Disorder, ADHD] toplumun yüzde 3-5’ini etkileyen ve sıklıkla nörolojik tabanlı bir gelişim bozukluğu olarak kabul edilir. Bu bozukluk tipik olarak kendini çocukluk çağında dikkatsizlik ve/veya aşırı hareketlilik (hiperaktivite), unutkanlık, tepkilerin kontrolsüzlüğü yahut ani - dürtüsel tepkiler ile kolayca başka şeylere sapma olarak gösterir. Genellikle Dikkat Eksikliği Bozukluğu (DEB) olarak da anılır [Attention Deficit Disorder, ADD] ancak aslında bu DEHB’nin bir şeklidir.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu çocukluk döneminde başlar, ergenlikte şekil değiştirerek devam eder, 4 -5 yaşlarında fark edilir. Erkek çocuklarda kızlara oranla daha sık görülür. Erkek çocuklarda genellikle hiperaktivite ve dürtüsel belirtiler ön planda iken, kız çocuklarında daha çok dikkat eksikliği belirgindir.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, merkezi sinir sisteminin bir fonksiyon bozukluğu olup, belirtileri, kişiden kişiye değişen özel belirteçler ile gözlenebilmektedir. Davranışsal, bilişsel, sosyal alanlarda ve kas sisteminde gözlenebilen bu belirteçler aşağıda belirlenmiştir;

 

Davranışsal Belirtiler

Kısa süreli dikkat, dikkatini bir noktada toplayamama, süreli oturamama, kol ve bacakların kontrolsüzlüğü, bir faaliyetten diğerine tamamlamadan geçmek, dikkati başka tarafa çevirme/şaşkınlık, yönerge takibinde zorluk, sorumluluklarını sürdürmede, devam ettirmede güçlük, sessiz oynamada güçlük, dinlemiyor gibi görünmek, unutkanlık, huzursuzluk ve kaygı, zorlayıcı, saldırgan, yıkıcı, zararlı davranışlar, kafa vurmak, öfke nöbetleri, hareketsizlik/ilgisizlik, davranışlarında, sözünde duramama, iletişim sürecinde sezgilerde, duygularda güçlük şeklinde izlenebilmektedir.

 

Bilişsel Belirteçler

Yavaş öğrenme ve muhakeme edememe, algısal ve kavramsal becerilerde yoksunluk, dil ve hafıza becerilerinin bozukluğu, dysleksia.

 

Sosyal Belirteçler

Diğer insanlarla geçinmekte güçlük, diğer insanlardan kaçma, söz kesmeye veya söze karışmaya meyilli, çok fazla- sesli ve hızlı konuşma, aklına ne gelirse düşünmeden birdenbire konuşmak ve sabırsızlık olarak izlenebilir.

 

Kas Sistemi

Zayıf motor/hareket kontrolü, kaza yapmaya meyilli olmak. Ortaya çıkan davranışların hepsi de tesadüfî ve gelişigüzel değildir. Çevresel alerjenler ve besin alerjenleri gibi birçok neden kan şekeri düzensizliğine, minerallerin dengesinin bozulmasına veya hücresel seviyede toksik metallerin oluşmasına sebep olarak, bu davranışların kesinlikle tesadüfî olmadığını ortaya koymuştur. “Bu konuda hiç bir şey yapılamaz, bununla yaşamayı öğrenme” fikirleri ile yaşamak DEB, DEHB olan bireylerin yaşamlarının nasıl olacağı ile ilgili taşıdığımız kaygılar, bizleri içinden çıkılmaz durumlara düşürebilmekte, herkesi de yormaktadır. Birçok eğitimci ve doktor ilaç ve psikoterapiden başka şansları olmadığını belirtmektedir. Alternatif yaklaşım şekilleri incelendiğinde en önce bu soruna nelerin yol açabildiğini keşfetmemiz ve ayırt etmemiz gerekmektedir. En çok tercih edilen yiyecekler ve temasta bulunulan, toz, küf, polen ve kimyasallar DEB/DEHB için yaygın sebepler arasındadır. Bu maddelere maruz kalındığında yorgunluk, baş ağrısı, bağırsak/sindirim sistemi problemleri, kas ağrıları, tekrarlayan enfeksiyonlar, alt ıslatma, astım, saman nezlesi, öğrenme ve davranış problemleri ortaya çıkabilmektedir. Yüksek alerjik etki yaratan besinlerin çoğunun fark edilip ayırt edildiği bir beslenme şekli ile, DEB’nun veya hiperaktifliğin sıkıntılarının 3 ile 7 gün arasında azaltılabildiği belirlenmiştir. Uzun zamandır yaptıkları çalışmalarla, İngiliz, Avrupalı, Güney Amerikalı ve Hindistanlı birçok doktor DEB ve DEHB’nu doğal yollarla ve koşullar değiştirilerek etkili şekilde tedavi edilebildiğini araştırmalar doğrultusunda tespit etmişlerdir. Diyet, alternatif yaklaşımın sadece bir bölümüdür.

Dr.Marshall Mandell,(Alerji ve Çevresel Hastalıklar Merkezi kurucusu), DEB ve DEHB olan bireylerin alerjileri olduğunda, beyinlerinin savaş alanı gibi karışık olduğunu, neyin nasıl gittiğini anlamak için gerekli fonksiyonların çalışmasına bu alerjik reaksiyonların izin vermediğini vurgulamıştır. Cezalandırma ve kısıtlama ile yasaklanan davranışın önemini hatalı çalışan beyinin hatırlayamaması nedeniyle düzeltilemediği ve bunun da önemli olduğunu belirtmiştir. Bu nedenle komutların anlamsız gelmesi ve yerine getirilememesi anlaşılır bir durumdur ancak bu komutların yerine getirilmesine yardımcı olmak da bir zorunluluktur. Beslenme şartları, diyeti, çevresel faktörleri değiştirildiğinde öğrenilmiş davranışlar da değişmek zorunda kalacaktır. Bireylerin, başlangıçta bu değişimlere şiddetle karşı çıkabildikleri ama olumlu sonuçlar ortaya çıktığında daha çok gönüllü ve odaklanarak katıldıkları gözlenmiştir. Bireyler zamanla hangi davranış ve düşünce sağlıklı, hangisi değil ayırt ederek, bu diyet ile yaşam biçimini tercih eder hale gelmişlerdir.

DEB/DEHB’nun yarattığı stresleri doğru olarak algılayıp çözebilmek için etken faktörleri iyi incelemek gerekmektedir. Temelde biyolojik sebepleri olan bu problem Albert Einstein, Thomas Edison ve Winston Churchill gibi birçok ünlünün de sahip olduğu başarısızlık, okuldan ayrılmak gibi okul süreçlerinde gözlenen ortak sorunlar olarak ortaya çıkmaktadır.

Sebepleri incelemek gerekir ise:

1. Zayıf Beslenme
a. Taze besin tüketiminin azalması, taze besinlerin gerçek besleyici özelliklerinin kaybolmuş olması, daha az besin değeri taşıyan gıdaların tüketimi,
b. Katkı maddesi içeren yüksek oranda işlenmiş gıdaların tüketimi (bozulmayı önleyici katkı maddeleri, kimyasal boyalar, renklendiriciler ve çeşniler),
c. Vitamin,mineral,enzim, amino asit, nörotransmitter ve temel yağ asitleri yetersizliği.

2. Çevresel Kirlilikler
Besinlere ve sulara bulaşan atıklar ve haşere ilaçları, ağır metal kirliliği, kimyasal temizlik malzemeleri, kimyasal yapı ve dekoratif ürünler düşük kalitede içme suyu , evde, okulda, işyerinde mevcut kirli hava.

3. Çevresel Faktörlere ve Besinlere Karşı Sinir Sistemi Alerjileri
Gerçek nedeni keşfedilemeyen, tanımlanamayan ve genellikle psikolojik veya psikiyatrik terimlerle yanlış tanılanan semptomların tedavi edilmeye ve bastırılmaya çalışılan türleri.

4. Bebeklerde ve Çocuklarda Artan Oranda ve Sıkça Kullanılan Antibiyotikler
a. Yararlı sindirim sistemi bakterilerini öldürmek,
b. DEB/DEHB gibi birçok zihinsel ve fiziksel semptomlara sebep olan, candida gibi zararlı maya organizmalarının, büyümesini ve artmasını sağlamak.

5. Omuriliğin Yanlış Hizalanması ve Craniosakral Sistem Tıkanıklığı
a. Omuriliğin, ilk servikal vertebranın yanlış hizalanması,
b. Omurilik sıvısındaki işleyişe engel bir durum.

6. TV/Teknoloji kültürü
Dikkat odaklaması gerektirmeyen ama ilgi, çekici dikkat çekici ardı ardına gelen eğlenceler, gösteriler, şiddet programları, elektromanyetik stres, TV tüpünden gelen voltaj nedeni ile şiddetli radyasyon. DEB/DEHB’nun belirtilerini çoğunlukla çevresel faktörler tetiklemektedir. Dr. Doris Rap’in “Bu Sizin Çocuğunuz mu?” adlı kitabında toz, küf, sprey temizleyiciler (antiseptikler, dezenfektanlar), okul havası, polen v.b. biyolojik zararlılar ve kimyasal maddelerin, test edilen çok geniş çapta alerjenler olduğu belirtilmiştir. Olası tüm faktörler ve diğer bilinmeyen faktörler, problemin ne kadar ürkütücü olduğunu kolayca gösterebilmektedir.

 

Besin Alerjilerine Cevaplar

Dr. Marshall Mandell araştırmalarında değişik besinlerin etkilerini çocukların el yazılarını test ederek göstermiştir. Bu besin ve çevresel faktörlerin oluşturduğu alerjileri ve buna bağlı hızla ortaya çıkan DEB/DEHB reaksiyonlarının ortaya nasıl çıktığını okul hemşiresinin, psikologların ve psikiyatristlerin hesaba katmadıklarını belirtmiştir. Oysaki diyet değişikliği, içerde solunan havanın kalitesinin arttırılması veya zararlı biyolojik maddelerin uzaklaştırılmasının belki de sorunu çözebileceğini vurgulamıştır.

 

Havanın Temizlenmesi

Okul çocukları ile yapılan bir çalışmada, sabah erken yapılan yer temizliği ve ilaçlama (haşere) arkasından, uygulanan test sonuçlarının zayıf olduğu kaydedilmiştir. Kimyasallara ve alerjenlere maruz kalan, bunların saldırısına uğrayanların, davranış ve düşünme süreçlerinin, tehlikeli temizleyicilerden ve dekoratif ürünlerin uzaklaştırılması ile değiştirilebileceği belirlenmiştir. Hava arıtıcılar, havada taşınan alerjenlerden, küf sporlarından, havada taşınan hastalık yapan patojenlerden, temizleme ürünü ve yapı ürünlerinden havaya karışan toksik buharları yok ederek, evde, okulda ve işyerinde havayı arındırmaktadır. Hava arıtma sistemleri ile çiçek tozları, tozlar, yayılan bakteriler ve salgılar toparlanarak profesyonel temizleme, düzgünce yapılabilmektedir.

Ağrı ve Stres Terapi Merkezi (San Antonio-Texas) müdürü Dr. Billie Jay Sahley, amino asitler ve beslenme terapisi ile hiperaktiviteyi doğal yollar ile kontrol etme hakkında yazdığı kitapta, DEHB olan çoğu çocuğun nörotransmitter eksikliği ile doğduğunu bu durumun genellikle aileden erkek tarafından geldiğini, ihtiyaçları olan ekstra nörotransmitteri ise imal edemediklerini belirtmiştir. Bir nörotransmitter insan beynindeki hücreler arasındaki birbirlerine ilettikleri kimyasal bir dil olarak davranış ve öğrenme işlemlerinden sorumludur. Eksikliğinde insanlarda sistemli ve düzenli fonksiyonlar ile öğrenme yeteneği dramatik şekilde etkilenmektedir. Nörotransmitter seviyesini düzenlemeye yarayan ve vücudun kullanabileceği şekle sokmaya yarayan aminoasitleri özellikle seratoninin salınışını teşvik etmede önemli rol oynayan minerallerin önemini de göz ardı etmemek gerekmektedir.

Hücresel Seviyedeki İpuçları

DEB/DEHB’nun can alıcı gerçek nedenleri nelerdir? Sorusunun cevabı şu anahtar kelimeler aranarak incelenebilir:

Nörotransmitterler, serotonin, B6, protein, triptofan, aminoasitler, insülin, kalsiyum, magnezyum.

* Bir nörotransmitter beyin hücreleri arasında birbirlerine iletileri sağlayan kimyasal bir dildir.

* Serotonin bir nörotransmitterdir. DEB/DEHB olan kişiler serotonin seviyesi yükseltildiğinde çok fayda görmektedirler.

* B6(pyridoxine) serotonin için gereklidir.

* Triptofan serotonin üretimi için gereklidir.

* Protein desteği: Sindirim sistemi fonksiyonu yeterli ise diyete eklenerek desteklenebilir. DEB/DEHB olan birçok insan diyetini protein ekleyerek düzenlemektedir.

*Kefir, yeşil besin destekleri, çiğ sütten imal edilen ürünler (mandıra ürünleri), muz, hindi mükemmel triptofan kaynaklarıdır. İnsülin serotonin seviyelerini düşürerek beyindeki düşen kan şeker seviyesi nedeniyle karışık düşünce süreçlerine sebep olmaktadır. Magnezyum insülin seviyesini kontrol etmektedir. DEB/DEHB olan çoğu çocukta hücresel düzeyde düşük magnezyum, yüksek kalsiyum görülmektedir. Bu faktörlerden sonra şunlar söylenebilir:

DEB/DEHB olan kişiler yeterli nörotransmitter desteğinden özellikle serotoninden yoksundur. Serotonin beyinde, B6 ve triptofanın karşısında imal edilir. Eğer triptofan ve B6 kısa süreli desteklenirse vücut serotonini üretemez.Böylece bu kişiler triptofan ve B6 desteğine ihtiyaç duyarlar. Protein vücuda amino asitlerin desteğini sağlar. Eğer diyet triptofandan ve proteinden zengin yiyecekleri ihtiva ederse, aminoasit desteği bir probleme sebep vermez.

Kalsiyum/Magnezyum dengesi de anahtar bir faktördür. Magnezyum şikâyetleri, serotonini azaltan yüksek insülin seviyesi sonucunu doğurabilir. Bu nedenle, B6 ve aminoasidler ilave olarak yeterli magnezyum desteği de sağlamak gereklidir. Dr. Sahley zayıf kas koordinasyonunu magnezyum eksikliğinin potansiyel delili olarak görmüş, bu belirteci gösteren çoğu çocuğun magnezyum seviyesini tedavi etmiştir. Vurgulanmak istenen tabii ki sadece bunlar da sebep olmayabilir ama her şeyin üzerinde düşünmek gerekiyor.

 

Doğal Yaklaşımda İlk Adım

Diyet Değişikliği

Şiddetle arzulanan ve gün içinde çok sık yenilen, sevilen, yenilince kişiyi iyi hissettiren yiyecekler, genellikle suçlu yiyecekler olup, birçok probleme bunlar neden olmaktadır. Dr.Marshall Mandell, besin alerjilerinin çok yaygın olduğunu ve birçok kronik fiziksel-zihinsel bozukluğun belirtilerinin milyonlarca insanda ortaya çıktığını belirtmektedir. Doktorların çoğu zaman altında yatan gerçek sebebi bulamaması nedeniyle ortadaki belirtileri stres, virüs, iş, DEB/DEHB, iş ortamı, eş, gibi gerekçelere dayandırılmaktadır. 30 Temmuz1970 tarihli,”Medical World News”’da Dr. Mandell bu konuyla ilgili bir makale yazmıştır. Ekim 1979 “Kanada Öğrenme Güçlüğü Olan Çocuklar Derneği”’nin 2. Konferansı’nda Dr. R.Glen Green, sunduğu bildiride tiryaki olunan yiyeceklerin alerjik olan yiyecekler olduğunu belirtmiştir. Dr. Doris Rapp ve Dr. Marshall Mandell besin alerjileri ve çevresel duyarlılıkla ilgili genişlemesine çalışmalar yapmışlar, ebeveynlerin ve ilgili kişilerin ipuçları arama zorunluluğu hissettiklerini, çünkü davranışların çoğunlukla besin ve çevresel alerjenleri işaret ettiğini belirtmişlerdir.

Dr. Rapp, ailelerden ilişkili olabilecek semptomlara dikkat etmelerini istemiş “Örn: konuşmasındaki netliğin kayboluşu, birdenbire patlak veren huysuzluk, mizacında ortaya çıkan terslik, koyu göz bebekleri ile ilişkili durum fark ediliyor mu? Kırmızı kulaklar, baş ağrısı, yazı yazamama veya çizememe aynı anda mı ortaya çıkıyor? Bu işaretlere dikkat ettiğinizde çocuğunuzun ortaya çıkardığı sıcak sinyallerin fiziksel değişimlerini fark edebilirsiniz ve birçok problemi erken önleyebilirsiniz, ailenizi daha az stresli hale getirebilirsiniz” şeklinde yönlendirmiştir.

Önerdiği yöntem:

Gözlem

1. Bir hafta süresince gün boyu yenilen, hissedilen duygular, zihinsel- fiziksel değişimler kaydedilerek, izlenip, günlük tutulacaktır.

2. Canının çektiği, çok arzuladığı, tüm yiyecekler, şeker, içecek, meşrubat, içkiler kaydedilerek, arzulama puanları 1’den 10’a kadar puanlanacaktır.10 puan; onsuz yaşanılamayacak, 1 puan; kolayca vazgeçilebilinen yiyecek olacaktır.

 

Yenildiğinde bir problem yarattığı düşünülen şüpheli besinler

a. Yazılır ve resimlenir. Yemekten önce ve yendikten 20 dk - 60 dk sonrasında değişim yaşanıyor mu? Evet, ise bu yiyecekler mideye alındıktan sonra çocuğun okul işlevlerini etkileyebilecektir.

b. Belirtilen yiyecek yenildikten sonra 20 -40 puan artışı nabızda tespit ediliyor ise, vücut ısısında da yiyeceğin duyarlılığına bağlı olarak ısı artışı olacaktır.

c. Eğer çocukta/bireyde astım var ise her besini yeme öncesi ve 20 dk sonrası, solunumunda %15 veya %50 gibi düşüş var ise bu yiyecekler veya içeceklerin, hırıltılı soluma nedeni olduğunun göstergesidir denebilir.

Dr.Lendon Smith, M:D:,Portland Oregon “Health Counseloré” dergisi yazarı, bir yazısında Amerikan halkının çocuklarının %50-%70 oranında inek sütü ve ürünlerine alerjisi olduğunu belirtmiştir. Bunun da kalsiyum eksikliğine neden olduğunu ifade etmiştir. Billie Joy Sahley,Ph.D., bu besin duyarlılığı içinde Kalsiyum ve triptofanın uygun miktarda alımının gerçekleşemeyeceğini, büyük oranı süt ürünlerinden karşılanan triptofan için hayati besleyici düzenleme yapılması gerektiği ve bu besinlerden kısıtlayıcı diyet yapılması gerektiğini belirtmiştir.

Çiğ protein desteği, triptofan salınımı için gerekli amino asitlerin sağlanmasıdır. Çiğ süt veya diyete eklenen uygun süt metodu, serotonini arttırarak DEB/DEHB’nun sıkıntısını azaltacağından başarılı bir metottur. Dr.Bernard Jensen, anne sütünün eşdeğerinin en iyi keçi sütü olduğunu, hastalarına iyileşme döneminde önerdiğini, kalsiyum/magnezyumun en iyi emilim kaynağı olduğunu belirtmiştir.

Şekerli olmayan tatlandırıcılar, hiperaktifliği ve karşıt tutumu olan çocuklardan uzaklaştırıldığında “normal çocuk” gibi geliştiği gözlenmiştir. Vitamin C, kalsiyum, magnezyum, çinko ve sarımsak kapsulleri diyetine eklenen 13 yaşındaki bir çocuğun okuma seviyesinin D’den A’ya yükseldiği gözlenmiştir.

Bebeklikteki beslenme şekli çocukların alerjiye yatkınlığını arttırabilmektedir. Normalde bebek sızıntılı bağırsakla doğar ve besin maddeleri bağırsak duvarından kan akımına karışmaktadır. Eğer pirinç, buğday veya inek sütü erken yaşta verilirse, dış görünüşünden de alerjiye yol açtığı gözlenebilmektedir. Yetişkinlikte de bu durum görülebilmektedir.

 

Tavsiye edilen beslenme içeriği

Tavsiye edilen beslenme tarzındaki başroldeki yiyecekler: “organik” yiyecekler, doğal kaynaklardan oluşturulmuş diyet desteği, sindirim sistemi enzimlerini destekleyen bir diyet, elektrolit dengesini sağlayan mineraller ile, gliserid yapan hakiki yağ asitleridir. Doktorun tavsiyesi ile kişinin şartlarına özel şifalı otlar, besleyici her gıda, homeopatik ilaçlar diyete eklenebilir. Hipoglisemiye karşı meyve tüketiminin sınırlanması, basit karbonhidrat alımının (beyaz un) engellenmesi , suni katkı maddelerin ve kimyasal boyayıcı maddeler ile koruyuculardan, alerjik reaksiyonu tetikleyen tüm besinlerden kaçınılması gerekmektedir. Bu grup yüksek protein alımına ihtiyaç duymaktadır. Tatlandırma için gerçek “safbal veya Stevia Powder” kullanılması önerilmekte olup mümkün oranda çiğ ve saf besinler tüketilmeli, saf su içilmeli, temiz hava teneffüs edilmelidir.

 

Probleme yol açan besinleri bulmak için şu yollar izlenebilir:

1. Etkisini fark etmek için, besini diğerlerinden ayırarak yemek,

2. Sıra ile farklı bir diyet kullanmak,

3. Allerji testleri yaptırmak,

4. Diğer insanların deneyimlerini yaptıklarını okumak,

5. Birbirine yakışan uygun besinleri bir araya getirme, deneyimleri kazanmak,

6. DEB/DEHB’na doğal yaklaşım konusunda uzman bir doktorla iletişime geçme.

Dr. Benjamin Feingold “Hiperaktif ve saldırgan çocuklar için özel ve popüler bir diyet “düzenleyen kişidir.” “ Neden Çocuğunuz Hiperaktif? (Why Your Child Is Hyperactive?)” adlı kitabında orijinal Feingold diyeti yayınlanmıştır. Bu diyet ; yapay boyaları, renklendiricileri, tat-koku veren maddeleri ve koruyucuları, doğal salisilat ihtiva eden tüm besinlerin alımını yasaklamaktadır (badem, elma suyu ve sirkesi dahil, kayısı, tohumlu tüm meyveler [çilek, kiraz gibi], karanfil, kahve, salatalık ve turşusu, frenk üzümü, üzüm, kuru üzüm, şarap, üzüm sirkesi, şeftali nektarı, kekik yağı [methyl salicylate], portakal, şeftali, biber, top ve kırmızı biber, erik ve dağ eriği, çay, domates, patates ve patlıcan).

Dr. Feingold’un programı birçok aileye yararlı olmuştur. Örn; düşük benlik saygısı ve güveni olan, çabuk ağlayan, uykusuzluk-sık baş ağrısı-mide ağrısı olan, toplumda ve ailede gittikçe artan oranda yıkıcı-yıkıcı bozucu davranışlarında artış gözlenen, sürekli oturamaması, sessiz olamaması-gürültülü-tartışan, dürtüsel, aşırı hareketli, unutkan, yönergelere uymama gibi davranışlara sahip olan ve öğretmeni tarafından izole edilen bir vak’anın, aldığı diyetten sonra ise tekrar öğretmeni tarafından yaratıcı bir programa dahil edildiği ve sınıfına döndüğü kaydedilmiştir.

Yine mide, ağrısı-baş ağrısı, kaygı, yorgunluk, çabuk kızma, alınganlık gösterme, hayatı boyunca DEB/DEHB’na benzeyen ve başına sorun açan davranışlara sahip olan bir vak’ada kendini aptal hisseden, hareketli, baskı altında dikkatini yoğunlaştıramayan bir yapıya da sahipken, bu problemlerden sorumlu olan değersiz besinleri yemeyi bıraktıktan sonra somut değişimler ortaya çıktığı gözlenmiştir. Gün boyu süren baskıların canını artık sıkmadığı, canlılığının, dayanıklılığının ve tahammülünün arttığı, kendini daha güçlü hissetmeye başladığı, bu durumların da iş ve ilişkilerinde düzelmelere yardımcı olduğu belirtilmiştir.

Candida Albicans, Dr.C.Orian Truss, M.D.,Candida Albicans’ın DEB/ DEHB için bir etken olabileceğini, sağlık için dost bakterileri bünyeye tuzlama lahana, miso ve basit yoğurt ile alınabileceğini vurgulamıştır.

*İyi bir bağırsak florası bifido bakteri, L.acidophilus, L.salivarius bakterileri ile sağlıklı bir ekoloji oluşturmaktadır.

*Candida organizmaları şeker, mayalı yiyecekler, rafine edilmiş karbonhidrat ve küf (farkında olmadan tüketilen ceviz ve fındıktan alınan) sevmektedir.Bu nedenle

“Mayasız Özel Diyet’in” öğrenilmesi gerekmektedir.

*Meyve, kuru meyve, fındık, tüm işlenmiş besinler ve beyaz unlu ürünler, mayalı ekmek, miso mayası, tüm tat veren tatlandırıcılar, yumuşak içecekler, meyve suyu, pasta ve tüm mandıra ürünlerini, çiğ süt bulunduran, yoğurt veya kefiri diyetten çıkarmak gerekmektedir. Candida için ilaçla tedavi ve alerji tedavisi almak gerekebilir. Değişik acidophilus ve bifidus kültürü olarak probiotik desteğinin DEB/DEHB’nda yararı olabilmektedir. Bazı psikolojik ve psikiyatrik bozuklukların yanlış teşhis olabildiği, aslında Candida ile ilgili olduğu vurgulanmaktadır. “Nörotik veya depresyon, kaygı, mantıksız hassasiyet veya alınganlık, havadan nem kapma, kendine güven kaybı, başarısızlık, uyuşukluk, besinlerle ve kötü kimyasallarla temas ile ortaya çıkan belirtilerin, çocuklarda hiperaktiflik, aşırı hassaslık, öğrenme problemleri, tekrar tekrar gelen kulak enfeksiyonları, zayıf iştah, kararsız düzensiz uyku modellerine sahip olma durumunu nörotik olarak açıklayabilmektedirler. Bu tespitler DEB/DEHB gibi durmakta ancak Candida bu tabloda çok önemli bir faktör olabilmektedir.

 

Suçlu Besini Ayırt Etme Diyeti

Kişinin düzenli olarak haftada iki kere veya daha fazla yediği, kendine özel belirlenmiş ve sorun yarattığı düşünülen besini, sadece 5 günde veya 7 günde bir kez yenilmeye dayalı olarak bir diyet düzenlenebilir. Örn; süt perşembe günü alınmış ise, pazar-pazartesi veya perşembeye kadar tekrar verilmez. Seçilen test gününde, kişi 3 -5 saat hiçbir şey yemeyerek, sonradan sadece süt ve süzme peynir tüketerek etkileri not edilir. Eğer bir reaksiyon ortaya çıkarsa ki, bu durum genellikle 15 dakikadan bir saate kadar olan süre içersinde gözlenebilecektir. Fazla acelecilik, sabırsızlık, atılgan, telaşçı, düşüncesiz, cüretkârlık, kas-adale veya eklem ağrıları 24 saate kadar ortaya çıkmakta olup, genellikle kişiler alınan besinlerle ilişki kurmamaktadır.

Bu çalışmada izlenecek kurallar:

1.Bir defada bir yiyecek test edilmelidir.

2.Bu yiyecek bir gün yenilip tekrar yenilmek için 5-7 gün arası beklenmelidir.

3.Tekrar deneme ve test günü 5-6. veya 7. gün olmalıdır.

4.Test gününde; uyandıktan 3-5 saat sonraya kadar hiçbir şey yenmeyecek, sadece test yiyeceği 3-5 saat sonra yenecektir. Eğer birden fazla yiyecek test edilecek ise, yiyecekler arası 3-5 saat beklenmeli ve aynı besin test edilmek üzere yenmelidir.

5.Tüm reaksiyonlar not alınmalı ve her şey kayıt edilmelidir. Haftada her gün 3 besin yenilerek, bir hafta içinde 21 değişik besin test edilebilir. Bu şekilde yakın zaman içinde hangi yiyeceğin hangi probleme sebep olduğu tespit edilecektir.

Yaygın olarak diyet uygulanan alerjenler: Buğday, mısır, pirinç, yulaf, bezelye, oya, fındık-ceviz, süt, suni renklendiriciler, saf çikolata, yumurta, şekerkamışı şekeri, tavuk, sığır eti, domuz eti, domates, patates, portakal, salata-marul, brokoli, yeşil fasulye, kahve, peynir ve alkoldür.

Tek besin diyetinin en büyük dezavantajı, suçlu besini tüketmeyi bıraktıktan sonra yani diyetten kaldırdıktan sonra, 2. veya 3. günü izleyen günler içersinde yoksunluğa bağlı olarak kötü etkili belirtiler ortaya çıkabilmesi durumudur. Bu durum ayırt edilmeden diğer suçlu besinler de akabinde yenildiğinde yanılgıya düşülebilmekte ve sonuçların doğruluğu da etkilenebilmektedir.

 

Fazla Tüketilmesi Önerilen Besinler

Laurene B. Procaccini, RN ve Bio-Spectrum Analizinde (Orthomoleculer- Danışman), DEB/DEHB arasında biyokimyasal farklılık olduğuna işaret etmiştir. Bu farklılığın hiperaktiflik kısmında olduğunu ve hücre seviyesinde gerçekleştiğini belirlemiştir. DEHB olan kişilerin “hızlı okside etme” özelliklerini ve sık “öfkeli” veya “duygusal” özellikler taşıdıklarına da inanmaktadır. Herhangi bir şeker, basit karbonhidrat, meyve, meyve suyu tüketmemeleri gerektiğini vurgulayarak tercihen protein, çiğ mandıra ürünleri, sebze çeşitleri ve yağ (tereyağı, avokado, ekşi krema- organik olmalı) tüketmelerini önermiştir. Bu yiyeceklerin kan şekerinin hücre seviyesindeki harabiyetinin sonucu ortaya çıkan düzensiz kararsız davranışları, sallantıdaki ruh halini, huysuzluk, terslik, karamsarlık gibi ruh durumlarını ayırt etmeye yardımcı besinler olduğunu belirtmiştir.

Kan şekeri düzeyindeki anormallikler ve düzensizlikler, DEB/DEHB ile ilgilenen doktorlar tarafından diğer salgıları incelemeden sadece kan sonucuna bakmaları nedeni ile çoğu zaman tespit edilememiştir. Amerikan beslenme şekli yüksek oranda rafineri şeker, katkı maddeleri, koruyucular içerdiğinden bu problemi şiddetlendirmektedir. Bu yiyeceklerin tüketiminden sonra kan şekeri hızla yükselebilmekte ve hiperaktif davranışlar ortaya çıkabilmektedir. Kan şekeri yükseldiğinde vücut insülin salgılamakta ve kan şekerini ciddi şekilde düşüren bir durum ortaya çıkmaktadır. Bu düşüş vücudu adrenalin salgılamaya zorlamaktadır. Bunun sonucunda da hiperkinetik davranış, zihinsel karışıklık, düzensizlik, huzursuzluk, kaygı, sinirlilik ve şiddete karşı zorbalık ortaya çıkmaktadır.

Diğer yandan DEB olan kişiler, “yavaş okside” özelliği olan ve hiperaktif olmayan kişilerdir. Bu kişilerin vücudu mevcut glikozu yeteri kadar hızlı metabolize edemez, şaşkınlık, zihinsel karışıklık, sinirlilik, huzursuzluk ve paniğe sahiptirler (hızlı okside durumunda, diğer “yavaş okside” durumunun tersine kan şekeri hızla yükselmektedir).

Laurene B. Procaccini “yavaş okside” özelliği olan kişiler için günde 3 defa protein, iyi kalite kompleks karbonhidrat (beyaz un yok), sebzeler ve hergün bir parça meyve suyu ile uygulanan diyeti önermektedir.

DEB/DEHB olan kişiler ara öğünlerde protein atıştırmaya ihtiyaç duymaktadırlar. Doğal protein tercih edilebilir. Soya filizi tozu ve yüksek kalitede yeşil yiyeceklerin desteği de protein diyetine eklenebilmekte ve bu destekler hızlı hazırlanabilen özel bir içecek şeklinde de sunulabilmektedir. Eğer püre şeklinde ise saf bal ile tatlandırılarak tolere edilebilir hale getirilebilinir. Her besinin besin değeri, bağırsak sistemindeki emilimine dayanır. Düzenlenecek diyet ile faydalı besinlerin alınması, sağlıklı şekilde alışkanlık haline getirildiğinde, sağlık yönünden ters giden durumlar düzelebilecektir.

TX, Dallas/Fort Worth Blok Merkezinde çalışanlar ile yapılan bir araştırmada %95’inin bağırsaklarında çok fazla maya (candida albicans)olduğu, %50’sinde zararlı bakteri ve yaklaşık %25’inde de parazit olduğu görülmüştür. Dr. Blok çare olarak, yararlı bağırsak bakterilerini tekrar kolonize edebilmek için laktobasillus asidofilus ve bifido bakteriumla desteklemeyi ve geniş çaplı tedavi amaçlı doğru bir diyet hazırlamayı önermiştir.

Uygun ortam bularak büyüyen dost “bakteri kolonilerinin” bağırsakta oranını arttırmak sağlığı kazanmak demektir. Dost bakteri, bağırsağın doğru çalışmasına, parazitlerin yaşam ortamlarını yok etmeye ve uygun sindirime yardım eder. Yüksek kalite protein alarak faydalı organizmaların bağırsakta üremesini sağlamanın bir yolu da kefir içmektir.

Kefir sütten yapılan kültürlenmiş zengin enzimleri olan bir besindir.Bağırsak içindeki ekolojiyi restore etmeye yardım eden dost mikro-organizmalarla doludur ve esansiyel amino asitlerin tümünü ihtiva eden dört dörtlük bir proteindir. Kalsiyum ve magnezyum, triptofan ve gerçek B vitamini çeşitlerini ihtiva eder.Vücutta triptofanı serotonine çevirerek önemli bir kimyasal “nörotransmitter” olması nedeniyle kefiri bazı insanlar “doğanın sakinleştiricisi” veya “doğanın prozac’ı” olarak isimlendirmektedir. Hatta süt (laktoz) intoleransı olanlar kefir içebilirler. Donna Gates ve Linda Schatz’ın kitabında bu konuyla ilgili detaylar aktarılmaktadır.

Diğer bir gerçek protein kaynağı da soyadır. İnsanda az bulunan yararlı enzimleri doğal olarak ihtiva etmektedir. Mayalı veya filizlenmiş soya besinleri mükemmeldir. Mayalanmış ve filizlenmiş soya filizi şeklindeki ürünler ise çekingen sindirim enzimlerine çevrilebilirler ve bu nedenle de besinlerin özümlenmesine uygun sindirim için izin verirler.

Trypsin uyaranları da, mayalanmamış soyada bulunur. Çocukların vücut gelişimini sınırlayabilen, büyümeyi azaltabilen bu enzimin faydasını ve zararını hesaplayarak sadece mayalı veya filizli soya ürünlerini seçmemizde fayda vardır.

“Peki ne yemeliyiz?” sorusuna uzmanların basit tavsiyeleri doğrultusunda basit bir çizelge hazırlanabilir;

 

BESİNLER

SORUNLAR İÇİN TAVSİYE EDİLEN MİKTARLAR

DEB

DEHB

Protein

daha fazla

daha fazla

Nişasta

orta

daha az

Sebzeler

daha fazla

daha fazla

Meyveler

bazen/biraz

olabilecek kadar az

Yağlar

daha fazla

daha fazla

Sıvı yağlar

bazen/biraz

bazen/biraz

Şekerler

tek başına, kişiye özel miktar

tek başına, kişiye özel miktar

 

Bu öneriye ek olarak güvenilir besinlerin ne zaman ve nasıl yenileceği ile ilgili talimat ve bilgilerde eklenebilir, bir besin kombinasyonu oluşturulabilir. Perhiz kurallarını oluşturabilmek için yapılacak gözlem zor olabilir ama sonuçları çok değerlidir. Sindirimi uzun süreli besinlerden, sindirimi hızlı olan besinleri ayırmak ve tercih etmek esas hedeftir. Örn; proteinler ve nişastalar: Et ve patates karışmamalıdır. Eğer bir besin başka bir besinle yendiğinde hızlı sindiriliyor ise öbür besin de hızlı sindirilmiyor ise meyve ve et gibi, sonuç şişkinlik ve gaz olabilmektedir. Bu şekildeki yeme biçimi kötü sindirimi ilerleterek, hastalık için bir ortam yaratmaya başlar.

Meyve sindirimleri nispeten hızlı olduğundan diğer besinlerin yenmesinden 30 dakika sonra yenilmesine izin verilmelidir. Kavun diğer besinlerden ve meyvelerden tamamen ayrı tutularak 30 dakika sonra yenilmelidir. Proteinler nişasta ile beraber yenilmemeli, yağlarla beraber tüketilmelidir. Bu nedenle kızarmış patates ile ekşi krema tüketilebilinir. Düşük nişasta ve nişastasız sebzeler tüm besinlere eşlik edebilir. Şeker atıştırmaları tolere edilebilir ise mideye boş iken yapılmalıdır. Doğal rafine edilmiş bir alternatif şeker ‘stevia’dır. Kan şekeri dengesine yardımcı olabilir ve şeker isteğini kontrol edebilir. Saf, halis, işlenmemiş bal da çok iyidir, doğal bir protein ve amino asit kaynağıdır.

 

Basit bir besin birleşim şeması şu şekildedir:

Besin Birleşim Şeması

 

Buradaki besin sınıflandırmalarına bakacak olursak;

Proteinler: Fındıklar, tohumlar yer fıstıkları, mercimek, süt, peynir, yumurta, kasaplık et-tavuk veya balıketi, ayçiçeği filizi, soya filizi, klorella, buğday ve arpa çimi, yeşil destekler.

Nişasta: Patates, yer elması (tatlı patates), kış kabağı, havuç, pancar yaprağı, kuru fasulye, tahıllar, taneli çekirdekli hububat, ekmek.

Yağ: Avakado, bitkisel-sebze yağı, tereyağı, krema, margarin.

Düşük Nişastalı Besinler: Sap kereviz, maydanoz, patlıcan, tatlı mısır, bezelye, brokoli, tatlı biber, alfa alfa sürgünleri, mantar, yeşil fasulye, soğan, salata ıspanak, marul, karnabahar, lahana, turp, lahana familyasından kıvırcık yapraklı bir bitki olan kale, sarımsak, kuşkonmaz.

Meyve: Domates, kivi, çilek, şeftali, limon, turunçgiller, muz, misket limonu, hurma, üzüm, kurutulmuş meyveler, çilek-kiraz-ağaç çileği gibi etli ve zarlı kabuksuz tane, armut, elma, kiraz, papaya, ananas.

Kavun: Karpuz, bal gibi tatlı olan kavun, üzerinde çizgileri olan çok lezzetli küçük kantalup kavunu, kavun, kokulu kavun.

Şekerler: Beyaz şeker, kahverengi şeker, çiğ şeker, bal, şeker kamışı şurubu, Kanada’dan Akçaağaç pekmezi.

Hangi besin kombinasyonlarının ve besinlerin bizim için iyi olmayacağını, hangi enzimin eksik olduğunu dolayısıyla hangi besin ve besin gruplarının ihtiyacımız olduğunu kan testleri ile öğrenebiliriz. Bağışıklık sistemi ve alerji için gerekli testleri yaptırılarak, hangi besinlerden kendimizi korumamız gerektiğini öğrenebiliriz.

Asit/Alkalin Dengesi

Kan, idrar, tükürük yoluyla vücudun PH değeri ölçülebilmektedir. Sağlıklı kan PH’ı 7.4,idrarda ortalama 6.2, tükürükte 6.8’dir. Diyetlerimiz ve yaşam tarzımız bağışıklık sistemimizi çökertecek şekilde, yorgunluk yaratacak şekilde, vücutta yüksek asit oranı(PH’ı) olan bir ortam yaratabilir. Asidik ortam, parazitler, mantarlar, güçlü bakteriler ve kanser için mükemmel bir ortamdır. Aşağıda belirtilen besinlerin yeteri kadar alımı ile vücutta denge iyi sağlanabilir:

Alkalin Besinler (diyetin % 75’ini oluşturmalı)
Sebzeler,
Patates, püre, yabani havuç, kereviz,
Taneli çekirdekli hububat, filizlenmiş taneli çekirdekli hububat, mısır, esmer buğday, akdarı.
Meyveler: Çoğu tatlı olanlar.
Fındık: Brezilya fındığı, badem.
Fasulyeler: Soya, filizlenmiş fasulye, irice yassı taneli lima fasulyesi.
Sıvı yağlar: Zeytin, soya, susam, ayçiçeği, mısır, yalancı safran.

Asidik Ortam Yaratan Besinler (%’de 25 diyette olacak)
Et, yaban hayvanları (ördek, yabani kuş), kümes hayvanları, balık, sütten imal edilen mandıra ürünleri,
Tohumlar: Pirinç, arpa, buğday, yulaf, çavdar,
Meyveler: Ekşi meyveler, çilekler ,
Fındıklar: Yukarda belirtilenlerin dışında olan tüm türler,
Fasulyeler: Mercimek, küçük kuru fasulye, böbrek şeklindeki fasulye türleri.
Yağlar: Fındık yağları, tereyağı.
Şekerler
PH kâğıdı ile sabah idrarına bakılarak bir önceki gün yenilen yiyeceklerin doğru yiyecekler olup olmadığına bakılarak vücudun dengesi için ne yenilmesi gerektiği ile ilgili fikir sahibi olunabilir. Denge için %75 alkalin+%25 asit ihtiva eden besinler önerilmektedir. Stres, merak, üzüntü, sürekli hareket asitliği arttırmaktadır. Bu nedenle yaşam şekli, asit/alkalin dengesi için çok önemlidir. Derin derin nefes alıp verme ve masaj stress den uzaklaşmaya yardımcı olduğu için yaşantımızda önemli yeri vardır.

 

Neler Yenilmemeli: Besinlerin Hangileri Vücudu Tahrip Ediyor ve Belirtileri Şiddetlendiriyor?

BHT/BHA, ethoxyguin, suni renklendiriciler, propylene, glycol, sodium, nitrit, edta, msg, nutrasweet ve polyvinyl chloride. Bunlar kimyasal ve suni yapılandırılmış, korunulması ve sakınılması gereken maddelerdir. 200 üzerinde katkı maddesi, gıdaları süslemek, daha güzelleştirmek, tatlarını daha iyileştirmek, daha uzun korumak için ve daha ucuza mal edip tasarruf etmek için kullanılmaktadır. Bu güçlü besin katkıları dürtüsel/tepkisel davranışlara dönüşebilmekte, bağışıklık sisteminin çökmesine sebep olabilmekte hatta daha da ötesinde DEB/DEHB’nun arkasındaki gerçek sebeplerin teşhis edilmesini güçleştirip zorlaştırabilmektedir.

Mineraller

Bakır, demir, çinko, kobalt, iyot, molybdenum, manganez, magnezyum, selenyum, krom, ve flor insan gelişimi ve sağlığı için temel minerallerdendir. Eksikliğinde kaygı,sınırda dikkat dağınıklığı, kısa süreli hafıza problemlerine yol açmaktadır.Amerikalı çocuklarda orta derecede depresyonun, bakır, molybdenum, vanadium ve çinko eksikliğinde görüldüğü belirtilmiştir. Bakır ve krom eksikliğinde kan şeker seviyelerinin hücresel seviyede sıkıntıya yol açtığı, anormal kan şeker dalgalanmalarının şiddet davranışlarına, ruhsal dalgalanmalara, yorgunluk ve ani öfkelere yol açtığı belirtilmiştir. Diyetteki yüksek miktardaki basit şekerler vücudun bakır ve krom alımını azaltmaktadır ki bunlar kan şekerini düzenlemede gerekli minerallerdir.

Düşük demir seviyesi yargılamayı, sağduyulu düşünebilmeyi ve sol beyin aktivitelerini (bilimsel, matematik, alıcı-ifade edici dil, konuşma, yazı becerilerini) bozmaktadır. Anemi demir desteği ile tedavi edilebilir. Vitamin C de demir emilimini destekler bu nedenle eksikliğinde anemi gözlenebilir.

Amino asitlerde oldukça önemlidir ama düzgün mineral dengesine, düzgün mineral kombinasyonu oluşturan mineral partiküllerine ihtiyaç duyarlar.

Enzimler

Dr. Francis Pottenger pişmiş besinlerden oluşan beslenme şeklinin vücudun doğal enzimlerini tükettiğini, ileri yaşlarda görülen rahatsızlıkların bu eğilimin sonucu olarak ortaya çıktığını çalışmalarında belirlemiştir. Bu gidişatın sonucunda genç insanlarda, kısa süreli hafıza kayıpları, bağırsak ve sindirim sistemi rahatsızlıkları, pankreas iltihabı, artrit, ülser ortaya çıkmıştır.

Enzimler olmadan proteinler, vitaminler ve mineraller yararlı hale gelememektedir. Yiyeceklerin pişirilmesi enzimleri tüketebilir. İşlenmiş ve pişirilmiş her yemekte enzimlerin üretildiği pankreas yorulur. Bu tehlike bağışıklık sistemi ile ve DEB/DEHB ile ilgili belirtileri ortaya çıkarabilir. Genç insanlarda kısa süreli hafıza kayıpları, bağırsak ve sindirim sistemi rahatsızlıkları, pankreas iltihabı, artrit, ülser gibi sonuçlarla ortaya çıkmıştır.

Enzimler olmadan proteinler, vitaminler ve mineraller yararlı hale gelemezler. Yiyeceklerin pişirilmesi ise enzimleri tüketebilir. İşlenmiş ve pişirilmiş her yemekte enzimlerin üretildiği pankreas yorulmaktadır. Bu tehlike bağışıklık sistemi ile ve DEB/DEHB ile ilgili belirteçleri ortaya çıkarabilir. Çiğ sebzeler kendi enzimlerini taşırlar ama bu enzimleri pişirince ölür. Pankreas sindirim sistemi enzimi ile desteklenmez ise bu besinler sindirilemez. Sindirim sistemi boyunca sindirilemeyen besin, bakteri ve parazit üretir.Yani, sindirim düzgün gerçekleşmez ise protein amino asitlere parçalanamamakta, beyin fonksiyonu için gerekli serotonin de üretilememektedir.

Pankreasın çok çalışmasını azaltmak ve vücut enzimlerini korumak için işlenmiş veya pişirilmiş besinlere her zaman bitki enzimleri, diyete eklenerek ve tüketerek desteklenebilir. Bu tip enzimler sindirim sistemi boyunca ve bazen de midede çalışırlar. Mide ve bağırsak hastalıklarına yakalanmamaya yardımcı olurlar.

Temel Yağ Asitleri

Görevi, sinir uyarılarını normal beyin fonksiyonuna çevirmektir. Beynin %60 yağ, vücudun %75’i su olduğuna göre, günlük su desteğine vücut ne kadar ihtiyaç duyar ise, beyin de temel yağ asitlerine ihtiyaç duymaktadır. Omega 3 ve Omega 6 yağları temel yağlardır, DEB/DEHB olan kişilerin tedavisinde de direk ilgisi vardır. Temel yağ asitleri beynin gıdasıdır. Hatta kalp damar sağlığı, enerji metabolizmasını ve kişisel streslere de destek olabilmektedir. Cilt hastalıklarına, görme fonksiyonlarına, kısırlığa ve vücudun diğer karmaşık fonksiyonlarına da yardımcıdır., kuru cilt, saç dökülmesi, kulak çınlaması, soğuk intoleransı, kronik ağrılar, huzursuz bağırsak sendromu, astım, artrit ve migren temel yağ asitleri dengesi bozulduğunda ortaya çıkan belirteçlerdir. Isı, ışık, oksijen de bu asitleri kolayca etkilemektedir. Presslenme sırasında ısıtılan yağların ve uzun süre saklanan yağlar içeriğindeki temel yağ asitleri bakımından zayıf olduğu unutulmamalıdır.

 

SONUÇ

Her yaş ve özür grubundan bireylere hizmet verilen bakım ve rehabilitasyon merkezlerinde bu bireylerin sergiledikleri davranış problemleri, bilişsel ve sosyal sorunlar, mesleki disiplin yöntemleri ile değişik meslek grupları tarafından, multi disipliner bir ekip çalışması ile ele alınmaktadır. Kuruluş şartları ve hizmet alan kitleler incelendiğinde, hem yaşam alanları, hem beslenme koşulları, hem de tıbbi takip gerektiren bireylerin farklı açılardan, alternatif ve yeni yaklaşımlar ile ele alınarak ortaya çıkan sorunlarının asgariye indirilebileceği düşünülmektedir.

Çevresel alerjenler, besin alerjenleri, temasda bulunulan küf, toz, polen, kimyasalların ortamdan çıkarılmadığı durumlarda, bireylerin zihinlerinin savaş alanı gibi karışık olabileceği, muhakeme için zihin fonksiyonlarının koordineli çalışamayacağını, hatırlama becerilerini yerine getiremeyeceğini gösteren araştırmalar ve bu araştırma sonuçlarının tavsiyeleri doğrultusunda, kurumsal bazda bazı tedbirlerin alınabileceği, farklı bakış açıları geliştirilebileceği kanaati doğmuştur. Örn: Çevresel alerjen etkiye sahip yaşam ortamlarındaki kirliliği azaltabilmek için, havada taşınan hastalık yapan patojenlerden, toksik buharlardan, bakterilerden, mevcut kirli havayı hava arıtıcıları ile arındırmak, yatakların ve ortamın sağlığa uygun temizliğinin alerjen özellikten uzak kimyasal temizlik malzemelerinin tüketimi ile sağlamak gerektiği araştırmalarda vurgulanmıştır. Bu doğrultuda da alınacak önlemlerin ve düzenlemenin planlanması uygun olacaktır.

Dönem dönem tıbbi tedavilerin cevapsız kalabildiği vak’alarda, tükenmişliğin ortaya çıktığı çare arayışlarında ve bünyesinde her türden özür gruplarına destek olmaya çalışan hizmet alanlarında sadece tıbbi, eğitsel, psiko-sosyal, mesleki rehabilitasyon çalışmaları ile destek çalışmalarının sınırlı kalmaması gerektiği, özür gruplarına yönelik özel diyetler oluşturma ve çevresel faktörleri düzenleme gibi alternatif destek çalışmalarının da artık önemsenmesi gerektiği vurgulanmalı, bu alanda araştırma geliştirme çalışmaları teşvik edilmelidir. Yeni araştırmalar doğrultusunda, özürlülere hizmet götüren kuruluşlarda tekdüze beslenme şeklinden kaçınılarak uygun besin seçimleri ile uygun menü planlamalarının yapılabilmesi, davranışlarla beslenme özellikleri arasındaki ilişkinin kişiye özel olarak değerlendirilebilmesi için yöntem ve uygulamalar hakkında ihtiyaç duyulan rehberlik çalışmalarının ilgili üniversite ve meslek kuruluşları işbirliği ile geliştirilmesi, bakım hizmeti alan kitlenin yaşam kalitesini arttıracaktır.

 

KAYNAKLAR

ADHD, A., Demand For A Healthy Diet, Nutrition Science News,Feb., 1997

AIHARA, HERMAN., Acid and Alkaline, George Oshawa Macrobiotic Foundation,1986

Allergies Alleged To Be Cause of Psychoses., Medical World News Jan. 30,1970

ANDERSON, NINA, PEIPER, HOWARD., Over 50 Looking 30! The screts of staying young, Safe Goods,1996.

ANDERSON, NINA, PEIPER, HOWARD., A.D.D., The Natural Approach, Safe Goods,1996

ANDERSON, Dr. RICHARD, ND, NMD., Cleanse&Purify Thyself, R. Anderson, 1988 Attention Deficit Disorder., Mosby’s Medical,Nursing and Allied Health Dictionary,Mosby Year Book ,Inc.,1994

Attention Deficit Disorder Part I., Harvard Mental Health Letter,April,1995 pI(4)

BAKER, SIDNEY MACDONALD, MD., Food Allergies,Attention deficits and Autism,New Developments,Developmental Delay Registry,Fall,1996

Boris,Marvin,BD and Mandel,Francine S., PhD, Foods and additives are common causes of the attention deficit hyperactive disorder in children, Annals of Allergy, May 1994

CHALLEM, JACK JOSEPH and LEWIN, RENATE ., The Miracle of Little Andy Alexander, Let’s Live May 1983

CROOK, WM.G.,MD.,‘Timmy,You’re Driving Me Crazy!’,Beter Nutrition, Dec., 1988

DUBELLE, Lee., Proper Food Combining W.O.R.K.S. Lee DuBelle,1987

FALLON, SALLY W., and Enig, Mary G., Soy Products for Dairy Products? Not so Fast., Health Freedom News,Sept. 1995

FRAZIER, CLAUDE A., MD., Coping With Food Allergy, Times Boks,1974

GABY, ALAN R., MD., Are Drug Side Effects Being Overlooked?, Townsend Letter for Doctors &Patients,April 1997

GATES, DONA., The Magic of Kefir, B.E.D. Publications,1996

GATES DONA., The Body Ecology Diet, B.E.D. Publictions,1996

GAZELLA, KAROLYN A., Attention Deficit Hyperactivitay Disorder,Focusing on Alternative Treatments, Health Counselor,Vol.6,no.1

GRACI, SAM., Energy Food For Radiant Health,Get Energized!, Alive magazine #165

GREEN, R. GLEN, MD, CM., Hyperactivity and the Learning Disabled Child, The Journal of Orthomolecular Psychiatry,Vol.9,No.2,1979

HARMANN, J., Immunostimulation by Bacillus Subtilis Preparations, G.Braun,Verlag Zeitschriften,Medizinische Bucher,1990

HARTLEY, BONNIE., Is Soy a Ploy? A Look at Some Claims & Research., Healthy& Natural Journal,Vol.4,Issue 2.

HERSEY, JANE., Why Can’t My Child Behave? Pear Tree Pres

HERSEY, JANE., Scientific Studies Linkin Diet to ADHD are Often Ignored,New Developments,Developmental Delay Registry,Vol 1 No.3

HOWELL, Dr.EDWARD., Enzyme Nutrition, Avery Publishing,1985

JENSEN, Dr.BERNARD, PhD, CHLORELLA., Jewell of the Far East,Bernard Jensen,1992

KUSSHI, MICHIO & AVELINE., Macrobiotic Child Care & Family Health, Japan Publications,Inc., 1986

MANDELL, Dr.EARLE., Garlic,The Miracle Nutrient,Keats Publishing,1994

MANDELL, Dr. MARSHALL., Bio-ecologic Cerebral Malfunction, American Academy of Environmental Medicine 18th Advanced Seminar,Oct,1984

MANDELL, Dr. MARSHALL., Cerebral Reactions in Allergic Patients, American College of Allergists,25th Annual congress,New England Foundation for Allergic and Environmental Diseases,April,1969

MANDELL, Dr. MARSHALL, Dr.MANDELL’s., 5-DAY Allergy Relief System., Harper&Row,1988

MANDELL, Dr. MARSHALL., Cerebral Reactions in Allergic Patients. .case histories,Journal of the İnternational Academy of Metabology,Vol,III,NO.1,March 1974

MARTLEW, GILLIAN, ND.,Electrolytes The Spark of Life, Nature’s Publishing,1994

MEYER, PATRICIA.,Diagnostic Drawing by a Child with ADD, Flower Esence Society Newsletter,Summer 1995

MUNDY, WM. LOWE., Curing Allergies With Visual Imagery, Mundy Assoc.,1993

NEWMAN, Dr.L., Make your Juicer your Drug Store .Beneficial Books,1970

Page, LINDA RECTOR., Healthy Healing, Healthy Publications,1992

Page, LINDA RECTOR., How to Be Your Own Herbal Pharmacist, Healthy Healing Pub.,1991

RAPP, DORIS, MD., Is This Your Child?, Wm.Morrow&Co.,Inc.,1991

RAPP, DORIS, MD., Annals of Allergy letter to the Editor, American College of Allergists,Vol 56,June 1986

RAPP, DORIS, MD., Is Thıs Your Child’s World,1995

ROWE, KATHERINE S., MBBS and ROWE, KENNETH, BA, MSC., Synthetic food coloring and behavior;A dose response effect in a double-blind, placebo-controlled, repeated-measures study.The Journal of Pediatrics,Nov.,1994

SAHLEY, BILLIE JAY, Ph.D., The Natural Way to Control Hyperactivity, Pain&Stres Therapy Center Publications,1994

SCHMIDT, MICHAEL A., Childhood Ear Infections, North Atlantic Boks,1990

SEAMENS, DAN., Kids Get Sugar Blues, Compass,News From the Universe,East West Jnl,Aug,1990

SEIBOLD, RONALD L., M.S., Cereal Grass,What’s In It For You!. Wilderness Community Education Foundation,Inc.,1990

STOCKTON, SUSAN, OLARSCH, GERALD, N.D., Why are Kids Killing...?,Natures Path,1996

SWANSON, Dr.JAMES., A Review of the Studies on the use of Stimulant Medication for Children with Attention Deficit Disorder,Exceptional Children,Vol.60,No. 2, 1993

TOBE, JOHN H., Milk Friend or Friend?, The Provoker Pres,1963

TRUSS, C.ORIAN, MD.,The Missing Diagnosis, The Missing Diagnosis,1982

Understanding Vitamins and Minerals,The Prevention Total Health System. The editors of Prevention Magazine,Rodale Pres,1984

ULEDEGER, JOHN E.,D.O.,O.M.M.,A Brain is Born, North Atlantic,Upledger Institute

What is the Feingold Program?, Pure Facts,March 1997

WOOD, THOMAS, M.D., Upper Cervical Adjustments May Improve Mental Function,
Journal of Manual Medicine,1992 6:215-216

ZEFF, JARED L., N.D.,The Process of Healing, Zeff,1996

ZUCKER, MARTIN., Learning and Behavior Problems at School and Home, Let’s Live,Sept.1992

 


© 2009 - T.C. Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı
Necatibey Caddesi. No:49 Kızılay/Ankara Tel:0 (312) 229 55 11 / Fax: 0 (312) 229 83 11