Aile Eğitim Seti - Ortopedik Özürlüler



AİLE EĞİTİM REHBERİ
ORTOPEDİK ÖZÜRLÜLER

İçindekiler

1- Ortopedik Özür Nedir

2- Ortopedik Özürlerden Bazıları

A- Doğuştan Olan Özürler
B- Beyin Felci
C- Süreğen Kemik ve Eklem İltihapları
D- Romatizmal Hastalıklar
E- Çocuk Felci
F- Omurga Eğrilikleri
G- Travmatik Özürler
H- İlerleyici Kalıtsal Sinir Hastalıkları (Spinal Muskuler Atrofi)
I-  Cücelik

3-  Ortopedik Özrün Önlenmesi

A- Doğum Öncesi Nedenlerin Önlenmesi
B- Doğum Sırası Nedenlerin Önlenmesi
C- Doğum Sonrasındaki Nedenlerin Önlenmesi

4-  Ortopedik Özrün Tedavisinde Egzersiz Uygulamaları

A- Ortopedik Probleme Yönelik Olarak Kullanılan Egzersizlerin Amaçları
B- Tedavi Amacı ile Kullanılan Egzersiz Yöntemleri

5-  Protezler ve Ortezler

A- Protez
B- Ortez
6-  Diğer Yardımcı Araçlar
A- Tekerlekli Sandalyeler
B- Yürüteçler
C- Koltuk Değnekleri ve Bastonlar
D- Diğer Yürüme Araçları
E- Diğer Ekipmanlar

7- Eğitim ve Rehabilitasyon

A- Tıbbi Rehabilitasyon
B- İş Uğraşı Tedavisi
C- Sosyal Rehabilitasyon
D- Mesleki Rehabilitasyon

8- Ortopedik Özürlü Çocuğun Eğitim ve Rehabilitasyonunda Ailenin Rolü

9- Ortopedik Özürlülerde Spor

10- Özel Eğitim Uygulamaları

A- Özel Eğitim
B- Temel İlkeler
C- Özel Eğitim Kurumları
D- Ortopedik Özürlülere Yönelik Özel Eğitim Kurumları
E- Eğitim Programları
F- Ortopedik Özürlülerde Kaynaştırma Yoluyla Eğitim
G- Evde Eğitim(Yerinde Eğitim)

11- Ortopedik Özürlüler için Eve ve Çevreye Yönelik Mimari Düzenlemeler

A- Kaldırımlar
B- Rampalar
C- Yaya Geçitleri ve Yaya Yolları
D- Binalar
E- Giriş Katı,Sahanlık ve Asansöre Ulaşma
F- Ortak Garaj ve Otoparklar
G- Evler
H- Odalar
I-  Banyo ve Tuvaletler
J- Mutfak
K- Ulaşım

12- Halka Açık Yerlerde Mimari Düzenlemeler

13- Okul ve Sınışarda Düzenlemeler

14- Yasal Düzenlemeler

15- İlköğretim Okulları

16- Meslek Liseleri

 

1-  ORTOPEDİK ÖZÜR

Doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrası dönemde herhan­gi bir nedenle , iskelet (kemik), kas ve sinir sistemindeki bozukluklar sonucu, bedensel yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nede­niyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini kar­şılamada güçlükleri olan ve korunma, bakım, rehabilitasyon, danış-manlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişiye ortopedik özürlü, bu duruma yol açan durumlara ise ortopedik özür denir.

Her anne baba, dünyaya getirdiği çocuğun sağlıklı olmasını ister. Aileden gelen kalıtsal hastalıklar hariç, bir takım ihmaller, tecrübesiz­likler, bilgi eksiklikleri vb gibi nedenlerden kaynaklanan özrün hemen tamamı önlenebilir ya da kontrol altına alınabilir. Çocuğunuzun beden­sel yetersizliğinin onun tüm gelişimini olumsuz etkileyebileceğini unut­mayın. Çocuk eğer emeklemiyor, yürüyemiyor, veya oturamıyorsa çevresiyle ilgisi buna bağlı olarak sınırlı kalacaktır.

Çocuğunuzun bedensel yetersizliğinin onun tüm yaşamını olumsuz yönde etkilememesi için, en ufak bir şüphede ilgili sağlık merkezine yapılacak başvuru erken tanılama ve müdahale hem kendinizin hem de çocuğunuzun ömür boyu sürecek mutsuzluğunu engelleyebilecektir.

2-  ORTOPEDİK ÖZÜRLERDEN BAZILARI

A- Doğuştan olan özürler

  1. Doğuştan uzuv eksiklikleri,
  2. Doğuştan kalça çıkığı,
  3. Çarpık ayak,
  4. Doğuştan kol felci,
  5. Doğuştan omuriliğin kese şeklinde dışa doğru çıkması (Menin-gomyelosel),
  6. Yapışık parmak,
  7. Doğuştan omurga eğrilikleri,
  8. Doğuştan kas hastalıkları.

B- Beyin felci

C- Süreğen kemik ve eklem iltihapları

D- Romatizmal hastalıklar

E- Çocuk felci

F- Omurga eğrilikleri

G- Travmatik özürler

  1. Uzuv kaybı,
  2. Kırık kaynama yokluğu,
  3. Yanlış kaynamış kırıklar,
  4. Eklem sertliği,
  5. Travmaya bağlı felçler ve kuvvet kayıpları,
  6. Eklem kireçlenmesi.

H- Kalıtsal ilerleyici sinir hastalıkları I-  Cücelik

 

A- Doğuştan Olan Özürler

1- Doğuştan Uzuv Eksiklikleri

Tanım: Parmak, el, kol ve bacak gibi uzuvların doğuştan kısmen ya da tamamen oluşmadığı durumlarda ortaya çıkar. Örneğin dirsekten itibaren bir yoklukta, dirsekten aşağıda uzuv tamamen yoktur ; buna doğuştan ampute denir.

Neden: Annenin, hamileliğin erken döneminde (ilk üç ay) kullanıl­ması sakıncalı olan ilaçları kullanmasıdır. Bazı olgular ise kalıtsal ola­rak ortaya çıkar.

Tanı: Uzuv yoklukları bebek doğar doğmaz kolaylıkla tanınır. Uzuv içerisindeki çift kemiklerden birinin yokluğu ya da az gelişmesi duru­munda bazen tanı zor olabilir. El, ayak, dirsek veya dizde belirgin çar­pıklık ve kısalık, kemiklerde eğrilik var ise bu durumdan şüphelenilme-lidir.

Tedavi: Erken yaşlardan itibaren (sıklıkla yürüme yaşında) protez yapılabilir. Böylece çocuğun protez kullanma becerisi sağlanmış olur. Çok ileri yaşlarda protez yapılırsa, protezsiz yürümeyi ya da sakat ko­lu ile işlerini görmeyi benimseyen çocuk, protezi kullanmayı reddede­bilir. 0-2 yaş döneminde ayak veya eldeki çarpıklıklar cihaz ile düzelti­lecek durumda ise cihaz, değilse ameliyat ile düzelme sağlanabilir. Ba­zen kısa olan uzvun ameliyatla uzatılması gerekebilir. Bu durumda ai­le en yakın tam teşekküllü hastaneye başvurarak gerekli yardımı alma­lıdır.

2- Doğuştan Kalça Çıkığı

Tanım: Doğum öncesi, doğumda ya da doğumdan bir müddet sonra kalça ekleminin yetersiz gelişimine bağlı olarak eklemde ortaya çıkan durumdur. Kız çocuklarda erkek çocuklara göre çok daha sık görülür.

Neden: Birçok faktör rol oynar. Bebeğin kalça eklemindeki yapısal bozukluklar kalça ekleminin kolay çıkmasına neden olur. Bebeğin an­ne karnında anormal duruşu (yan ya da ters duruş) kalça eklemini zor­lar.

Bebeğin kundaklanması kalça çıkığının en önemli nedenidir.

Tanı: Bebek doğduğunda bacağındaki deri çizgilerinin (katlantıları­nın) simetrik olmadığı göze çarpar, yani normalde bacaklardaki deri katlantıları aynı seviyelerde ve sayıda olmalıdır. Çıkık olan taraftaki ba­cak diğerine göre kısa olabilir. Her iki bacak yanlara doğru açılmaya çalışıldığında çıkık olan tarafın yana doğru açılmadığı (hareket kısıtlılı­ğı) görülür. Eğer çıkık iki taraşı ise her iki kalçanın birbirinden ayrılma­sının sınırlı olduğu farkedilir.

Bebek 1 aylıkken doktor tarafından yapılan kalça ultrasonu ile ke­sin tanı konulabilir. Bu hastalıkta ne kadar erken tanı konulursa tedavi şansı o kadar artar. İlk 1 ayda tanı konulan bebekler en şanslı bebek­lerdir. Bazı hastalarda tanı çocuk yürüme çağına geldikten ve hatta yü­rümeye başladıktan sonra konulmaktadır. Bu bebekler geç yürürler, çıkık tek taraşı ise o tarafta kısalık vardır ve yürümede aksaklık göze çarpar. Bu bulgular varsa bebek vakit kaybetmeden tam teşekküllü hastaneye götürülmelidir.

Tedavi: Tedavi, doktor tarafından yönlendirilmelidir. Kundaklama kesinlikle yapılmamalıdır. 0-2 aylık dönemde her iki kalçayı ayrık tuta­cak şekilde kalın ara bezi ya da ticari olarak satılan yastıklar kullanıl­malıdır. 2-12 ay arası bebeklerde kalçaları uygun pozisyonda tutarak normal gelişimi sağlayan ortezler verilir. 12 aydan büyük çocuklarda tanı ilk kez konuluyorsa ya da o yaşa kadar yapılan tedaviler sonuçsuz kalmışsa ameliyat yapılması zorunludur.

3- Çarpık Ayak

Tanım: Bir ya da her iki ayağın topuğu ile birlikte içe dönük ve bü­kük olması şeklinde görülmesidir. İki tipi vardır: Esnek ve sert şekil bo­zukluğu (deformite). Esnek olanı doğumdan bir müddet sonra alçı ve egzersiz uygulamaları ile düzelirken, sert olanı ameliyatla düzelir.

Neden: fiekil bozukluğunun iki tipi vardır: Nedeni bilinmeyen çar­pık ayak ve diğer bazı hastalıklara (beyin felci, meningomyelosel gibi) bağlı olarak ortaya çıkan çarpık ayak. Beyin ve omuriliği tutan hasta­lıklarda ayak çevresindeki kasların kuvvet dengesizliğine bağlı olarak çarpık ayak ortaya çıkar.

Tanı: Çoğunlukla bebek doğar doğmaz ayaktaki şekil bozukluğu fark edilir. Doğuştan kalça çıkığı olan bebeklerde daha sık görülür. Her iki ayağın tabanlarının birbirine dönük olduğu , topukların içe dönük ve ayakların da bilekten yere doğru bükük olduğu görülür.

Tedavi: fiekil bozukluğu fark edilir edilmez, yani bebek doğduğun­da tedavi de başlar. Düzeltici hareketler konu ile ilgili uzman kişiler ta­rafından ebeveynlere öğretilerek bebeğe yaptırmaları sağlanır. Ebe­veynlerin sorumluluğu fazladır. Genellikle ilk 10-14 gün bu egzersizler­le geçildikten sonra ortopedi uzmanı tarafından alçı tedavisi başlatılır. Haftalık alçı uygulamalarıyla ayak tedrici olarak düzeltilir. Tedavinin değişik aşamalarında ve özellikle çok ciddi bozukluklarda bir ya da birden daha çok cerrahi müdahale gerekebilir. Tedaviye geç başlanılan hastalarda (özellikle 6 aydan sonra ) ameliyat mutlaka gereklidir. Ame­liyattan sonra egzersiz, ortez ve uygun ayakkabı ile çocuk erişkin ya­şa gelene kadar düzenli tıbbi takip yapılmalıdır.

4- Doğuştan Kol Felci

Tanım: Doğum sırasında kola giden sinirlerin zedelenmesine bağlı olarak ortaya çıkan felç tablosudur. Tek taraşıdır. Etkilenen kolda ta­mamen bir felç tablosu olabileceği gibi, ağırlıklı olarak elde ya da omuz çevresindeki kasların zayışığı ile de seyredebilir.

Genellikle görülen tipinde omuz çevresi tutulur; elde kuvvet normal iken omuz eklemi ve kolun hareketleri kısıtlı ve zayıftır.

Neden: Bebeğin kilosunun fazla olması, anne karnında ters duru­şu, doğum eyleminin uzaması gibi nedenlerden kaynaklanan zor do­ğumlarda bebek doğurtulurken yapılan manevralar bebeğin kolunda ve o kola giden sinirlerde gerilmeye neden olur. Kalıcı sinir hasarı ve felç meydana gelir.

Tanı: Tanıyı koymak kolaydır. Bebeğin etkilenen omuz ve kolunu hareket ettiremediği ve kolun içe dönük durduğu fark edilir. Eğer elde­ki felç şiddetli ise , elin bilekten bükük, kolun içe dönük olduğu ve eli­ni kaldıramadığı görülür. En ağır tipinde ise kolda ve elde hiç kuvvet yoktur.

Tedavi: Hafif zedelenmiş sinirlerin tama yakın iyileşmesi mümkün­ken bazı çocuklarda hiç iyileşme olmaz ya da kısmi iyileşme olur. İyi­leşme kendiliğinden olacaksa genellikle ilk 3 ay içerisinde kolda hare­ket gözlenir. Hareket gelişmiyor ise sinir onarımına yönelik ameliyatlar erken dönemde yapılmalıdır. İleri dönemde (5 yaş ve üzeri) eğer sinir iyileşmez ve kol veya elde şekil bozukluğu kalırsa bu şekil bozuklukla­rını düzeltmeye ve fonksiyon kazandırmaya yönelik (sinir onarımına yö­nelik değil) ameliyatlar yapılabilir. Egzersiz tedavisi son derece önem­lidir. Aileler çocukları için gereken egzersizleri öğrenmek üzere, çocu­ğu takip eden doktorun yönlendirmesiyle konu ile ilgili çalışan bir fiz­yoterapiste başvurmalıdır.

5- Doğuştan Omuriliğin Kese fieklinde Dışa Doğru Çıkması (Meningomyelosel)

Tanım: Bebeğin bel ya da sırt bölgesinde omuriliğin ve omurilik sı­vısının dışarıya doğru kese şeklinde fıtıklaştığı ve hastanın bacakların­da tek ya da çift taraşı değişen derecelerde felçlere neden olan bir hastalıktır. Bazı hastalarda beyin omurilik sıvısının dolaşımının engelle­nerek beyin içinde kapalı kalması sonucu beyinde birikmesi ve buna bağlı olarak başın büyüdüğü (hidrosefali) görülebilir. Beyin gelişimini ciddi olarak engelleyebilecek bir durumdur.

Neden: Bazı hastalarda kalıtsal olarak ortaya çıktığı gösterilmiştir. Yine hamilelik döneminde yetersiz B12 vitamini (folik asit) alan anne­lerin bebeklerinde daha fazla görülmektedir.

Tanı: Hastalığın, kan testi ve ultrason incelemesi ile 16 - 18. gebe­lik haftalarında fark edilmesi mümkündür. Amnion sıvısı (rahim içinde­ki gebelik sıvısı) alınarak yapılan tetkiklerle de erken tanı konulabilir. Bu durum hamileliğin ilk üç ayında tespit edilirse ailenin isteği ile gebelik sonlandırılabilir. Omurilik etkilendiği için omurga, kalça, diz, ayak bile­ğinde oluşan şekil bozuklukları, bazı hastalarda idrarını, dışkısını tuta-mama durumu ile beraber görülür. Hafif tutulumlarda (omuriliğin en alt seviyeleri) çocuklar herhangi bir cihaz desteği olmadan yürüyebilirler. Orta dereceli omurilik hasarında ise çocuk yardımcı cihazlarla (yürü­teç, koltuk değneği, ortez) yürüyebilir. Ayakta çarpık ayak, dışa dönük­lük, ark yüksekliği, dizde tutulan kaslara bağlı olarak dizi bükememe, "X bacak", "O bacak", kalçada çeşitli sertlikler (kalçanın dışa dönük ya da bükük kalması gibi), kalçanın yarı çıkık ya da çıkıkları, omurgada eğrilikler ile ortaya çıkabilir. Çocuğun bacaklarındaki duyu kaybı, kuv­vet azlığı ya da felç ile beraber ayak, diz ve kalça şekil bozukluklarının varlığı tanıyı koydurur.

Tedavi: Doğum sonrası ilk 24 saatte keseye yönelik ameliyat aci­len yapılmalıdır. Bağımsız yürümeyi kazandırmak en önemli amaçlar­dan biri olmalıdır. Ciddi durumlarda ayakta dengede durmayı sağlaya­bilmek ya da yürüyemeyecekse oturma dengesini sağlamak amaç olmalıdır. Myelomeningosel olan çocukların yaklaşık %40’ı erişkin çağ­da yürüyememektedir. fiekil bozukluklarının ilerlemesini durdurmak ve yürüme yardımı için omurga ya da uzuvlara ortez uygulaması yapılabi­lir. ‘Ayak-ayak bileği’ ya da ‘ayak-ayak bileği-diz ortezleri’, koltuk değ­nekleri, yürüteçler tedavide oldukça yardımcıdır. Cerrahi tedaviden ya­rar göreceği düşünülen hastalarda ayak-ayak bileği, diz, kalça ve göv­de bozukluklarını düzeltmek için ameliyat yapılabilir.

6- Yapışık Parmak

Tanım: Doğuştan el ya da ayak parmaklarından iki ya da daha faz­lasının birbirinden ayrılamama kusuru nedeniyle bitişik kalması şeklin­de ortaya çıkar. Basit tipte sadece cilt ortak iken, karmaşık tipte kemik de ortaktır.

Neden: Hastaların % 15-40’ında ailede başka bireylerde de yapı­şık parmak bulunur. Dolayısıyla bu şekil bozukluğunun ortaya çıkma­sında kalıtsal geçiş önemli bir yer tutmaktadır.

Tanı: Bebek doğduğunda tanıyı koymak oldukça kolaydır. Röntgen filmi çekilerek basit-karmaşık ayrımı yapılır.

Tedavi: Cerrahi girişim acil değildir. Ebeveynler çocuk büyürken ileride yapılacak ameliyatı kolaylaştırmak için yapışık parmaklara ma­saj yapmalı, aradaki cildi germelidirler. Ameliyat, boyları birbirine yakın parmaklarda (2,3,4) daha geç yapılabilir. Ancak okul çağından önce gerçekleştirilmelidir. 4. ve 5. parmaklar ile 1. ve 2. parmaklar arasında­ki yapışıklıklarda ise uzun olan parmaklarda (2. ve 4.) zaman içinde şe­kil bozuklukları gelişeceğinden ameliyat tercihen 3 yaşından önce ya­pılmalıdır.

7- Doğuştan Kas Hastalıkları (Kas Erimesi)

Tanım: İskelet kaslarının yapısındaki bozulma ve buna bağlı ilerle­yici kas güçsüzlüğü ile seyreden, doğumdan itibaren ortaya çıkan bir grup hastalıktır. Kas güçsüzlüğünün yanı sıra eklem sertlikleri, şekil bozuklukları ve ilerleyici sakatlık meydana gelebilir.

Neden: Kalıtsal geçişli hastalıklardır. Akraba evliliklerine bağlı ola­rak görülme sıklığı artar. Kaslarda ilerleyici erime söz konusudur.

Tanı: Bebek doğumda normal görünümde olabilir. Ancak ilerleyen aylarda ve yıllarda hastalık daha belirgin bir şekilde ortaya çıkacak ve git gide ağırlaşacaktır. Kas erimesi %30-50’ye ulaştığında kol ve ba­cak kaslarındaki zayışık dikkati çeker. Bu çocuklar genellikle geç yü­rürler. Yürüme yaşı genellikle 18 ayı geçer. Çocuk 3-5 yaşına geldiğin­de yürümede hantallık, merdiven çıkmada zorluk, oturduğu yerden ayağa kalkmada ya da yattığı yerden oturur duruma geçmede belirgin bir zorlanmasının olduğu hatta , bazen bunları başaramadığı görülür. En erken boyun, kalça ve omuz kasları tutulur. Omuz ve kalçadan baş-layan kas güçsüzlüğü giderek yayılır. Çocuk zayıf kasları nedeniyle düşmemek için belini aşırı derecede öne doğru çıkartarak, her iki ya­na salına salına (ördek gibi) kalça ve dizler hafif bükük ve parmak ucunda yürür.

Tedavi: Önceleri yürüyebilen çocuk yıllar içinde giderek tekerlekli sandalyeye bağımlı hale gelir. Hastalık teşhis edildiği andan itibaren çocuk yoğun fizyoterapi programı ile takip edilmeli ve aile eğitim prog­ramına alınmalıdır. Ortopedik tedavinin amacı, eklem sertliklerini ve şekil bozukluklarını önlemek, gelişen kas ve eklem sertliklerini gerekir­se gevşetmek böylece çocuğun ayakta kalabilme ve yürüyebilmesine yardımcı olmaya çalışmaktır. Genellikle gevşetme ameliyatlarından sonra ortez uygulaması gerekir. Ayakta durabilen ve yürüyebilen ço­cuklarda genellikle skolyoz (omurgada yanlara doğru olan eğrilik ve beraberinde dönme ile görülen şekil bozukluğu) gelişmediğinden mümkün olduğu sürece çocuğu ayakta tutabilmek için elden gelen gayret gösterilir. Skolyoz oluşmaya başladıktan sonra genellikle hızlı ilerler ve çocuğun oturma dengesini bozacak düzeye ulaşır, hatta so­lunum fonksiyonunu bozar.
Aile, çocuğun omurga dengesini sağlamaya yönelik olarak korse kullanılması gerektiği konusunda bilinçli olmalıdır. Ayrıca aile düzenli olarak ortezin kontrolü, röntgen filmlerinin düzenli takibi, çocuğun omurgasındaki eğriliğin artışının izlenmesi ve eğriliğin diğer sistemlere olan etkilerinin takibi açısından düzenli kontrollerini aksatmamalıdır.

B- Beyin Felci

(Spastik Felç, Serebral Palsi)

Tanım: Doğum öncesi, doğum sırası ya da doğum sonrası erken çocukluk çağında (0-7 yaş), beyinde meydana gelen bir hasara bağlı olarak ortaya çıkan yürüme, hareket ve duruş bozuklukları ile seyreden bir hastalıktır. Bazı durumlarda zeka geriliği hastalığa eşlik edebilir.

Neden: Beyin hasarına yol açan nedenler üç dönemde etkili ol­maktadır: Doğum öncesi dönem, doğum, doğum sonrası dönem.

Doğum öncesi: Nedenlerden birisi annenin hamilelik döneminde geçirdiği kızamıkçık gibi bulaşıcı hastalıklardır. Diğer nedenler arasın­da anne rahmindeki kesenin (çocuk eşi, plasentanın) ana rahminden erken ayrılması, plasenta yetersizliği, annenin zatürre geçirmesi, anne­deki kalp-akciğer hastalığı, kan grubu uyuşmazlığı, annenin alkol ve ilaç bağımlılığı, şeker hastalığı sayılabilir.

Doğum sırası: Doğum eyleminin zor olması ve normalden uzun sürmesi de beyin felci riskini arttırabilir. Bunlar bebeğin beyninin yeter­li oksijen almamasına neden olarak etkili olur. Doğum travması bebek­te beyin içi kanamaya neden olabilir. Bebeğin doğumda anormal geliş pozisyonları (örneğin makat geliş) zor doğuma dolayısıyla oksijensiz kalmasına neden olabilir. Bu grupta diğer risk faktörleri arasında ikiz gebelik, erken doğum (prematüre), düşük doğum ağırlığı sayılabilir.

Doğum sonrası: Beyin iltihabı, menenjit, çocuğun yüksek ateşe bağlı havale geçirmesi, beyin travması (zedelenmesi) doğum sonrası dönemde en sık görülen nedenlerdir. Travmatik nedenler arasında tra­fik kazaları, yüksekten düşme ve çocukların şiddete maruz kalması sa­yılabilir. Bunlar beyinde kanamaya yol açar. Suda boğulmaktan kurta­rılan çocuklarda da eğer beyin oksijensiz kalmışsa beyin felci gelişe­cektir.

Tanı: Beyin felcinin, beynin tutulan bölgesi ile ilgili olarak ortaya çı­kan dört tipi vardır. Genellikle spastik tip görülür. Spastik çocuklarda tutulan uzuvlarda hangi kaslar etkilenmiş ise o kaslarda aşırı kasılma (spastisite) mevcuttur. Örneğin; bacakların etkilendiği bir spastik çocukta dizler ve kalçalarda bükülme ve yürürken bükük pozisyondaki dizlerin birbirine çarpması görülebilir.

Beyin felcinde tek bir uzuvda felç görülebileceği gibi 4 uzuvda bir­den de görülebilir. Bunun yanında hemipleji denilen tipinde aynı taraf kol ve bacak etkilenir. Ayrıca her iki bacağın her iki kola göre daha çok ya da daha az etkilendiği durumlar da söz konusu olabilir. Spastik tip­lerde dirsek, el bileği ve ellerde de aşırı kas kasılmasına bağlı bükül-meler olabilir. Skolyoz sıklıkla ortaya çıkar. Bu çocukların gerek eklem gerekse yürüyüş bozukluklarından tanıyı koymak kolaydır. Bazıları hiç­bir zaman yürüyemez. Spastik tipin dışında titreme, dengesiz ve koor-dinasyonsuz yürüme şeklinde seyreden tipler de vardır.

Tedavi: Beyindeki hasar kalıcıdır ve tedavi edilmesi mümkün değil­dir. Beyindeki hasara bağlı olarak kas-iskelet sistemi bozuklukları ve normal hareket sistemi gelişim (baş-boyun kontrolü, dönme, oturma, emekleme ve yürüme) geriliği görülmektedir.

Normal hareket sistemi gelişimi için, teşhis edildiği andan itibaren yoğun ve düzenli rehabilitasyon programları başlatılmalıdır. Buna pa­ralel olarak aile eğitimi verilmelidir.

İskelet sistemi şekil bozuklukları, kısmen egzersiz, ortezler ya da ameliyatlar ile düzeltilebilir. Tedavinin amacı hastalığın ağırlığına ve hastanın durumuna göre değişir. Yürüyebilen bir hastadaki şekil bo­zuklukları düzeltilerek yürümenin daha iyi olması sağlanmaya çalışılır. Tekerlekli sandalyeye bağımlı bir kişinin daha iyi oturması, bir yerden diğerine nakli, hatta mümkünse koltuk değneği yardımıyla yürür hale getirilmesi, yatağa bağımlı bir kişinin daha dengeli oturması ya da ki­şisel bakımın ve hijyenin daha iyi hale getirilmesi amaçlanır.

Cerrahi tedavi en sıklıkla spastik beyin felci hastalarına uygulanır. Her beyin felci hastası ameliyat için uygun değildir. Bu nedenle hasta­lar ortopedi uzmanı tarafından çok iyi değerlendirilmelidir. Yürüme po­tansiyeli olmayan bir hastaya bu amaca yönelik çok sayıda gereksiz ameliyat yapılmamalıdır. Bazen çocuk küçükken yapılan cerrahi giri­şimler daha sonra yapılacak olan ortez uygulaması ve fizik tedaviyi daha etkin kılabilir. Genellikle önerilen bir cerrahi girişimde birden çok şekil bozukluğunun aynı anda düzeltilmesidir (kalça, diz, ayak bileği). Ancak erken yaşlarda yapılan başarılı ameliyatlar çocuk büyüdüğü için ileride tekrar edilmek durumunda kalabilir.

Bazen de tıbbi tedavinin seyri sırasında eğer tedaviden beklenilen sonuç alınamazsa cerrahi müdahale gerekebilir. Gerekli olup olmadı­ğına ve gerekiyorsa zamanlamasına doğru karar verilmelidir. Ameliyat sonrası rehabilitasyon en az ameliyatın başarılı olması kadar önemlidir. Tedavi-takip, iskelet gelişimi tamamlanıncaya kadar sürmelidir.

C- Süregen Kemik Ve Eklem İltihapları (Kronik Osteomyelit, Septik Artrit)

Tanım: Bakterilerin yol açtığı kemik ve eklemlerin iltihabi hastalık­larıdır. Bakteriler kemik ya da ekleme üç yolla yerleşir:

1-Vücuttaki iltihabi bir odaktan (diş apsesi gibi),

2-Ortopedik ameliyatlar sırasında,

3-Açık kırıklardan sonra.

Önce bakterinin yerleştiği yerde iltihap sonra apse meydana gelir. Bunu takiben, kemik ve eklem dokusu bozulmaya başlar. Yetersiz te­davi ile süreğen (kronik) hale geçer.

Neden: Bakterilerin bir şekilde kemik veya ekleme ulaşmaları ve burada çoğalarak iltihaba yol açmaları ve bu iltihabi olayın tedavi edi-lemeyerek süreğen hale gelmesidir.

Tanı: Tutulan eklem ya da kemikte ağrı, şişlik, kızarıklık ve ısı artışı olabilir. Genellikle tutulan bölge üzerindeki ciltte içerideki apsenin dı­şarıya aktığı bir akıntılı yara bulunur. Hastalık süreğen olduğu için ba­zen ağrı, bazen de sadece akıntı olabilir. Süreğen eklem iltihabı eklem kıkırdağını harap ederek kireçlenmeye, eklemin ağrılı ve hareketlerinin kısıtlı hale gelmesine yol açar.

Çekilen röntgen filmleri, kan tahlilleri ve akıntı örneğinin incelenme­si ile tanı kesinleştirilir.

Tedavi: Kemik ve eklem iltihapları, tedavileri oldukça zor olup uzun süren hastalıklardır. Hastalığın erken döneminde bazen tek başına an­tibiyotik tedavisi etkili sonuç verebilirken, kronik kemik ve eklem iltiha­bında asıl tedavi cerrahi tedavidir. Apse boşaltılması, ölü kemik ve yu­muşak dokuların temizlenmesi, yine iltihabi materyal içeren kemik ve yumuşak dokuların çıkartılması gerekir.

Cerrahi tedaviye antibiyotik tedavisinin de eklenmesi gerekir. Ke­mikte büyük yer işgal eden ve tedaviye dirençli apselerde, kemiğin il­tihabi materyal içeren kısmı ameliyatla çıkarılarak kalan sağlam kemi­ğin zaman içinde tedrici olarak uzatılıp kalan boşluğun doldurulması gibi büyük ameliyatlar yapılması gerekebilir.

D- Romatizmal Hastalıklar (Romatoid Artrit, Ankilozan Spondilit)

Tanım: Vücuttaki el-ayak eklemleri gibi küçük eklemler kadar diz, ayak bileği, kalça, omurga eklemleri gibi büyük eklemleri de tutabilen ve eklemlerin harabiyetine yol açan bir grup hastalıktır.

Neden: Bu grup hastalıkların nedeni tam olarak bilinmemekle bir­likte, bağışıklık sistemindeki bir bozukluktan kaynaklandığı düşünül­mektedir.

Tanı: Genellikle birden fazla eklemde ağrı, şişlik, ısı artımı, kızarık­lık gibi belirtilerle seyreder. Ağrı şiddetlidir ve o eklemin hareketlerini sınırlar. Eklemin etrafındaki kaslarda incelme dikkati çeker. Zamanla eklemler de şekil bozuklukları ve ciddi sertlikler meydana gelir. Hare­ket kısıtlılıkları kalıcı hale gelebilir (donmuş eklem).

Tedavi: Tedavinin amacı hastanın ağrısını azaltmak ya da ortadan kaldırmak, eklem fonksiyonunu yeniden kazandırmak, şekil bozukluk­larını önlemek ve hastanın hareket kabiliyetini artırmaktır. Koruyucu ve şekil bozukluklarını önleyici fizyoterapi uygulamaları ve ortez yaklaşım­ları tedavide önemli yer tutar. Romatizmal hastalıklardaki ameliyat se­çenekleri; sinovektomi (dizin iç zarının çıkartılması), kemik şekil bozuk­luğunu düzeltmeye yönelik ameliyatlar, eklemin dondurulması ve ek­lem protezlerinin takılmasıdır.

E- Çocuk Felci (Poliomyelit)

Çocuk felci aşılama ile tamamen önlenebilen bir hastalıktır.
Dünya da ve ülkemizde yapılan düzenli aşı kampanyaları ile gide­rek yok edilmeye başlanmıştır.

Tanım: Genellikle ateş ya da üst solunum yolu enfeksiyonu ile baş-layan kol, bacak ve gövde kaslarında felçlere, omurgada eğriliklere ve bacakta kısalığa yol açan viral bir hastalıktır. Genellikle 1-4 yaşları ara­sında çocuklarda görülür.

Neden: Polio virüsünün yol açtığı omurilikteki motor sinir hücrele­rinin tahribatı ve buna bağlı olarak ortaya çıkan uzuv felçleri ile seyre­den bir hastalıktır. Sadece motor sinirler tutulduğu için hastanın uz­vunda herhangi bir his kaybı olmaz, değişen derecelerde kas felci or­taya çıkar.

Tanı: Ateşli hastalığın seyri sırasında ve sonrasında çocuklarda kol ve bacak hareketlerindeki kayıpların ortaya çıkması ile tanı konabilir. Hastalığın şiddetine bağlı olarak sadece bir uzuv etkilenir ve bu genel­likle sağ ya da sol bacaktır. Nadiren hastalık kol tutulumu ile karşımı­za çıkar. Bazen de sırt kaslarının sağ ya da sol grubu etkilenir.

Tutulan uzuvda omurilikteki hasarın büyüklüğüne bağlı olarak deği­şen derecelerde felç meydana gelir. Bu, o uzuvdaki hafif bir güç kay­bından o uzuvdaki tam felce kadar değişir. Sırt kasları tutulması ve ba­cak kısalığına bağlı omurga eğriliği (skolyoz) meydana gelmektedir.

Geçirilen ateşli hastalıktan yaklaşık iki yıl sonra kas felci tablosu ta­mamen oturur. Çocuğun tutulan uzvu diğerine göre belirgin şekilde zayıf ve incedir. Tutulan uzuv diğerine göre hafif (1-2) ya da ciddi an­lamda (8-10 cm) kısa olabilir, istemli hareketler ya hiç yapılamaz ya da oldukça zayıf olarak yapılabilir. Eğer bir uzuvdaki bazı kas grupları et­kilenmeden sağlam kalmışsa zaman içinde çocuk büyüdükçe eklem sertlikleri ve kemikte şekil bozukluklarının meydana gelmesi kaçınıl­mazdır.

Tedavi: Çocuk felcinin ortopedik tedavisinde sık yapılan ameliyat­lardan birisi kas transferleri (nakilleri) dir. Yani zayıf olan bir kasın gö­revinin nakledilen kasa yüklenmesidir. Güçlü olan komşu bir kas, zayıf olan kasın kemiğe yapıştığı yere nakledilir. Böylece daha önce yapıla­mayan bir hareketin (örneğin ayağın yukarıya kaldırılması) hasta tara­fından yapılması mümkün olur. Kas transferinin diğer yararları; oluşa­bilecek bozuklukları önlemesi ve o uzuvdaki kaslar arasındaki denge­yi sağlamasıdır. Kalça, diz ya da ayak bileğindeki eklem sertliklerinin düzeltilmesi için gevşetme ameliyatları yapılabilir. Çocuk felcinin teda­visinde gerektiğinde kemik ameliyatlarına da başvurulmaktadır. Örne­ğin bir kemikteki şekil bozukluğunu düzeltici girişim yapılabilir, zayıf ya da tamamen felç olan kasların kontrol ettiği eklemler ameliyatla don-durulabilir. Bu işlem sayesinde ilgili eklemlerin dengesi sağlanmış olur, ayrıca yürüme dengesi iyileşir. Bacağında ya da kolunda ileri derece­de kısalık olan hastalarda hasta ve doktor açısından zor ve zahmetli cerrahi girişimler olan kemik uzatma ameliyatları yapılabilir. Bütün bu yaklaşımlarda ameliyat öncesi ve sonrası rehabilitasyon şarttır. Hasta­ların büyük bir kısmında yürüme, ortezler ve yürüme yardımcıları ile mümkün olmaktadır.

F- Omurga Eğrilikleri (Skolyoz, Kifoz)

Tanım: Omurganın yanlara doğru "S" ya da "C" şeklindeki eğrilik­lerine skolyoz; arkaya doğru eğriliklerine kifoz (kamburluk) denir. Skol­yoz, kifoza göre daha sık karşılaşılan bir problemdir.

Neden: Üç şekilde ortaya çıkar:

a- Doğuştan: Omurgayı oluşturan kemiklerin (omurlar) doğuştan olan kusurları nedeniyle, omurgada meydana gelen eğriliklere doğuş-tan omurga eğriliği denir. İki tipi vardır: yana doğru olan "S" ve "C " şeklindeki eğrilikler (skolyoz), arkaya doğru olan eğrilikler (kambur: ki­foz). Omurgayı meydana getiren omurlardan bir ya da daha fazlasında doğuştan olan şekilsel bozukluklara bağlı olarak ortaya çıkar.

b- Nedeni bilinmeyen: En sık görülen skolyoz, nedeni bilinmeyen tiptir. Nedeni bilinmeyen skolyoz da çocukta hangi yaşta ortaya çık­mışsa ona göre adlandırılır: Bebeklik çağı, çocukluk çağı, gençlik çağı skolyozu.

c- Nedeni bilinen: Skolyoz grubunda omurilik yaralanmaları, ço­cuk felci, ilerleyici nörolojik (sinir) hastalıklar, meningomyelosel, beyin felci, doğuştan kas hastalıklarına bağlı skolyozlar sayılabilir.

Tanı: Bebeğin omurgasındaki eğrilik çok bariz olabileceği gibi az sayıda omuru ilgilendiren bir eğrilik söz konusu ise anlaşılamayabilir. fiüpheli durumlarda röntgen filmi çektirilmesi tanıyı koydurur. Çocu­ğun hızlı büyüme dönemlerinde (ergenlik dönemi) eğrilikler de hızlı ar­tar.

Bu hastaların sırt ve bel bölgelerindeki şekil bozuklukları dikkat çe­kicidir ve tanı koymak kolaydır. Hafif skolyoz olgularında hastaya diz­lerini bükmeden gövdesini öne doğru eğmesi söylenerek skolyozun ortaya çıkması sağlanabilir. fiiddetli eğriliklerde akciğer kapasitesi azalması nedeniyle solunum fonksiyonlarında yetersizlik ortaya çıkabi­lir. Kesin tanı çekilen röntgen filmleri ile konur.

Hastalık ilerleyicidir. Bazı hastalarda bu ilerleme çok yavaş seyirli olup eğrilikteki artış senede 1-2 derece olabilir. Bu hastalar sadece düzenli aralıklarla çekilen röntgen filmleri ile kontrol edilirler. Bazı has­talarda ise eğrilikteki artış hızlı olup fizik tedavi, ortez uygulaması ve ameliyat gibi çeşitli tedavi yöntemlerine başvurmak gerekir.

Tedavi: Yavaş ilerleyen eğriliklerde ortez ve egzersiz tedavisi, eğri­liğin ilerlemesini yavaşlatmak için kullanılır. Ancak büyük açılı eğrilik­lerde ve ortez tedavisi yapılıp sonuç alınamayanlarda ameliyat gerek­lidir. Ancak hastalar düzenli olarak takip edilmeli ve hastalığın seyri sı­rasında herhangi bir anda cerrahi müdahale gerekebileceği akıldan çı­kartılmamalıdır. İskelet gelişimi tamamlandıktan sonra skolyoz ya da kifozun da ilerlemesi durduğundan bu hastaların 18 yaşından sonra eğrilikleri genellikle artmaz ya da az miktarda artar. Bu nedenle hasta­lığın 18 yaşına kadar düzenli olarak izlenmesi gerekir. Bu izlemin sıklığı, hastanın eğriliğinin ciddiyetine ve ilerleme hızına bağlı olarak 3 ile 12 ay arasında değişir.

G- Travmatik Özürler

Tanım: Trafik kazası, iş kazası, savaş gibi dış etkenlerle meydana gelen yaralanmaların neticesinde ortaya çıkan özürlere travmatik özür­ler denir.

1-  Uzuv Kaybı (Travmatik Amputasyon):

Travma anında ya da sonrasında parmak, el, bacak gibi uzuvların kaybedilmesine travmatik amputasyon denir.

Tedavi: Uzuv protezleri yapılarak bireyin kaybettiği uzvunun görev­lerini protezi sayesinde kısmen de olsa yerine getirmesi sağlanır. Ör­neğin trafik kazası nedeniyle bacağını kaybeden bir kişi protez bacak ile rahatlıkla yürüyebilir. Hatta iki taraşı değişik seviyelerden yapılan bacak amputasyonlarından sonra iyi yapılmış protezlerle koltuk değ-neksiz yürümek mümkündür.

2-  Kırık Kaynama Yokluğu:

Çok parçalı kırıklar, kemiğin çok tahrip olduğu kırıklar, kırık bölgesinde iltihap meydana gelmesi, alçı ya da
ameliyat ile yapılan tedavinin başarısız olması nedeniyle kırıkta kaynamama ile sonuçlanan bir durumdur.

Tanı: Kırık bölgesinde ağrı ve anormal hareket olur. Eğer kırık, ba­cak kemiklerinden birinde ise topallama ortaya çıkar. Kişi bacağına yük veremez. Kesin tanı çekilen röntgen filmleri ile konulur.

Tedavi: Kırığı kaynatmaya yönelik ameliyatlar yapılır.

3-Yanlış Kaynamış Kırıklar:

Genellikle kırığın ilk tedavisinin başarılı yapılamaması nedeniyle meydana gelmektedir. Bazen de ağır bir travma geçiren kişi yoğun ba­kım ünitesinde uzun süre kalabilmekte ve bu süre zarfında kırıklarının tedavisine öncelik verilememesine bağlı olarak kırıklar uygun şekilde kaynamamaktadır.

Tanı: Etkilenen uzuvda belirgin şekil bozukluğu vardır. Genellikle bu bozukluk dışarıdan rahatlıkla fark edilebilecek kadar barizdir. Ke­mik ve uzvun düzgünlüğü bozulmuştur. (Örneğin özürlü taraf bacağın aşırı dışa dönük pozisyonda olması gibi). Bazen de söz konusu uzuv­da kısalık olarak karşımıza çıkar.

Tedavi: Yanlış kaynamış kırıklar eğer estetik kusurun ötesinde fonksiyonel bozukluğa da yol açıyorsa ameliyatla düzeltilmeleri gere­kir.

4-  Eklem Sertliği:

Travmatik kırık ya da çıkıklardan sonra eklem sertliği gelişebilir. Ek­lem sertliği, kırığa komşu eklemlerin ya da çıkığın meydana geldiği ek­lemin hareketlerinin ileri derecede azalmasıdır. Uzun süreli hareketsiz­liğe bağlı eklemin etrafındaki kaslar ve eklemi çevreleyen bağ dokusu kısalır ve hareketi sınırlar. Bu hareket kısıtlılığı başlangıçta tedavi ile düzeltilebilirken eğer tedaviye geç başlanırsa kalıcı hale gelir ve eklem hareket kabiliyetini büyük ölçüde kaybeder.

Tanı: Hastanın tutulan eklemini tam olarak açıp kapayamadığı ya da döndüremediği fark edilir. Bu hareketleri başka birisi (doktor, hem­şire, hasta yakını) yaptırmaya çalıştığında eklemin tam hareket açıklı­ğına ulaşamadığı tespit edilir.

Tedavi: Travmadan sonraki erken dönemde fizik tedavi yöntemleri ve gerekirse ortez uygulamaları ile eklem sertlikleri önlenmeye çalışılır. Ancak bütün çabalara rağmen bazı hastalarda eklem sertliği gelişe­cektir. Uygun olgularda bazı ameliyat yöntemleri başarılı olabilir.

5-  Travmaya Bağlı Felçler

Tanım: Beyin, omurilik veya sinirlerin travmasına bağlı olarak orta­ya çıkan bir felç durumudur. Kişinin bir uzvunu istemli olarak hiç hare­ket ettirememesine felç, kısmen hareket ettirebilmesine kuvvet kaybı denir.

Tanı: Beyin ve omurilik düzeyindeki sinir hasarları daha yaygın, ör­neğin her iki bacakta (parapleji), tek uzuvda (monopleji), aynı taraf kol ve bacakta (hemipleji), dört uzuvda birden (quadripleji) ve ağır felçlere neden olurken sinir düzeyindeki yaralanmalar genellikle daha hafif, (ör­neğin hastanın sadece ayak bileğini kaldıramaması gibi) ve bazen iyi­leşme şansı olan felçlere neden olurlar. Bu hastalarda kas gücü kay­bının yanı sıra duyu kaybı da meydana gelir.

Neden: Travmaya yol açan etkenin sinir dokusuna zarar vermesi ile ortaya çıkar. Bu hasar kabaca üç ayrı bölgede meydana gelebilir:

Travma geçirmiş kişinin etkilenen uzuv bölgesinde duyu kaybı ol­ması ile birlikte güç kaybı ya da felç tablosunun bulunması tanıyı çok kolaylaştırır. fiüpheli durumlarda laboratuar testlerine başvurulabilir.

Tedavi: Özür, beyin ve omurilik düzeyindeki yaralanmalarda genel­likle kalıcıdır. Hastaların tedavisindeki amaç, mevcut hareket fonksi­yonlarını korumak ve geliştirmek, mümkünse bağımsızlık düzeyini ar­tırmaktır. Bu nedenle rehabilitasyonun en etkin olduğu hastalık guru­budur. Ortaya çıkan ortopedik özürler, egzersiz ve ortezlerle hafişetil­meye çalışılır. Cerrahi tedavi genellikle uygun değildir, ancak özürlerin düzeltilmesine yönelik ameliyatlar yapılabilir. Örneğin omurga kırığı ne­deniyle bir bacağında kalıcı güç kaybı meydana gelen bir özürlüye yü­rümesini kolaylaştırmak için kas nakli yapılabilir.

Öte yandan bunların dışında kalan uzuvlardaki sinir yaralanmaların­da üç olasılık vardır:

Kişi bu gruplardan hangisinde ise iyileşme potansiyeli değerlendi­rilerek bu değerlendirmenin ışığında fizyoterapi, ortez ya da cerrahi te­davi kullanılır.

H- İlerleyici Kalıtsal Sinir Hastalıkları (Spinal Muskular Atrofi)

Tanım: Genellikle altta yatan genetik bir bozukluk ve bu bozukluğa bağlı olarak ortaya çıkan sinir dokusu harabiyetidir. Bu hastalıklar si­nirleri, omuriliği veya beyni tutarlar. Sinir harabiyetine bağlı olarak kol ya da bacaklarda kuvvet kayıpları, ileri evrelerde felçler meydana ge­lir. Genellikle her iki kol veya her iki bacak bazen de eller ve kollar bir­likte tutulur. Tutulum uyluk ve kolda bariz olabileceği gibi, bazen de uçlardadır yani ön kol ve elde ya da dizden aşağıda (bacakta) barizdir. Bebeklik, çocukluk, ergenlik çağında ya da 20 yaşından sonra hasta­lık başlayabilir.

Neden: Nedeni tam olarak bilinmemektedir. Sinir dokusunda yapı­sal bir bozukluk vardır. Ailesel geçiş söz konusudur.

Tanı: Hastalık bebeklik ya da erken çocukluk çağlarında el ya da ayaklardaki güçsüzlük ile kendini gösterir. Güçsüzlük giderek ilerler. Sonuçta el ve ayaklarda şekil bozuklukları gelişir. En sık görülen şekil bozuklukları; çarpık ayak (ayakların tabanları birbirine dönük ve bilek­ten bükük olması), ayak kavis yüksekliği, pençe ayak (ayak kavis yük­sekliği ile birlikte parmakların bükülmesi), skolyoz (omurganın "S" ya da "C" şeklindeki eğrilikleri) ve kifoz (kamburluk) dur. Kalça kaslarının zayışığı söz konusuysa yürüme, merdiven çıkma çok zor olabilir. Ba­caklarda özellikle dizden aşağıda, ön kol ve ellerde ileri derecede za­yışık meydana gelebilir. Düşük ayak (ayak ucunun yürürken yerden kaldırılamaması) gelişebilir. Bu kuvvet kaybı ve felçlere bağlı olarak yü­rüme güçlükleri, denge bozuklukları olur. Bazı hastalar birkaç yıl için­de yürüyemez hale gelirler. Bazen el ya da ayaklarda his kusuru olabi­lir.

Tedavi: Bu grup hastalıklarda sık karşılaşılan problemler olan ayak bozukluklarının öncelikle düzeltilmesi gerekir. Ayak kavisindeki yük­seklik ve parmakların pençeleşmesi hastalığın erken döneminde alçı ve ortez uygulamaları ile kontrol edilebilir. Ancak daha sonra şekil bo­zukluğu devam edeceğinden ayak tabanında yapılacak bir gevşetme ameliyatı kaçınılmaz olabilir. Bunun için kas nakli ameliyatlarına da ge­rektiğinde başvurulmaktadır. Çok ciddi durumlarda ayak ve topuğu düzeltmek için ortopedik ameliyatlara gerek duyulabilir.

I- Cücelik

Tanım: Nadir görülen ortopedik problemlerden olup biri olup, bo­yun normal kabul edilen değerlerin altında kalması ya da boy kısalığı ile birlikte vücut kısımlarının orantısız olması halidir.

Neden: Boy kısalığına yol açan temel neden, uzun kemiklerin bü­yüme kıkırdağındaki yapısal bozukluktur. Ailesel nedenli olarak görü­lebilir.

Tanı: Büyüme kıkırdağındaki bozukluk genellikle doğumdan itiba­ren mevcut olduğundan bebeklik döneminden itibaren boy kısalığı ve iskelet sistemindeki diğer anormallikler kolaylıkla tanınır. Nadiren hafif seyreden durumlarda ergenlik çağından önce tanı konması mümkün olmayabilir. Bazen kol ve bacaklardaki kısalıkla karşımıza çıkarken ba­zen de kol ve bacaklar normal uzunlukta olup gövde kısalığı ile kendi­ni gösterir. Boy kısalığı ile birlikte sıklıkla omurga (skolyoz, kifoz), ayak (çarpık ayak), diz (O bacak, X bacak), kalça (kalça çıkığı) eklemlerinde ciddi şekil bozuklukları da meydana gelir.

Tedavi: Bazı ilaçlar (büyüme hormonu) bu hastalıklarda bir miktar boy uzamasını sağlayabilmektedir. Bunun haricinde ameliyatla da boy uzatılması mümkündür. Ancak ameliyatla boy uzatılması hasta için bir takım riskleri olan, sıkıntılı, ağrılı, uzun süren bir girişimdir. Hastanın belirli bir boy uzamasını sağlamak için çok sayıda ameliyat yapılması gerekebilir. Bu nedenle böyle bir ameliyata kişi, ailesi ve doktoru hep birlikte karar vermelidir. Yine de çoğu zaman normal boy uzunluğunu sağlamak mümkün olmayabilir. Eşlik eden diğer iskelet sistemi bozuklukları cerrahi olarak düzeltilir. Örneğin; kalça çıkığına yönelik veya omurgadaki eğriliği düzeltmeye yönelik ameliyatlar yapılır.

3- ORTOPEDİK ÖZRÜN ÖNLENMESİ

Bir çok özürlülük önlenebilir niteliktedir. Özürlülüğün önlenmesin-deki en önemli faktör de toplumun bilgi ve bilinç düzeyinin yükseltil­mesidir. Bu nedenle özürlülükle ilgili; beslenme, gerekli vitamin kulla­nımı, enfeksiyon hastalıklarına karşı aşılama gibi koruyucu önlemler konusunda yapılacak toplumu bilgilendirici kampanyaların büyük öne­mi bulunmaktadır.

A- Doğum Öncesi Nedenlerin Önlenmesi

a- Kalıtsal Hastalıklar: Özellikle kalıtsal hastalıkları olan akrabalar arasındaki evlilikler sonucu görülür. Bu nedenle akraba evliliğinin ya­pılmaması ya da genetik danışmanlık alınması gerekir.

b- Kan Uyuşmazlığı: Annenin Rh(-), babanın Rh(+) olması duru­munda olur. Mutlaka gebelik takibi yapılmalıdır.

c- Riskli Gebelikler: Anne yaşının 18’den küçük ya da 35’den bü­yük olması, 2 yıldan daha az doğum aralığı, 4’den fazla çocuk sahibi olma, şeker-tansiyon-kalp-böbrek-kan hastalıkları gibi sistemik bir hastalığa sahip olma ve daha önce düşük doğum yapmış olmak riskli gebelikler grubuna girmektedir. Özürlü çocuk doğum riski artacağın­dan bu durumlar göz önünde bulundurulmalıdır. Bütün bu nedenlerin önlenebilmesi için aşağıdaki önerilere uyulması son derece önemlidir:

B- Doğum Sırasındaki Nedenlerin Önlenmesi

Doğumun mutlaka konunun uzmanları tarafından yaptırılması ve hastane şartlarında gerçekleştirilmesi son derece önemlidir.

C- Doğum Sonrasındaki Nedenlerin Önlenmesi

Bu tür kazalar veya beklenmedik durumlarda bir uzuv (parmak, el, kol, bacak vs.) koptuğunda uzvun tekrar yerine dikilebilmesi için, kopan uzvun en kısa sürede musluk suyu, alkol gibi hiçbir sı­vı ile temas ettirmeden temiz ıslak bir beze sarılarak buz dolu bir torbanın içerisine buza direkt temas ettirmeden hasta ile birlikte ya da hastadan daha önce hastaneye ulaştırılması hayati önem taşımaktadır.

4- ORTOPEDİK ÖZRÜN TEDAVİSİNDE EGZERSİZ UYGULAMALARI

Egzersizler, tedavi amacıyla kullanılacağı zaman akla günlük hayat­ta kullandığımız hareketlerin biraz dışında, probleme yönelik özel ta­sarlanmış hareketler gelmelidir. Ortopedik özre yol açan problemin te­davisine yönelik egzersizler; kas, kemik, eklem durumuna, kayıp olan ve var olan fonksiyonel kapasiteye göre özel olarak tasarlanmalı, kısa ve uzun vadedeki hedeşer belirlenerek hastaya öğretilmeli ve sonuç­ları değerlendirilmelidir. Gerektiğinde egzersizler değişikliklere ve du­rumlara göre yeniden planlanmalıdır.

Özel olarak planlanmış egzersizlere ulaşmak için mutlaka doktora ve fizyoterapiste başvurulmalıdır. Her birey için uygulanacak egzersiz farklıdır.
A- Ortopedik Probleme Yönelik Olarak Kullanılan Egzersizlerin Amaçları;

B- Tedavi Amacı İle Kullanılan Egzersiz Yöntemleri

  1. Normal Eklem Hareketleri: Eklemlerimizde normalde var olan, ancak bazı problemlerle kısıtlanan hareketleri, belirli aralıklarla düzen­li olarak tekrarlayarak, bu eklemlerin hareket sınırlarını korumaya yö­nelik olarak yapılan egzersizlerdir. Bazen bir kol kırığı sonrasında ko­lun uzun süre alçıda durması ve ardından korku nedeniyle hareketsiz tutulması dirsek ekleminin hareketinin kısıtlanmasına yol açar. Burada sözü edilen hareket abartılı, zorlayıcı, dirençli bir hareket değildir an­cak hangi ekleme ait hareketler yapılıyorsa o eklemin hareket yönü iyi bilinmelidir ve hareket olabildiğince sınırlı yapılmalıdır.
  2. Kuvvetlendirme Hareketleri: Hareketi sağlayan ve istemli ola­rak kasılabilen kasların kuvvetlenebilme ve zayışayabilme özelliği vardır. Çeşitli hastalık ve problemlerde kaslar bazen kullanılmamaya, ba­zen içerisindeki bir maddenin eksikliğine bazen de beyinden gelen ko­mutların anormalliğine bağlı olarak eklemleri yeterince destekleyecek ve hareketi sağlayacak kadar kuvvetli bulunmaz. Böyle durumlarda, zayışamış olan kasların kuvvetlendirilmesi fonksiyonun ortaya çıkarıl­masına yardım edeceği gibi bazen gövdenin ya da başın dik tutulma­sına, anormal kasılmaların ya da kuvvetsizliklerin ortaya çıkaracağı za­rarlı etkilerin önlenmesine yardım eder. Kuvvetlendirici hareketler, da­ha çok eklem hareketinin bir ağırlık ya da dirence karşı yapılmasıyla oluşturulur.
  3. Germe Hareketleri: Hareketi sağlayan kasların yeterli bir şekil­de çalışabilmesi için normal boylarında olmaları gerekir. Bazı ortope­dik problemlerde eklemdeki şekil bozuklukları nedeniyle ya da kastan kaynaklanan bir nedenle kasın kasılabilme özelliğini yitirdiği durumlar­da kasın kat ettiği mesafe kısalır. Bu pozisyonda uzun süre kalınması ile kas zamanla normal boyuna dönebilme özelliğini yitirir. Kasın geril­mesi bu gibi durumlarda, özellikle de kas normal boyuna dönebilme özelliğini yitirmeden önce çok önemlidir. Germe hareketlerinin doğru uygulanmasının yanı sıra kişinin ağrı toleransına ve gerilen kasın yapı­sına göre süre ve şiddetinin doğru olarak ayarlanması da son derece önemlidir

Ortopedik özrün önlenmesi, tedavi edilmesi ya da mevcut po­tansiyelin korunması konusunda egzersizler her zaman el üstün­de tutulması gereken yaklaşımlardan olmalıdır.

5- PROTEZLER VE ORTEZLER

A- Protez: Doğuştan ya da sonradan olan herhangi bir nedenle bir uzvun tam veya kısmi kaybında, o uzvun fonksiyonlarını yerine getir­mek ve görsel olarak vücut bütünlüğünü sağlamak üzere atölyelerde hazırlanan parmak, el, kol, bacak şeklindeki dışarıdan uygulanan tak­ma uzuvlara protez denmektedir. Ayrıca, eklemlerde içten uygulanan protezler de mevcuttur.

B- Ortez (Cihaz): Doğuştan veya sonradan olan bir nedenle bir uzuvdaki fonksiyon kaybı, yetersizlik, istenmeyen bir pozisyonu veya bir hareketi önlemek, vücut parçalarından birini desteklemek ya da ko­rumak gerektiğinde kullanılan metal, plastik, deri ya da kumaş parça­larından üretilen yardımcı desteklere ortez denir.

Ortezlerin Kullanım Amaçları

  1. Bir kaza ya da ameliyat sonrası bazı vücut parçalarının hareketsiz tutulması (örneğin, trafik kazası sonrası boyuna bir boyunluk takıla­rak omuriliğin korunması gibi),
  2. Fonksiyonu yapamayan ya da yetersiz olan uzuvların fonksiyonuna yardım edilmesi (örneğin, kolun kırılmasına bağlı bir sinir yaralan­masında el bileğini kaldıramayan kişinin el bileğinin bu hareketine yardım edilmesi gibi),
  3. Oluşmakta olan ya da oluşmuş bir şekil bozukluğunun düzeltilme­si (örneğin, bir kas hastalığı nedeniyle omurgasını dik tutamadığı için zamanla omurgada oluşan eğriliklerin henüz başlangıç aşama­sındayken düzeltilmesi gibi),
  4. Ortopedik bir soruna ya da kalıcı bir probleme dönüşebilecek du­rumların önlenmesi (örneğin, bacağında aşırı kontrolsüz kasılmala­rı olan bir kişide ayak bileğini doğru pozisyonda tutarak bu kasıl­maların ayak bileği ekleminde, diğer eklemlerde, gövdede ve kas­larda oluşturabileceği zararlı etkilerinin önlemesi gibi),
  5. Ağrılı durumlarda ağrının azaltılması ve giderilmesi (örneğin, roma-tizmal bir sorun nedeniyle el bilek hareketleri ağrılı olan kişinin bile­ğini doğru pozisyonda tutarak ağrıya yol açan hareketlerin ve ağrı­nın engellenmesi gibi),
  6. Vücuttaki ortopedik özür nedeniyle kişinin hareketlerini normalden çok fazla enerji harcayarak yapabildiği durumlarda enerji tüketimi­ni azaltmak (örneğin, çocuk felci nedeniyle her iki bacağında belir­gin kuvvet kayıpları olan kişinin, yürüme ortezleri ve yürüme yar­dımcıları ile bir yerden bir yere yardımsız yürüdüğünden daha az yorularak yürümesini sağlamak gibi).

Ortezler ve protezler de tıpkı egzersizler gibi uzman kişiler ta­rafından probleme özel olarak önerilmeli ve uygulanmalıdır. Bir başka kişinin protezi ya da ortezi asla kullanılmamalıdır.

6- DİĞER YARDIMCI ARAÇLAR

Tekerlekli sandalyeler, yürüteçler, koltuk değneği, baston vs. ile bir yerden başka bir yere harekete yardım etmektedir.
Koltuk değneği ile hareket sırasında dikkat edilmesi gereken nok­talar arasında koltuk değneğinin boyunun ayarlanması ve koltuk değ­neğinin koltuk altına temas etmemesi önemlidir. Çünkü değneğin kol­tuk altına teması koltuk altındaki sinirlerin harabiyetine neden olabilir. Koltuk değneğinin doğru boyu için; el tutma yerinin kalça eklemi hiza­sında olması gerekmektedir.

A- Tekerlekli Sandalyeler: Tekerlekli sandalye ile hareketlik sağ­lanırken, çocuk hastalarda tekerlekli sandalye seçimi sırasında önem­li olan konu; hastanın büyüme hızına uyum sağlama, özgüven gelişi­minin desteklenmesi, yaşıtları ile uygun iletişimin sağlanmasıdır. Ço­cukların gelişimsel düzeyleri ve yaşlarına bağlı olarak değişik ihtiyaçla­rı vardır. Fiziksel temas ve elle dokunmaya gereksinimleri vardır. Bu nedenle kullanılan malzemeler fiziksel teması engellememelidir.

Tekerlekli sandalyede oturan bir kişiyi normal bir sandalyeye veya bir koltuğa taşıma işlemine transfer adı verilmektedir. Bu hareket sıra­sında sandalyenin hareket edebileceğini ve çocuğun ise hareketsiz ol­duğunu unutmamak gerekir. Bu nedenle sandalyeyi tutabilir veya bir duvara yaslayabilirsiniz. Tekerlekli sandalyenin yönünün oturulacak yere doğru olmasına dikkat edilmelidir. Tekerlekli sandalyenin ayaklık­larının kaldırılmış ve frenlerinin kilitli olmasına da dikkat edilmelidir.

B- Yürüteçler: Yürüteçler bağımsız yürümenin sağlanmasında kul­lanılırlar. Yürüteçlerin çeşitleri vardır. Bazıları hastanın itmesini kolay­laştıracak şekilde dört tekerleklidir, bazılarında da yanda iki paralel çu­buk vardır ve ön tarafı kapalıdır. Böylelikle hastanın üç tarafı destek­lenmiş olur.

C- Koltuk Değnekleri ve Bastonlar: Bağımsız yürüme potansiye­li olan ancak dengenin sağlanması için bir desteğe gereksinim duyan hastalar için kullanılabilirler. Bastonların ve koltuk değneklerinin pek çok çeşidi vardır ve bu araçlarla yürümenin de farklı şekilleri vardır. Bu nedenle hastanın, aile fizyoterapisti ve/veya doktoru ile konuşarak yü­rümesi için en uygun yolun belirlenmesi ve hastaya öğretilmesi gerek­mektedir.

D- Diğer Yürüme Araçları: Küçük çocuklar tekerlekli sandalye ye­rine yerde hareket eden aletlerle daha çok mutlu olurlar. Küçük, elle idare edilebilen, çocukların diğer çocuklarla ve oyuncaklarla oynama­larına olanak veren çeşitli aletler vardır. Çocuğun midesi üzerinde uza­narak elleri ve ayakları yardımıyla kendini itelemek suretiyle hareket edebildiği cihazlar vardır. Ebeveynler çocuklarının sınıfta kullanması için böyle bir cihaz alabilirler. Üç tekerlekli bisiklete bir çerçeve ekle­nerek çocuğun sürmesi sağlanabilir. Bu sırada çocuğun ayakları pe­dallara bağlanır ve uygun bacak hareketleri gelişene kadar bisikleti siz sürebilirsiniz.

E- Diğer Ekipmanlar: Mekanik araçlara ek olarak günlük hayatta kullanılan masa sandalye gibi nesnelerin düzeninde yapılacak deği­şimlerle çocuğa yardımcı olunabilir. Çocuğun ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde bir düzenleme yapabilmek için fizyoterapistle veya mesleki te­rapistle işbirliği yapılabilir.

1- Özel Oturma Düzenlemeleri

Oturma dengesi yetersiz olan çocuklar için bazı sandalye düzenle­meleri yapılmalıdır. Bazı çocuklarda ise özel oturak düzenlemeleri ya­pılmalıdır. Bazı durumlarda normal ayakları olan fakat çocuğun düş-mesini önleyecek şekilde yüksek kollukları olan sandalyeler kullanıla­bilir.

Yüksek arkalıklı bir sandalye çocuğun başını yukarıda tutmasını ve boynunun desteklenmesini sağlar. Bazen yastıklarla çocuğun destek­lenmesi yararlıdır.

Çocuğun yerde oynamasını sağlamak için çeşitli farklı düzenleme­lerin yapılması gerekebilir. Örneğin eski bir sandalyenin sadece ayak­ları sökülerek sandalye yere konur ve çocuğun bunun üzerinde oyna­ması sağlanabilir. Çocuğu daha fazla desteklemek amacıyla sandalye­nin ortasına yükseklik sağlayarak çocuğun ayaklarını serbestçe oyna­tabileceği bir oyun tahtası yerleştirilebilir. Bazı çocuklarda ise rahatça oyun oynayabilmeleri için bacaklarının yanına kum torbaları konulabi­lir.

2- Minder ve Takozlar

Oturmanın veya ayakta durmanın zor ya da yorucu olduğu durum­larda çocuğun altına bir minder konularak çocuğun ayağını serbestçe oynatabilmesi sağlanır. Böylelikle çocuk kumla veya suyla rahatça oy­nayabilir. Bu pozisyon çocuğun başını kontrol etmesine de yardımcı olur. Bazı küçük çocuklar vücutlarının üst kısmını bir takoza yaslaya­rak daha rahat oynayabilirler. Bu durumda çocuğun kaymaması için bir kemerle bağlanması uygun olabilir.

7- EĞİTİM VE REHABİLİTASYON

Rehabilitasyon, kişinin doğuştan veya sonradan, herhangi bir ne­denle oluşan kalıcı veya geçici yetersizliklerinin ve fonksiyonel olarak iş ve günlük yaşantısındaki kayıplarının belirlenmesi ve aynı zamanda psikolojik sosyal ve mesleki açıdan da desteklenerek günlük yaşamda bağımsız olmasını ve sosyal rollerini (evlilik, anne-baba rolü, iş vb.)ye-rine getirmesini sağlayacak yaklaşımların bütünüdür. Rehabilitasyon; eğitimi de kapsayacak biçimde yaşam boyu devam eder.

Tıbbi, sosyal, psikolojik, eğitim ve mesleki alanlar gibi farklı rehabi­litasyon uygulamalarını içermektedir.

A- Tıbbi Rehabilitasyon

Tıbbi rehabilitasyon süreci içinde asıl amaçlanan, özürlü kişinin fi­ziksel kapasitesini arttırarak onun, günlük yaşamda mümkün olabilen maksimum fonksiyonel bağımsızlığına ulaşmasını sağlamaktır. Bu amaçla   hekim tarafından teşhis konulduktan sonra gerekli tıbbi ve cerrahi tedavi yanında fiziksel ve psikososyal problemlerin çözümü için uygulanan rehabilitasyon yaklaşımlarıdır. Özürlü kişilerin rehabili­tasyonu bir ekip çalışmasını gerektirir. Bu ekipte hekim, fizyoterapist, iş uğraşı terapisti, psikolog, hemşire, beslenme ve diyet uzmanı, ço­cuk gelişim uzmanı, özel eğitimci, sosyal hizmet uzmanı, mesleki da­nışman, protez-ortez teknikeri yer almaktadır. Özürlü kişi, fizyoterapist tarafından fiziksel fonksiyonel düzey açısından değerlendirilir ve fizyo-terapi-rehabilitasyon programına alınır.

Özrün eğitim ve rehabilitasyon yönü sadece özürlüyü değil, aynı zamanda kişinin ailesini, arkadaşlarını, okulunu ve çevresini de içerir. Aile, okul ve çevrenin rehabilitasyon programına katılması gerekmek­tedir. Özür kişinin yanında beraber yaşadığı aile üyelerini de etkileye­ceği için rehabilitasyon programında aileye çok önemli görevler düş-mektedir.

B- İş Uğraşı Tedavisi

İş ve uğraşı tedavisinde amaç özürlünün günlük yaşam aktivitele-rinde bağımsızlığını kazandırmaktır. Terapist, kendi işlerini yapmada, beslenme, giyinme, kendine bakım, tuvaletini yapabilme ve banyo ya­pabilme, oyun oynamada veya okul ile ilişkili aktivitelere katılmada zorluk yaşayan özürlüleri değerlendirir ve tedavi eder; gerektiğinde yardımcı araçları önerir. Terapi programının bir parçası olarak terapist size çocuğa yardım edebilmek için ne yapmanız gerektiğini anlatacak­tır.

C- Sosyal Rehabilitasyon

Sosyal rehabilitasyonda amaç özürlünün sosyal, eğlendirici ve des­tekleyici aktivitelere katılımını sağlayarak toplumla bütünleşmesine yardımcı olmaktır.

D- Mesleki Rehabilitasyon

Mesleki rehabilitasyonda amaç, özürlü kişinin mesleğine devam edebilmesini sağlamak veya eğer devam edemiyor ise varolan fonksi­yonlarına uygun yeni bir iş için eğitimidir. Bu amaca ulaşabilmek için, özürlü kişinin fonksiyonel ve çalışma kapasitesi değerlendirilir ve han­gi iş kolunda eğitim verileceğine karar verilir. Bunu takiben seçilen iş kolunda çalışma kapasitesini arttırıcı eğitim ve mesleki rehabilitasyon hizmeti verilir.

8- ORTOPEDİK ÖZÜRLÜ ÇOCUĞUN EĞİTİM VE REHABİLİTASYONUNDA AİLENİN ROLÜ

Çocuğunuza Yardım Edin

Aile çocuğun ilk ve en önemli eğitimcisidir. Evde ve sınıfta çeşitli yollarla çocuğunuza yardım edebilirsiniz.

Bu önerileri mutlaka yapmaya çalışın.

Çocuğunuza yardım etme çabasında yalnız değilsiniz. Çocuğunu­zun iyi olmasını ve gelişimini sağlama yönünde çaba gösteren başka insanlarla berabersiniz. Bunlar rehabilitasyon ekibi üyeleri, öğretmen ve toplumdaki kamu okullarının kaynakları size bu konuda yardım eli uzatmaktadır.

Çocuğunuzu hazırlayın

Çocuğun becerilerini arttırın

Anne-baba olarak sorumluluğu paylaşın.  

Ev Aktiviteleri

Çocuğunuza yapmasını söylediğiniz  ve istediğiniz konularda tutarlı olun.

Bağımsızlığın Desteklenmesi

  1. Bağımsızlık çocukların kendilerini daha iyi hissetmelerini sağlar ve diğer çocuklarla birlikte becerilerini geliştirmelerine yardımcı olur. Çocukların kendi kendilerine öğrenmelerini sağlamak çok önemli­dir. Bu nedenle çocuğunuzun kendi yapabildiği bir aktiviteyi asla siz üstlenmeyin. Örneğin; bacaklarında ortopedik özrü var ve elleri sağlam ise çoraplarını siz giydirmeyin ya da yemeğini siz ye­dirmeyin.
  2. Çocuğunuzun vücut hareketleri birbiriyle uyumsuz ise aktiviteleri yaparken çocuğunuzun düşmesini veya yaralanmasını önlemek için yardımcı aletleri kullanın. Çocuğunuzun keşfetme sürecinde nasıl korunabileceği ile ilgili olarak eğitimcilerden bilgi alabilirsiniz.

Övgü ve Cesaretlendirme

Çocuğun diğer çocuklarla ve yetişkinlerle iletişim kurmasını sağlayın. Bir şeyler yapması, konuşması, oynaması ve tartışması için cesaretlendirin.

Ortopedik özürlü bireylere özgü davranış özellikleri mevcut olma­yıp, onların kişilikleri de anne-babalarının, kardeşlerinin, arkadaşları­nın, öğretmenlerinin ve toplumun onları nasıl gördüklerine bağlı olarak gelişmektedir. Zihinsel yetersizliği olmayan ortopedik özürlü çocuk ve gençlerin sosyal yaşam becerileri ve sosyal-duygusal gereksinimleri ortopedik özre sahip olmayan çocuklar ile aynı düzeydedir.

Aile bireyleri ve toplum tarafından uygun şekilde desteklenen orto­pedik özürlü çocuk giderek bağımsız yaşama hazırlanacak ve gele­cekte toplumun aktif ve üretken bir parçası olacaktır.

9- ORTOPEDİK ÖZÜRLÜLERDE SPOR

Spor, özürlü kişiye fiziksel aktivitelere katılım olanağının yanı sıra ki­şilik gelişimi ve özgüven duygusu kazandırarak toplumsal yaşama uyum göstermesi yönünde büyük kolaylık sağlamaktadır. Spor ve fi­ziksel aktiviteler, rehabilite ve tedavi edici etkisi nedeniyle, özürlü bi­reylerde fiziksel, zihinsel, duygusal ve sosyal gelişim aracı olarak kul­lanılmaktadır.

Özürlü bireylerin sportif etkinliklere katılımı toplumun dikkatini özür­lü bireylere çekerek, olumsuz tutum ve davranışların değişmesinde önemli bir görevi yerine getirmektedir. Sportif etkinlikler yoluyla özür­lüler toplum içinde iş birliği, paylaşım ve kişiler arası ilişkilerin kuralla­rını öğrenirler.

Yapılan aktiviteler özürlü bireylerin yaşam kalitesini yükseltir ve sporcu kimliği ile kendilerini gerçekleştirebilecekleri bir sosyal ortam yaratır. Tüm bu özellikleri kapsamına alan bir etkinlik olarak spor özür­lülere yaşam boyu önerilmektedir.

Sporun Özürlüler İçin Önemi;

, Özürlü bireyin kendi kararlarını verme yeteneğini geliştirerek, ba­ğımsızlık duygusunun artmasına yardımcı olur.
, Özürlü bireyin sahip olduğu sosyal çevreyi geliştirir ve iletişim be­cerilerinin artmasını sağlar.
, Özürlü bireyin kendi beceri ve yeteneklerine olan inancını artırarak, özgüven gelişimine yardımcı olur.
, Özürlü bireyin sahip olduğu özür nedeniyle yaşadığı psikolojik ger­ginlik ve bunun sonucu oluşan sosyal sorunları aşmasında önemli rol oynar.
, Özürlü bireyin kendini toplumdan soyutlamasını engeller ve hayata bağlanmasına yardımcı olur.
, Sportif etkinlikler sonucunda özürlü birey rahatlar, iyi vakit geçirir ve eğlenir.
, Sporun zihinsel ve fiziksel kapasitede sağladığı gelişme ile motor, denge, el-göz koordinasyonunda sağladığı iyileşme özürlünün eği­timinde ve rehabilitasyonunda olumlu etkiler yapar.
, Özürlü bireyin aktivitelerde sergilediği performans kişilik gelişimine yardım ederken toplum tarafından özürlü olmanın ötesinde sporcu olarak kabul görmesini sağlar.
, Özürlü bireyin entelektüel kapasitesi ve problem çözme yeteneği artar.

Spor, özürlünün ailesi tarafından yeteneklerinin farkına varıla­rak kabul görmesini sağlar.

Aileler çocuklarını illerindeki Gençlik ve Spor İl Müdürlüklerine ve Engelliler Spor Kulüplerine kayıt ettirerek sağlayacakları sporcu kimliğiyle çocuklarının gelişimlerine destek olabilirler. Bu konuda ülkemiz­de Bedensel Engelliler Spor Federasyonu, kulüpler ve dernekler aracı­lığıyla hizmet vermektedir. Bedensel özürlüler 20 farklı spor dalında spor yapabilirler. Bedensel Engelliler Spor Federasyonu şu anda 10 branşta ulusal ve uluslararası faaliyet göstermektedir. Bu spor branş-ları atletizm, atıcılık, basketbol, bilek güreşi, ampute futbol, halter, ma­sa tenisi, okçuluk, yüzme, tenistir.

10- ÖZEL EĞİTİM UYGULAMALARI

A- Özel Eğitim

Özel eğitim, özürlü bireylerin eğitim gereksinimini karşılamak için özel olarak yetiştirilmiş personel, geliştirilmiş eğitim programları ve yöntemleriyle, bu bireylerin özelliklerine uygun ortamlarda gerçekleşti­rilen eğitimdir.

Amacı; Özel eğitim gerektiren çocukların Türk Milli Eğitim sistemini düzen­leyen genel esaslar doğrultusunda eğitimlerinin sağlanması, iş ve meslek sahibi olmaları, toplumla bütünleşmelerini amaçlamaktadır.

B- Temel İlkeler

C- Özel Eğitim Kurumları

Resmi ve özel ilköğretim ve orta öğretim kurumları
Yatılı özel eğitim okulları
Gündüzlü özel eğitim okulları ve sınışarı
Meslek okulları ve iş eğitim merkezleri

Ayrıca gerçek ve tüzel kişiler özel eğitim gerektiren çocukların eği-tim-öğretimi için 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunundaki esas­lara uygun olarak, özel okullar, mesleki kurslar veya özel sınışar aça­bilmektedirler.

Kurumlara Yerleştirme

Özel eğitim gerektiren çocukların eğitsel tanılama ve değerlendir­mesi ailenin ikamet ettiği yere en yakın Rehberlik ve Araştırma Merke-zi’nce incelenir. İnceleme sonuçlarına göre Özel Eğitim Değerlendirme Kurulu öğrencinin yerleştirilme kararını verir.

Ortopedik Özürlüler okullarında spastik özürlü çocukların eğitimle­rine de yer verilmektedir.

Ayrıca Ankara’da Cerebral Palsili çocukların eğitimlerine yönelik ilköğretim düzeyinde bir okul gündüzlü olarak 2005-2006 öğretim yı­lında eğitime başlayacaktır.

D- Ortopedik Özürlülere Yönelik Özel Eğitim Kurumları

Ülkemizde okulöncesi ve ilköğretim düzeyinde ortopedik engelli çocuklara yönelik; Ankara, Samsun, Düzce ve Tokat-Turhal’da olmak üzere toplam dört ilköğretim okulu; ayrıca Ankara ve Tokat-Turhal’da olmak üzere iki adet meslek lisesi bulunmaktadır.

E- Eğitim Programları

Ortopedik Engelliler ilköğretim okullarında diğer ilköğretim okulla­rında uygulanan eğitim programları aynen uygulanmaktadır. Diğer okullardan farklı olarak ortopedik engelliler ilköğretim okullarında "be­den eğitimi ve rehabilitasyon" dersi verilmektedir. Bu gruptaki çocuk­ların psiko-motor gelişimleri yönünden "beden eğitimi ve rehabilitas­yon" dersi büyük önem taşımaktadır.

F- Ortopedik Özürlülerde Kaynaştırma Yoluyla Eğitim

Tüm ortopedik özürlü bireylerin özellikleri dikkate alındığında, bu bireyler için, eğitim gereksinimlerinin en üst düzeyde karşılanacağı, normal gelişim gösteren yaşıtlarıyla bir arada bulunabileceği en az kı­sıtlayıcı eğitim ortamı, kaynaştırma yoluyla eğitimdir.

Birey, özür derecesi ve türü ne olursa olsun normal olarak ni­telendirilen akranlarıyla birlikte eğitilme hakkına sahiptir.

Kaynaştırma Yoluyla Eğitimin Önemi;

Kaynaştırma programına alınan ortopedik özürlü çocuklar, sosyal yaşam ve eğitim sürecinde yaşıtları ile birlikte olabilme fırsatını elde ederler.

Özel ihtiyacı olan ortopedik özürlü çocuğun diğer çocukları örnek alması gelişiminin desteklenmesi açısından son derece önemlidir.

Normal gelişim gösteren çocukların, ortopedik özürlü akranlarını tanımalarına, onların duygularını anlamalarına olanak tanıyarak sosyal-duygusal gelişimlerini olumlu yönde etkilemektedir.

Ortopedik özürlü çocuğa sahip olan anne-babaların, çocuklarının eğitimi ile ilgilenen uzmanlar ve öğretmenler ile iletişim içinde bulun­ması, anne-babalara güç ve cesaret verir. Böylece, uzmanlardan ço­cuklarına nasıl yardımda bulunacakları konusunda yeni teknikler öğre­nirler.

G- Evde Eğitim (Yerinde Eğitim)

Ağır engelinden dolayı herhangi bir eğitim kurumundan yararlana­mayan bireyler için yerinde eğitime yönelik düzenlemeler başlatılmış-tır. Bu konuda gerekli bilgiler Rehberlik ve Araştırma Merkezlerinden veya İl Milli Eğitim Müdürlüklerinden elde edilebilir.

Ortopedik Özürlülerin Mesleki Eğitimi

Mesleki eğitim, çocukluk döneminden başlayarak, ergenlik döne­minin sonuna kadar şekillenen bir süreçtir. Bu süreç içerisinde birey­ler, aldıkları eğitim, aile ve çevre ile etkileşim sonunda gelecekte han­gi mesleğe yönelecekleri konusunda bir karar verirler. Bu karar doğrul­tusunda bir eğitimden geçerler.

Özürlülerin, uygun bir mesleğe yöneltilmeleri bakımından, hangi eğitim kademesinde olursa olsunlar, okuldan işe geçişte özürlerine ve özelliklerine uygun bir işe yerleşebilmeleri ve bu işte en yüksek potan­siyele ulaşabilmeleri için mesleki rehberlik ve mesleğe hazırlanma programlarından geçmeleri gerekmektedir.

18 yaş üzeri özürlülerin İşkur/Belediyeler bünyesinde oluşturulan Mesleki Rehabilitasyon Merkezlerinde rehabilitasyonları sağlanacaktır.

Çocuğunuz Örgün Eğitim dışında kalmışsa, bir başka deyişle 14 yaşını bitirmişse, okuma yazma öğrenmesi ve ilkokul diploma­sına denk bir öğrenim belgesi alabilmesi için ilinizde bulunan "Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü’ne" mutlaka başvurunuz.

11-ORTOPEDİK ÖZÜRLÜLER İÇİN  EVE VE ÇEVREYE YÖNELİK MİMARİ DÜZENLEMELER

Ortopedik özürlülerin sosyal yaşama katılmasında en önemli prob­lemlerden birisini mimari engeller oluşturmaktadır. Yaşlılar, çocuklar, doğuştan veya sonradan özürlüler, sağlıklı insanların rahatça hareket edebildiği bir ortamda yeterince düşünmediğimiz ve üzerinde durma­dığımız bazı şehir içi düzenlemeler nedeni ile ulaşımda güçlüklerle karşılaşmaktadırlar. Özürlü için bina girişindeki küçük bir yükselti veya görkemli bir merdiven aynı anlama geleceğinden her ikisi de aşılmaz bir engel teşkil eder. Bu tür fiziki engeller, ayrıca baston, yürüteç ve te­kerlekli sandalye kullanımı özürlüyü evden çıkmamaya ve sosyal ya­şantıdan uzak kalmaya mahkum eder.

Yerleşim yerlerindeki fiziki koşulların ulaşılabilir hale gelmesi yönünde yapılacak işlerin 2012 yılına kadar bitirilmesi için beledi­yelere yasal zorunluluk getirilmiştir.

Ortopedik özürlüler için yapılması gereken mimari düzenlemeler şu şekilde özetlenebilir:

A- Kaldırımlar

Yürüme güçlüğü çeken ortopedik özürlüler için kaldırımlar yüksek olmamalıdır (yükseklikleri 6-15 cm). Kaldırımlar kaygan olmayan zemin malzemesi ile kaplanmalı, yüzeyi yürüme güçlüğü olan insanların ve tekerlekli sandalyenin hareketini engellemeyecek şekilde düzgün ol­malıdır. Kaldırım yüzeyini oluşturan malzeme arasındaki derzler küçük olmalıdır. Kaldırım genişliği en az 2.0 metre olmalıdır. Tekerlekli san­dalye ve yürüteç kullanan insanların yan yana geçebilmeleri için bu ge­nişlik gereklidir.

B- Rampalar

Bir kısım insanların caddeden kaldırıma daha rahat geçişleri için de rampa kullanılır. Kaldırım rampaları özürlü ve yaşlı insanlarla, çocuk arabası süren annelerin şehirdeki yürüyüşlerinin kesintisiz olmasını sağladığı için çok önemlidir.

Tercih edilen rampa eğimi % 6 dır. Sabit rampaların düzenleneme-diği yerlerde seyyar rampalar da kullanılabilir. Dünya da kabul edil­miş bu standartlara uymayan dik bir rampa yapmaktansa hiç yap­mamak daha iyidir. Çünkü dik rampalarda birçok kaza meydana gel­mektedir.

Kural olarak, binalara girişi sağlayan köprü ve giriş şeridi ile tretuar ve bina girişi arasında kot farkı olduğu durumlarda ve binalara girişin merdivenlerle sağlanmasının zorunlu olduğu hallerde, merdivenlerin yanısıra, özürlülerin de kullanımının sağlanması amacıyla, standardına uygun rampa yapılması zorunludur.

C- Yaya Geçitleri ve Yaya Yolları

Bütün geçitler düzgün ve basit şekillere sahip olmalıdırlar.

D- Binalar

Halka açık bütün binaların özürlü insanların yaşamlarını sürdür­melerine uygun olarak düzenlenmeleri gerekir.

E- Giriş Katı, Sahanlık ve Asansöre Ulaşma

Her engelli insan, sağlam kimselerin yararlandığı girişlere ulaşabil­meli ve bunlardan kendi olanakları ile bağımsız olarak yararlanmalıdır. Girişler binanın merkezi bir bölgesinden yapılmalı ve dışardan kolayca algılanmalıdır. Binaların esas girişlerine basamaksız şekilde ulaşıl­ması daha doğrudur. Düz ayak girişler özürlüler açısından son dere­ce uygundur. Eğer bu mümkün değilse; bina girişinde basamak varsa bunların yanına bir rampa eklenmelidir. Yere konmuş engeller (çiçeklik vb.) kaldırılmalıdır.

Binalara eşiksiz girilebilmelidir. Giriş hollerinde tekerlekli sandal­ye için yeterli hareket alanı bulunmalıdır.

Merdivenlerin uygun tasarlanması özürlüler tarafından kullanılması­nı kolaylaştırır ve düşme tehlikesini azaltır. Dönerek çıkılan merdiven­ler görme ve hareket özürlü insanlar için tehlikeler oluşturabilirler. Düz kollu, basamakları kaymayan, başında ve sonunda sahanlıkları olan merdivenler tercih edilmelidir. Merdivenin her iki tarafına kavrama güç­lüğü çeken kişiler için küpeşte konulması gereklidir. Yürüyen merdi­venler özürlüler için uygun değildir.

Tekerlekli sandalyenin de geçebilmesi için bir kapının açıklığının en az 85cm olması gerekir. Mekanlar arasında eşik bulunmaması tercih edilir.

Asansörlerin yerleri ve tasarımları özürlüler ve yaşlılar için büyük önem taşır. Tekerlekli sandalyenin girebileceği asansörlerin yapılması gereklidir. Asansörler ara katlara konulmamalıdır. Yani asansörün ka­pısına kadar basamaksız ve eşiksiz ulaşılabilmelidir. Tekerlekli sandal­yenin sığabileceği en küçük asansör kabini 110 cm (genişlik) 140 cm (derinlik) boyutlarındadır. Asansörlerdeki kumanda düğmelerinin te­kerlekli sandalyedeki insanın da uzanabileceği yüksekliğe konulması önemlidir.

Halka açık binalardaki ve tesislerdeki tuvalet gruplarında özürlü ki­şiler için de kabin ayrılmalıdır. Tekerlekli sandalyedeki insana uygun bir tuvalet kabini genel olarak 220cm x 220cm boyutlarındadır. Tuvaletin yan tarafındaki duvara tutunma barları konmalıdır. Tuvaletin kapısı dı­şarı açılmalıdır. Sürgülü kapılar da uygundur.

F- Ortak Garaj ve Otoparklar

Özürlülerin kullandıkları araçlar için özel otopark yerleri ayrılmalıdır. Özürlü için park yerlerinde yeterli alan bırakılmalı (en az 350cm geniş-lik) ve bu alan sarı çizgi ile belirtilmelidir. Zemin kesinlikle kaymaz mal­zemeden düz ve çakılsız olmalıdır.

G- Evler

Kazaların en aza indirilmesi için konutlarımızda gerekli düzenleme ve basit donanımlar sağlanmış olmalıdır. Evin birçok noktasına tutun­ma kolları konulabilir. Dolaplar uygun yüksekliklerde düzenlenmelidir. Dik ve dönerek çıkılan merdivenler tercih edilmemelidir. Evlerde kırılıp yaralanmaya yol açacak geniş cam yüzeyler azaltılmalıdır. Keskin kö­şeler, kaygan zeminler ortadan kaldırılmalıdır. Zeminde düşmeye yol açacak küçük halılar ve kilimler bulunmamalıdır. Tuşlar, düğmeler, me­kanizmalar çok kısa boylu insanların da ulaşabileceği yüksekliklerde olmalıdırlar. Bir evde, kapı açıklığı 85 santimetreden daha az olmama­lıdır.

H- Odalar

Tekerlekli sandalyenin oda içerisinde rahatça manevra yapabilme­si için yeterli alan sağlanmalıdır. Elbise dolapları normal kanatlı ya da sürme kapılı olabilir. Dolap yüksekliği tekerlekli sandalye kullananlar için yerden 112 cm olmalıdır. Elektrik düğmeleri ve kapı kolları ortala­ma 100 cm yükseklikte olmalıdır.
Yatak kenarlarına ve dolap önlerine özürlü ve tekerlekli sandalye düşünülerek yeterli alan bırakılmalıdır.

I- Banyo ve Tuvaletler
Banyo ve tuvaletler özellikle yaşlılar ve ortopedik özürlü kişiler için en fazla problem yaratan mekanlardır.Manevra alanının artması için banyo ve tuvaletlerin kapısı dışa doğru açılmalı veya bu mümkün de­ğilse raylı kapılarla değiştirilmelidir. Tuvalet ve banyoda kaymayan ze­min tercih edilmelidir. Emniyet için tutunma barları monte edilmelidir. Tutunma barları ihtiyaca göre enine, dik olarak veya yana eğimli (/ ) şe­kilde yerleştirilebilir. Enine yerleştirilen barların yerden yüksekliği 90 cm olmalıdır. Tutunma barları elin rahatça kavramasına izin verecek kadar geniş olmalı ve bar ile duvar arasındaki mesafe 4cm olmalıdır. Özürlüler için klozet (alafranga tuvalet) daha uygundur. Klozetin her iki yanında yeterli boşluk olmalıdır. Klozetin yerden yüksekliği 45-50 cm olmalıdır. Çok alçak tuvaletlerde tuvalet yükselticileri kullanılabilir. La­vabo tekerlekli sandalye ile yanaşmak için ayaksız olmalı ve lavabonun alt tarafı en az 75 cm yükseklikte olmalıdır. Musluklar kavraması olma­yan kişiler için bilek veya kol hareketi ile açılabilir olmalıdır.

Banyoda emniyeti sağlamak için zemine kaymayan vakumlu pas­paslar konmalıdır.

Banyolarda uygun tasarlanmış duşun bulunması gerekir. Duşun ze­mini az eğimli (en fazla %2) veya düz olmalıdır. Tekerlekli sandalyenin kolayca girmesine olanak sağlamalıdır. Tutamaklar ve oturaklar özür­lünün duşa, tuvalete, küvete veya buralardan tekerlekli sandalyeye geçmesine olanak sağlamalıdır. Duşun yüksekliği ayarlanabilmelidir. Duş başlığı esnek bir hortumla bağlı olmalıdır. Yardıma gerek olduğun­da haber vermek için bir telefon bağlantısı bulunursa özürlü için kolay­lık sağlar.

Çamaşır ve kurutma makinesinin yerleri de tekerlekli sandalye kul­lanan özürlünün rahatça kullanabilmesine izin vermelidir. Musluklar it­meli, kollu çevirmeli ya da otomatik kontrollü olmalıdır. Yüksekliği ayarlanabilen bir ayna bulunmalıdır.

J- Mutfak

Tekerlekli sandalye kullananlar için mutfağın mimari düzenlemesi oldukça önemlidir. Tekerlekli sandalye kullanan kişiler için L şekli mut­faklar daha kolay manevra alanı sağladığı için uygundur. Mutfağın ay­dınlatması düzgün ve yeterli olmalıdır. Günlük kullanılan aletlere kolay ulaşılabilmelidir. Tekerlekli sandalye kullanıcılarının fırın, buzdolabı ve eviyeyi verimli kullanabilmeleri için gerekli düzenleme yapılmalıdır. Üst dolap ve raşarın yerden en fazla 140 cm yükseklikte olması gereklidir. Fırın ve eviye köşelere konmamalı ve aralarında yeterli açıklık olmalı­dır. Mutfak tezgahının köşede olması tekerlekli sandalyedeki özürlü­nün çalışmasını kolaylaştırır. Tezgah fırın ile eviye arasına konmalı ve yeterli genişlikte (en az 50cm) olmalıdır. Tekerlekli sandalye tezgahın ve eviyenin altına zorluk çekmeden girebilmelidir (yerden yükseklik en az 70cm). Bu yolla özürlü oturur konumda birçok işi (yemek pişirme, bulaşık yıkama vb) kendi başına yapabilir.

Yemek yeme ve pişirme alanları birleştirilerek mutfak işlevleri ko­laylaştırılabilir. Katlanabilir masalar ve döner mutfak elemanları teker­lekli sandalyeden uzanarak çalışmayı kolaylaştırırlar. Bulaşık makine­sinin önünde yeterli serbest hareket alanı olmalıdır. Elektrik anahtarla­rına, sigortalarına, zillerine, diafonlara ve otomatlara kolay erişilebilme-si için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Elektrik düğmeleri ortalama 100 cm yükseklikte olmalı ve duvar köşelerinden 40 cm uzakta bulun­malıdır.

K- Ulaşım

Metro, otobüs, tren ve tramvay uygun tasarımlarla özürlüler için çok zor olmayan düzenlemelerle, özürlü tarafından kullanılabilir ve "ulaşılabilir" hale getirilebilir. Bunun için istasyonlarda asansörler, özürlü tuvaletleri, peronda bazı işaretlemeler ve seyyar rampalar ile va­gonlarda bazı alan genişlikleri ve tutunma donanımları gerekmektedir.

Belediye otobüsünün ortadaki sahanlığında iki tekerlekli sandalye veya iki çocuk arabası alacak genişlikte bir alan bulunmalıdır. Teker­lekli sandalyenin otobüse bindirilmesini sağlamak için düşük döşeme­li ve basamaksız otobüsler olmalıdır. Belediye otobüslerinin ulaşılabilir olmasında durakların tasarımının da büyük önemi vardır.

12- HALKA AÇIK YERLERDE MİMARİ DÜZENLEMELER

Bu düzenlemeler resmi daireler, lokantalar, oteller, tiyatro ve sine­malar, eczaneler, marketler, müzeler, kütüphaneler, stadyumlar, spor salonları ve okullar gibi halka açık olan yerlerdeki mimari düzenleme­leri içerir. Çalışma, sosyal ve kültürel alt yapı alanlarında yapılacak tüm yapı, tesis ve açık alan düzenlemelerinin, özürlülerin de ulaşmasını ve kullanmasını sağlayacak şekilde Türk Standartları Enstitüsü standart­larına uygun olarak yapılması zorunludur.

Tekerlekli sandalye kullanan özürlüler ile ilgili uluslararası örgütlerin tüm dünya için kabul ettikleri standart kriterlere göre;

  1. Kaldırım genişliği; İki tekerlekli sandalye için en az 180 cm, bir te-
    kerlekli sandalye için 120 cm olmalıdır.
  2. Kaldırım ve rampa eğimi en fazla % 6 olmalıdır.
  3. Tehlikeli yerlerde emniyet barları olmalıdır.
  4. Yaya geçitleri: Yer seviyesinde olmalı, kaldırım yüksekliği azaltılmalıdır.
  5. Kaldırım taşı yüksekliği: Geçiş seviyesinde (3 cm) ve kesintisiz ol-
    malıdır.
  6. Yaya yolu: Baş ile aynı seviyede olan çıkıntılar tehlikelidir. Güneş-
    liklerin alt kenar yüksekliği yerden minimum 200 cm olmalıdır. Yo­lu kapatan uyarı panosu, araba, bisiklet olmamalıdır. Zemin kay­gan olmamalıdır.
  7. Yazı ile yönlendirmeler iyi okunabilmelidir, genellikle 140-180 cm
    yükseklikte aydınlatılmış yazılar tercih edilmelidir.
  8. Posta kutuları veya çöp kutularının yüksekliği: en fazla 120-130 cm. olmalıdır.
  9. Park yerleri: 50 park yerinden 1 tanesi tekerlekli sandalyeli özürlü için ayrılmış olmalı, sarı renkli pano ile belirtilmelidir.
  10. Garaj: Bina girişinde olmalı, uzaktan kumandalı olmalı, elektrik düğmeleri çıkışa yakın olmalı.
  11. Bina ana giriş kapıları: Eşiksiz, 80-100 cm genişlikte ve yerden otomatik açılışlı olmalıdır.
  12. İç kapılar: Eşiksiz, ortalama 90 cm genişlikte olmalıdır.
  13. Zemin kaplama: Kaygan olmamalı, tutan halılar olmamalıdır.
  14. Asansör genişliği: 110-140 cm olmalıdır.
  15. Asansör kapı genişliği: 80 cm otomatik olmalıdır.
  16. Asansör düğmelerinin yerleşimi ve yüksekliği: Yerden 90-140 cm yükseklikte ve yatay olmalı, karşı duvardan 40 cm uzakta yerleş-melidir.
  17. Asansörün diğer özellikleri: İçinde 85-90 cm yükseklikte tutunma barı, telefonu ve açılır-kapanır koltuk olmalı. Yeterli manevra alanı olmalıdır.
  18. Yoldan binaya giriş: Caddeden itibaren basamaksız olmalı, kaldı­rım en fazla 3 cm olmalıdır.
  19. Tuvalet: Her 10 tuvaletten biri özürlü için ayrılmış olmalı, tekerlekli sandalye için uyarlanabilir olmalıdır.
  20. Binadaki merdiven genişliği + yükseklik: 2 yükseklik+1 genişlik=63 cm olmalıdır.
  21. Oteller: Odaların % 5'i ya da en az 2 oda tekerlekli sandalye kulla­nanlar için düzenlenmiş olmalıdır.
  22. Telefon kabinleri: Her 10 telefondan biri özürlüye ayrılmalı. Kapı genişliği 90 cm, eni 120 cm, boyu 125 cm, yerden telefonun en üst yüksekliği 130 cm, rehber koyma yeri yüksekliği 120 cm olmalıdır.
  23. Bekleme salonu, lokanta ve mağazalar: Kasalar arası mesafe 90-100 cm olmalı, uygun manevra alanı olmalı, lokantalarda uzun ge­çişler ve dik açılı kulvarlar en az 100 cm genişlikte olmalıdır.
  24. Halka yönelik gişeler: Barlar arası mesafe 90-100 cm olmalıdır.
  25. Tren, uçak, otobüs, taksi: İniş ve binişler için alçak basamaklar ya da rampalar olmalı, en az bir kompartıman özürlüye ayrılmalı, tak­si kapı genişliği uygun transferi sağlamalıdır.
  26. Sinema, tiyatro, konferans salonları: 300 koltuktan biri özürlü için ayrılmış olmalı ya da arkadan girişli 4 kişilik 100-120 cm yer ayrıl­malı, giriş ve çıkışlar uygun olmalıdır.

13- OKUL VE SINIŞARDA DÜZENLEMELER

Ortopedik özüre sahip bir çocuğun eğitim ve öğretimine devam edebilmesi için eğitim binaları ve sınıfta bazı mimari düzenlemeler ya­pılması gerekir. Çocuğun kullandığı araç gereçlerle ilgili bilgi toplayıp sınıftaki bazı araç gereçleri çocuğun kullanabileceği şekilde değiştir­mek gerekebilir. Bu konuda aile ve okul birlikte çalışarak çözüm yolla­rı geliştirmelidirler. Bunun için yapılması gerekenler:

Koltuk değneği, baston veya yürüteç kullanan çocuklar kolayca ye­re düşebilirler. Diğer çocuklar özürlü çocuğun nasıl hareket ettiği ve aleti nasıl kullandığı konusunda bilgilendirilmelidirler. Ayrıca koltuk değneklerinin yere sağlam basabilmesi için geniş bir paspas yere se-rilebilir.

Düzenlemeler yapılırken güvenliği ve yangın düzenlemelerini de plana ekleyiniz.

Çocuklar küçük olduklarından aktivitelerin ve malzemelerin çocuk­ların göz seviyesinde olmaları gerekmektedir. Tekerlekli sandalye, kol­tuk değneği kullanan çocukların göz seviyeleri ise diğer çocuklardan farklıdır. Bu nedenle elinizden geldiğince bu çocuklara uygun düzen­lemeler yapmaya çalışın.

Ortopedik özürü olan çocuklar, idrar veya bağırsaklarını kontrol edemeyebilir ve bu nedenle bez kullanmaktan dolayı utanabilirler. Bu çocuklar için mutlaka özürlü tuvaletleri yapılmalı ve kolay ulaşılmalıdır.

14- YASAL DÜZENLEMELER

Yasal Düzenlemeler - Tablo1

Yasal Düzenlemeler - Tablo2

Yasal Düzenlemeler - Tablo3

Yasal Düzenlemeler - Tablo4

Yasal Düzenlemeler - Tablo5

Yasal Düzenlemeler - Tablo6

Yasal Düzenlemeler - Tablo7

Yasal Düzenlemeler - Tablo8

Ortopedik Engelliler İlköğretim Okulları İletişim Bilgileri - Tablo 1

Ortopedik Engelliler İlköğretim Okulları İletişim Bilgileri - Tablo 2

Ortopedik Engelliler İlköğretim Okulları İletişim Bilgileri - Tablo 3

Ortopedik Engelliler İlköğretim Okulları İletişim Bilgileri - Tablo 4

Ortopedik Engelliler İlköğretim Okulları İletişim Bilgileri - Tablo 5

Ortopedik Engelliler İlköğretim Okulları İletişim Bilgileri - Tablo 6

Ortopedik Engelliler İlköğretim Okulları İletişim Bilgileri - Tablo 7

 

Metni Word formatında indirmek için tıklayınız.(184 MB)

Metni PDF formatında indirmek için tıklayınız.(685 KB)


Shows Desktop© 2009 - T.C. Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı
Necatibey Caddesi. No:49 Kızılay/Ankara Tel:0 (312) 229 55 11 / Fax: 0 (312) 229 83 11