Özürlülük Eğitimi


Medyada Özürlülüğün Olumlu Sunumu

Özürlülerin farklı, “normal dışı” algılanması, kitle iletişim araçlarındaki sunum biçimlerini etkileyerek belli stereotipilerin geliştirilmesine yol açmıştır. Bu stereotipiler şüphesiz öteden beri toplumun özürlülerle ilgili geliştirdiği çeşitli mitlerin bir sonucudur.

Ancak bu stereotipilerin öne çıkarılması ve dolaylı ya da dolaysız vurgulanması olumsuz tutumları pekiştirici bir rol oynar.

Kitle iletişim araçlarındaki baskın görüntü, özürlülerin başarısız ve “trajik” bir yaşam sürdükleri, “normal” bir yaşam sürdürmenin yolunun insanüstü bir güç ve yeteneğe sahip olmaktan geçtiği görüntüsüdür. Bu inançlar sonucu iki temel sunum biçimi ortaya çıkar: Kurban ve kahraman

Kurban imajı, trajik, yardıma muhtaç ve acınası kişileri, kahraman imajı, neşeli, başarılı, iyiliksever kişileri yansıtmaktadır.

Kitle iletişim araçlarında özürlü kişilerle ilgili sıkça tekrarlanan stereotipileri şu şekilde sınıflayabiliriz:

Medya stereotipileri ve önyargıları pekiştiren ya da toplumu özürlü kişileri anlamak ve olumlu tutumlar geliştirmek konusunda eğiten çok güçlü bir araçtır. Özürlü kişiler televizyon, radyo, gazete ve dergilerde olumlu sunulduğunda olumsuz tutumların değiştirilmesi yönünde önemli bir kapı açılmaktadır. Bu kapsamda medyada özürlülüğün sunum biçimleri konusunda izlenmesi gereken temel stratejiler şunlar olmalıdır:

  1. Odak noktası özürlülük değil insan olmalıdır. Özürlü kişilerin toplumdaki herhangi bir insandan farkı yoktur. Herkesle eşit, aynı insan ve vatandaşlık haklarına sahip, saygı görmeyi hak eden bireylerdir. Kariyerleri, ekonomik düzeyleri, yaşam biçimleri herkes de olduğu gibi farklı farklıdır. Arkadaşları, özel ilişkileri, eşleri, çocukları, aileleri, hoşlandıkları ve hoşlanmadıkları, işleri, hobileri, sorunları ve sevinçleri vardır. Bazılarının ciddi sağlık sorunları olmakla birlikte hepsi hasta değildir, sürekli yardım ihtiyacı olan, yardım toplayan, bütün gün yalnız başına oturan, depresif ve hiçbir işe yaramayan kişiler değillerdir.

Medyada özürlü kişilerin yer aldığı programlarda çok gerekmedikçe özürlülüğe odaklanılmamalıdır. Tedavi edilemeyen hastalıklar, doğumsal özürlülükler veya ağır yaralanmalar hakkında insanları çok kederlendirecek hikayeler anlatmaktan kaçınmalıdır. Bunun yerine bu durumun insanların ulaşım, barınma, uygun sağlık hizmeti alma, iş olanakları ve ayrımcılık gibi konularda yaşam kalitelerini nasıl etkilediğine odaklanmalıdır.

  1. Dil ve terminoloji kullanımına özen gösterilmelidir. Dil fikirlerin, algıların ve toplumsal tutumların paylaşılmasında güçlü ve önemli bir araçtır. Günlük dilde kullanılan özel deyimler ve terimler kişilere ve onların imajına zarar verebilir. “Kader kurbanı”, “felakete uğramış”, “ıstırap çeken”, “zavallı” gibi duygusal sözcükler veya “tekerlekli sandalyeye mahkum”, “tekerlekli sandalye bağımlısı” gibi duygusal deyimler kişileri aşağılayıcı ve izleyenlerin gözünde acıma duyguları uyandıran ifadelerdir.
  2. Genelleştirmeden ve etiketlemeden kaçınmalıdır. Özürlüler, engelliler, özürlü, engelli, körler, sağırlar gibi özelleşmiş bir grubu ifade eden genellemeler bu kişileri toplum içinde farklı bir konuma oturtan ifadelerdir. Bunun yanı sıra spastik, mongol, beyin özürlü gibi ifadeler damgalayıcı ifadelerdir. Özürlülük bireylerin bir çok özelliğinden biridir. Bu özelliğe yapılan vurgu onların insan yönünü ikinci plana iter. Bunu yerine “özürlü kişiler”, “özürlü birey”, down sendromlu kişi gibi ifadeler kullanılmalıdır.
  3. Başarı abartılmamalıdır. Çeşitli alanlarda başarılı olmuş özürlü kişileri süper insan veya kahraman olarak sunmayın. Her ne kadar toplum başarılı kişileri taktir etse bile, özürlü bireyleri süper yetenekli olarak sunmak bütün özürlü bireylerden aynı düzeyde başarılı olma beklentisi yaratır. Ayrıca özürlü kişilerde varolabilmenin tek yolunun çok başarılı olmaktan geçtiği duygusu uyandırır ki bu hiç kimse için mümkün değildir.
  4. Yapamadıklarına değil yapabildiklerine odaklanılmalıdır. Özürlü kişileri toplum yaşamına aktif olarak katılan kişiler olarak gösterin. Özürlü olmayan kişilerle birlikte sosyal yaşama ve iş yaşamına katılım engellerin ortadan kaldırılmasına ve iletişim kanallarının açılmasına yardımcı olur.
  5. Yardım gereksinimi istismar edilmemelidir. Özürlü kişileri sürekli olarak başkalarından yardım talep eden, para toplayan kişiler olarak göstermek yalnızca pasif alıcı, acınması gereken kişiler olarak görünmelerine ve insanların kaçınmasına neden olan bir sunum biçimidir. Özürlü kişiler özürlü olan ve olmayan herkesle eşit ilişki içinde, aldığı kadar veren kişiler olarak sunulmalıdır.
  6. Özürlülüğün bazı sonuçları eğlence aracı olmamalıdır. Özürlü kişiler komik, tuhaf ve gülünç kişiler değillerdir. Özürlü kişilerin böyle sunulması onların aşağılanmasına neden olduğu gibi, toplumu da onları ciddiye almalarını engelleyen bir yaklaşımdır.
  7. Özürlü kişiler cinsel olarak anormal kişiler değillerdir. Gerçekte ne aseksüel ne de cinsel sapkınlıkları olan kişilerdir ve bu şekilde yansıtılmamalıdırlar. Bu algılama çok daha kolay cinsel istismara uğramalarına neden olmakta, veya karşı cinsle sağlıklı ilişki kurmalarına engel olmakta, zaman zaman insanları korkutan bir obje olarak algılanmaktadırlar.
  8. Yapılan çalışmalarda özürlü kişilerden ve organizasyonlarından danışmanlık alınmalıdır. Yazarlar, gazeteciler, yapımcılar çalışmalarını topluma sunmadan önce doğruluğunu kontrol etmekle sorumludurlar. Özürlülükle ilgili konularda özürlü kişiler uzmandır. Hataları önlemek için özürlü kişilerden, organizasyonlardan danışmanlık almak en iyi yoldur.
  9. Özürlü kişilerin medyada çalışmaları desteklenmelidir. Medya kuruluşları özürlü kişileri istihdam etmek için daha çok çaba harcamalıdırlar.Özürlü kişiler medyanın tüm kademelerinde yer aldıkça özürlülere yönelik medya tutumları da değişecektir.
  10. Özürlü aktörlere yer verilmelidir. Özürlü karakterlerin yer aldığı her çalışmada mümkün olduğunca özürlü aktörler kullanılmalıdır
  11. Medya kuruluşlarına ve medya içeriğine ulaşılabilirlik artırılmalıdır. Özürlü kişilere eşit istihdam olanakları yaratmak için medya kuruluşları binalarını, ekipmanlarını, politika ve uygulamalarını özürlü kişilere uygun bir hale getirmelidirler. Medyada yer alan tüm yayınların özürlü kişilerin yararlanabileceği formatta olması önemlidir. Örneğin TV programları işitme özürlü kişiler için işaret dili veya alt yazı ile desteklenmeli, yazılı basın görme özürlü kişiler için farklı formatlarda ulaşılabilir olmalıdır. (braille, elektronik format vb) Bu özürlü bireylere net bir şekilde toplumun değerli bir üyesi oldukları mesajı verecektir ve onların sosyal yaşama katılım çabalarını artıracaktır.
  12. Medya kuruluşlarının tüm çalışanlarını özürlülükle ilgili konularda eğitilmelidir. Böylece özürlü kişilere yönelik farkındalıkları artacak, uygulamada karşılaştıkları zorluklar azalacak ve bunların ürünlerine yansımaları değişecektir.

ÖZÜRLÜLER ve MEDYA
(RTÜK Raporu)

Günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık %10’unu, ülkemiz nüfusunun ise yaklaşık %9’unu oluşturan özürlü bireylerin problemleri, aynı zamanda, ailelerin, çevrenin, toplumun, kısacası tüm insanların ortak problemidir. Özürlü olmak; doğum öncesi, doğum anı ve doğum sonrası faktörlerin etkisiyle ortaya çıkan bir sonuçtur. Ancak, erken tanı, özürlülüğün önlenmesi, özürlülerin her insan gibi hayatın her alanında kimseye muhtaç olmadan varlıklarını sürdürebilmeleri, elbette ki toplumun bu konuya daha duyarlı ve yapıcı yaklaşımı ile sağlanacaktır.

Özürlülüğün medyada ele alınış biçimi, bu gün çok büyük öneme haizdir.Çünkü medya, sık sık da ifade edildiği gibi önemli bir güce sahiptir. Giderek yoğunlaşan kitle iletişim araçları vasıtasıyla, toplumu aydınlatmak gerekli kamuoyunu oluşturmak, toplumu sosyal olaylardan haberdar etmek çok hızlı ve kolay bir biçimde gerçekleşmektedir.

Özürlülerin koordinasyonunu sağlamak, imkanlar nispetinde onlara çeşitli yardımlar yapmak, iş bulmak, tedavilerine yardımcı olmak, ekonomik, sosyal, psikolojik, kültürel, sağlık ve hukuk sorunlarını ele almak, çözmek, bu insanları rehabilitasyona yönlendirmek başta devletin olmak üzere, ilgili kurumların ve medyanın da görevi sayılmalıdır.

Özürlülerin mevcut sorunlarını çözmek, onların daha uygun şartlarda yaşamlarını sürdürerek, çeşitli ihtiyaçlarını temin edebilmeleri gibi konularda toplumumuzun daha duyarlı olmasını sağlamak, özürlülerin ihtiyaçlarını giderebilmek bakımından, ticari girişimcileri tesisler açmaya yönlendirmek gibi konularda yine kitle iletişim araçlarından faydalanılabilir.

Ayrıca, çeşitli sivil toplum örgütlerinin konuya daha yapıcı ve duyarlı yaklaşımlarını temin etmek suretiyle, örgütlerin bu kapsamda yaptıkları ya da yapmayı planladıkları faaliyetleri, yine kitle iletişim vasıtaları aracılığı ile duyurmak sureti ile; özürlülerin yasal olarak kamu kesiminde %4, özel kesimde %3 oranındaki istihdamının gerçekleştirmesine yardımcı olmak, bu örgütlerin üniversitelerle diyalog kurup, özürlülere yönelik seminer, konferans, panel, açık oturum, sergi, kermes, anma günleri ve yarışmalar tertip etmelerini teşvik etmek yine medya aracılığı ile sağlanabilir.

Özürlülere yönelik kitap, bülten, ansiklopedi, dergi, broşür, makale gibi süreli-süresiz yayınların hazırlanması, araştırma merkezi, enstitü, kütüphane ve her dalda spor tesislerinin kurulması, özürlüler için yol, park, uvalet, telefon, ulaşım araçları, plan-proje, trafik düzenlemesi gibi konularda bütün iletişim araçları vasıtasıyla toplumun tüm ilgili kesimlerini özürlüler için yardım ve desteğe çağırmak da medyanın görevi olmalıdır.

Özürlülere ilişkin hukuki düzenlemelerin yanı sıra, kitle iletişim vasıtalarından radyo-televizyon yayınlarına dair mevzuatta da bir takım koruyucu, kollayıcı yasal düzenlemelere yer verilmiştir.

3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun “yayın İlkeleri” başlıklı 4. Maddesi; Radyo, televizyon ve veri yayınları, hukukun üstünlüğüne, Anayasanın genel ilkelerine, temel hak ve özgürlüklere, milli güvenliğe ve genel ahlaka uygun olarak kamu hizmeti anlayışı çerçevesinde yapılır.” Hükmü ile başlamakta, bu hükümde de, radyo ve televizyon yayınlarında”kamu hizmeti anlayışının” esas alınması gerektiği açıkça ifade edilmektedir.

Yine aynı maddenin (d) bendinde radyo, televizyon ve veri yayınlarının”insanların dil,ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce,felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri nedenlerle hiçbir şeklide kınanmaması ve aşağılanmaması”, (s) bendinde, “program hizmetlerinin bütün unsurlarının insan onuruna ve temel insan haklarına saygılı olunması”, (u) bendinde, “Kadına, güçsüzlere ve küçüklere karşı şiddetin ve ayrımcılığın teşvik edilmemesi” ilkelerine uyulmak suretiyle yapılacağı hükme bağlanmıştır.

Radyo ve Televizyon Yayınlarının Esas ve Usulleri Hakkındaki Yönetmeliğin “Yayın İlkeleri” başlıklı 5. Maddesinde de Kanuna paralel hükümler yer aldığı gibi, ( r ) bendinin 8. şıkkında “işitme engelliler için yapılan programlardaki sözlü bilgilerin ve diyalogların verilmesi amacıyla alt yazı tekniğinin kullanılabileceği” belirtilmekte, (u) bendinde, “Kadınlara, güçsüzlere ve küçüklere karşı her türlü ayrımcılık, fiziksel ve psikolojik şiddet teşvik edilmemelidir. Aile içi şiddet, dayak,cinsel taciz, tecavüz gibi konuları meşrulaştırıcı, hafifletici ve kışkırtıcı, toplumsal hayatta ve aile içinde bireylerarası eşitsizliği onaylayan,kadının rıza, onay ve temsiliyet hakkı ve isteklerini yok sayan yayın yapılmamalıdır. Çocukların fiziksel, duygusal veya cinsel istismarı, ya da çocuk emeğinin sömürüsü özendirilmemelidir.Yayınlarda, insanların bedensel ve zihinsel engelleriyle ilgili duyarlılıkları dikkate alınmalı, engelli izleyicilerin yayınları izlemelerini sağlamak amacıyla (işaret dili, alt yazı vb.) gerekli düzenlemelerin yapılmasına özen gösterilmelidir.Hayvanlara karşı şiddet içeren görüntüler hiçbir şekilde yayınlanmamalıdır.” Hükmü yer almaktadır. Bu hükümlerle, radyo ve televizyon yayınlarında, engelli bireylerin hassasiyetlerine dikkat edilmesi ve onların televizyon yayınlarını izlemelerine olanak sağlanması amaçlanmalıdır.

Ayrıca, RTÜK tarafından 10 Ocak 1998 tarihinde faaliyete başlayan ALO RTÜK 178 Özel Telefon Hattına ya da RTÜK Web sitesine, zaman zaman radyo televizyon yayınlarında özürlülerin dikkate alınmadığı veya istismar edildiği yahut aşağılandığı yönünde şikayetler ulaşmaktadır. Özürlü bireylerin bizzat kendilerinin yahut yakınlarının başvurularıyla da bu insanlarımıza yönelik programların sadece kamu televizyonu olan TRT ile sınırlı kalmaması, birçok kanaldan yayın yapan özel radyo ve televizyon kuruluşlarının da konuya yer vererek, duyarlı yaklaşımlarının sağlanması arzu edilmektedir.

Günümüzde özürlülerin yaşadıkları sorunlar toplumun gündemine genellikle yaşanan üzücü olayların arından getirilmektedir. Oysa özürlülere ilişkin gerçekçi ve çözüme yönelik politikaların üretilebilmesi için bu insanlarımızın sorunlarının herhangi bir biçimde duygu sömürüsüne mahal vermeksizin gündeme getirilmesinde yarar bulunmaktadır. Özürlüler zor durumda olabilirler, ancak bu onların acz içerisinde televizyon ekranlarından sunulmalarını gerektirmez. Özürlü kişilerin yer aldığı programlarda özürlülüğe değil, onların yaşam kalitesini arttıracak unsurlara yönelmek daha doğrudur. Toplumu yayıncıları kısacası her kesimi bu konularda bilinçlendirmek herşeyden önce gelmektedir ve bu noktada da yine kitle iletişim araçlarının rolü büyüktür.

İletişim araçlarında kullanılan dil ve terminolojinin toplum psikolojisi toplumun olaylara yaklaşımı üzerinde bir önemi vardır. İşte bu öneme binaen özürlülerin kitle iletişim vasıtalarından sunumu esnasında dil ve terminoloji kullanımına ayrıca özen gösterilmeli, zaten hassas yapıda olan bu kişileri üzecek, yıpratacak veya onlara zarar verecek deyiş ve nitelendirmelerden olabildiğince uzak durulmalıdır.

Bunun yanı sıra çeşitli programlar vasıtasıyla, özürlü kişilerin komik ya da farklı kişiler gibi sunumu da birçok olumsuzluğa neden olabilecek, herşeyden önce konumu toplumsal ciddiyet boyutunu azaltacaktır.

Farklı branşlarda başarı elde etmiş özürlü bireylerin bu başarıları abartılmadan, diğer bireylerin de bu başarıları elde edebileceği vurgulanarak gündeme getirilmelidir. Abartılı sunum bütün özürlü bireylerin aynı düzeyde başarılı olması beklentisini vurgulayabilir ki bu da konunun başka bir olumsuzluk boyutuna neden olabilir. Sonuçta sağlıklı bireyler için elde etmiş oldukları başarı ne anlam ifade ediyorsa özürlüler için de aynı öneme haiz olduğu izlenimi verilmelidir.

Özürlülerin durumlarının elverdiği ölçüde her çalışmada yer alabilecekleri çeşitli vesilelerle vurgulanmalı, özürlü karakterlerin yer alması gerektiği durumlarda, özürlü körlere fırsat sağlanmalıdır.

Özürlülerin fiziksel ya da cinsel istismarına neden olacak unsurlardan kaçınılmalı, konuya daha hassas ve duyarlı yaklaşım sağlanmalıdır. Zira bu kişiler özürlülüklerinin dışında, sağlıklı bireyler kadar norm ölçülere sahip kişilerdir.Aksi algılamaya göre olabilecek sunumlar, onların istismar edilmelerine de neden olabilecektir. Konuya bu hassasiyet içerisinde yaklaşmak gerekir. Özürlülere yönelik hizmetlerin düzenli, etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesini sağlayabilmek, ulusal politikanın oluşturulması ile mümkün olabilecektir. Bu insanlarımız adeta yük olarak görülmemeli ya da çeşitli vesilelerle bu şekilde lanse edilmemelidirler. Aksine sağlıklı bireylerden daha çok çalışma şevk ve arzusuna sahip olabilirler. Gerekli imkanların verilmesiyle toplumsal yaşama katılımları yalnızca özürlülüklerini oluşturan engellerinin dışına en sağlıklı bireyler oranında olabilecektir.

Özürlülerin toplumsal yaşama eşit katılımlarını temin için, onların sahip oldukları hak ve yükümlülükler konusunda birey, aile ve toplumun bilinçlendirilmesi, günlük yaşamlarında kendi başlarına yaşayabilme kapasitelerinin arttırılması yönünde de atılmış ciddi bir adımı oluşturacaktır. Bu hususların yerine getirilmesinde kitle iletişim araçlarının işlevselliği ayrıca önem kazanmaktadır.

Bilgi, hizmet ve fiziksel çevre koşullarının özürlüler için ulaşılabilir hale getirilmesi, doğumdan başlayarak okul öncesi, okul çağı ve yetişkinleri kapsayacak biçimde tüm özelliklere eğitimde fırsat eşitliği sağlanması, istihdamın, mesleki eğitim ve rehabilitasyonla birlikte geliştirilmesi, istihdam alanlarında özürlülerin de yararlanabilmelerinin sağlanması ve teknolojiye uygun alet ve cihazların özürlülerce elde edilmesini kolaylaştırıcı önlemlerin alınması, özürlülerin sosyal güvenlikleri ile gelirlerinin korunması, aile hayatı ve kişisel bütünlükleri ile kültür, eğlence spor alanlarına tam katılımlarının sağlanması, özürlülere ilişkin plan ve programlar ile ekonomik ve sosyal statülerini etkileyen tüm kararların alınması sürecine özürlülerin de katılımlarının sağlanabilmesi konularında kitle iletişim araçlarına ciddi sorumluluklar düşmektedir.

Özürlülüğü erken tanımlama veya önleyebilme konusunda, ilk ve en önemli kaynak elbette anne-babalardır. Ne var ki, anne-babaların çocuk gelişimi, çocuk eğitimi, özürlülük nedenleri konusunda bilgi eksiklikleri ve yanlış inançları olması sebebiyle, özürlülükte erken tanı veya önleme, hemen fark etme konularında büyük gelişmeler sağlanamadığı çeşitli kaynaklarda da sıkça vurgulanmaktadır.

Ayrıca, okul çağlarında da, tüm öğrencilerin konuya ilgilerini çekmek, bu konuda daha duyarlı olmalarını sağlamak mümkün olabilir. Ülkemiz Milli Eğitim Müfredatına bakıldığında, bu önemli konunun, daha önceleri yalnızca meslek lisesi programlarında ele alındığı, bilahare ilköğretim kitaplarına da dahil edildiği gözlenmektedir.

Ülkemizin genel sağlık politikalarının da bu konuya destek verici mahiyette düzenlenmesi, sağlık personelinin yeterli eğitim ve desteğe sahip olmalarının sağlanması önemli noktalardandır.

Ülkemizde, dünya ülkelerinden farklı bir durum sözkonusudur. Şöyle ki, özürlülük konusu ile sadece özürlü bireye sahip ebeveynler ilgilenmekte, dolayısı ile, hedef kitle sadece özürlü bireyin ailesi ve eğitim kurumları olmaktadır. Oysa, diğer ülkelerde de olduğu gibi, konu tüm toplumu, hatta toplumun tüm katmanlarını ilgilendirmektedir.Toplumun top yekün birey ve kurumlarını içerecek bir çalışmanın başlatılmasında geç bile kalındığından bahsedilebilir.

İşte bu noktada, toplumun özürlülere yönelik ciddi ve yapıcı nitelikte tutumunun oluşturulması aşamasında, medya organlarına büyük görevler ve sorumluluklar düşmektedir. Özellikle bu konuda, duyarlı ve bilinçli bir toplum oluşturmak adına;yazılı, görsel ve işitsel basın organlarının konuya daha ciddi eğilmesi gerekmektedir. Medyanın, özürlü bireylerle ilgili olarak ilk görevi, özenli, duyarlı ve etkili bir yayın politikası izlemeye yönelmeleri, ikinci görevi ise, özürlülük-erken tanı-önleme gibi konularda, etkin, sistemli ve duyarlı mesajları iletebilmeleridir.

Günümüzde, gerçekten bu konuyu işleyen yazılı- işitsel ve görsel yayınların sayısı oldukça az ve içerikleri oldukça kısıtlıdır. Oysa, toplumun bütününün ilgisini çekecek, düzenli mesajlar verecek, sistemli programlara acilen ihtiyaç bulunmaktadır. Çünkü daha önce de vurgulandığı gibi özürlülük, toplumun tüm bireylerini ve kurumlarını ilgilendirmektedir.

20. yüzyılı geride bırakarak, yeni bir yüzyıla, 2000’li yıllara ulaştığımız çağımızda, geride bıraktığımız yüzyılın özürlüler açısından kazanımlarını değerlendirmek ve bir kritiği yapmak son derece önemlidir. Toplumsal çabaların, ciddi hazırlıkların, altyapısı başlatılan çalışmaların geliştirilmesinin ve mevzuattaki hükümlerin uygulanabilirliğinin büyük önemi olduğu gibi, sorun toplumumuzun tüm kesimlerini ilgilendirmektedir.

Özürlüler konusunda, mevcut yasal düzenleme ve uygulamaların yanısıra bir takım düzenleme ve uygulamalara da gidilebilir.

Radyo ve Televizyon Yayınlarının Esas ve Usulleri Hakkındaki Yönetmeliğin, “Yayınlarda Yer Verilmesi Gerekli Programların Yayın Oranları” başlıklı 29. Maddesinde “Toplumu özürlülük, erken tanı, özürlülüğü önleme gibi konularda bilinçlendirecek, aydınlatacak nitelikte programlar, haftalık yayın süresinin %1’inden az olamaz.” Şeklinde bir hükmün yer alması, maddede yer alan trafik,tütün mamülleri gibi toplumsal düzenlemelere paralel bir düzenleme olacağı gibi yayıcılar açısından da yeni bir uygulama olacaktır.

Yine aynı Yönetmelikte yapılacak düzenlemeye paralel olarak, “Eğitim ve Kültür Rehberleri” başlıklı 40. Maddenin ikinci cümlesine” engellilere”ibaresinin eklenmesi ve Üst Kurul tarafından hazırlanması öngörülen rehberlerin içerisinde engelliler de yer almış olacaktır.

Radyo ve televizyon yayınlarını teknik ve içerik yönünden düzenlemek, yayınların kamu hizmeti anlayışı çerçevesinde, Kanunda belirtilen ilkelere uygun olarak yapılanmasını sağlamakla görevli Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, yayıncı kuruluşlarla bir araya gelerek, özürlüler konusunda onları aydınlatıcı, yönlendirici bilgiler vermek suretiyle, konuya daha duyarlı yaklaşımlarını sağlayarak, her şeyden önce “gönüllülük” esasına uygun yayınlar hususunda girişimlerde bulunabilir.

Yayıncı kuruluşlara, hazırlayacakları programlarda, özürlülerin sorunlarına yer vermeleri, özürlülüğün önlenmesi, erken tanı gibi bir çok konuda özürlü kişilerden veya organizasyonlardan danışmanlık almalarını temin edebilme yönünde, bu kişi veya organizasyonlarla temaslarını sağlamak için RTÜK nezdinde girişimlerde bulunulabilinir.

Radyo ve televizyon kuruluşlarına özürlülerin çeşitli programlarda sunumu hakkında RTÜK ve Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığınca ortak düzenlenecek bilgilendirici seminerler verilebilir, toplantılar yapılabilir. Bu programların içeriği, süresi vs. hakkında Üniversiteler, sivil toplum örgütleri, gönüllü kuruluşlar gibi destek verecek kuruluşların da işbirliği ile yönlendirmelerde bulunulabilinir.

Yurt dışında özürlülüğe verine önem ve hassasiyeti vurgulayıcı çeşitli programlar hakkında geniş ve detaylı bilgiler vermek, hatta gösterimler sunmak gibi değişik yöntemlerle ülkemizdeki yayıncıların da özendirilmesi sağlanabilir.

Televizyon kanallarının teletext yayınlarında özürlülerin engellerine uygun, bazı açıklamaların (istihdam imkanları, açılan kurslar gibi) yer alması ya da bu kişilerin de teletext sayfalarından özürlülüklerine uygun bir biçimde faydalandırılmasının sağlanması için, RTÜK yayıncı kuruluşları göreve davet edilebilir.

Birçok alanda olduğu gibi medya alanında da; normal kişilerden daha üstün başarılara sahip olan, gerçekten hiçbir biçimde özürlülüğünü ön plana çıkarmaksızın hakkıyla isim yapmış, tanınmış kişiler de mevcuttur. Özürlülerin de büyük başarılara imza atabileceğinin en güzel örneğini oluşturan bu şahısların görüş ve önerilerinden de yararlanmak, elbette ki olumlu bir adımı oluşturacaktır.

Gerek kitle iletişim araçlarında ve gerekse başka mecralarda, özürlülerin de bu toplumun değerli birer üyesi oldukları mesajı verilmeli, onları yaptıracak veya incitebilecek hiçbir duruma fırsat verilmemelidir.

Sonuç olarak, özürlülük bireylerin değil, top yekün toplumun sorunudur. Başka medya kuruluşları olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin sorunu bu şekilde algılamalarını sağlayacak girişimlerin RTÜK nezdinde; sivil toplum örgütleri, Üniversiteler, gönüllü kuruluşlar gibi organizasyonların da katılım ve destekleriyle gerçekleştirilmesinde yarar görülmektedir. Yönetmelikte yapılacak düzenlemelerin de medyada özürlülüğün sunumuna olumlu katkılar sunacağı şüphesizdir. Radyo ve televizyon yayıncılarının “gönüllülük” esasına dayandırarak hazırlayacakları/sunacakları programların da bu konuda atılacak önemli adımlardan en önemlisi olacağı düşünülmektedir.


© 2006- T.C. Başbakanlık Özürlüler İdaresi - Özürlülük Araştırmaları ve İstatistik Dairesi Başkanlığı