Aile Eğitim Seti - Dil ve Konuşma Özürlüler



AİLE EĞİTİM REHBERİ
DİL VE KONUŞMA ÖZÜRLÜLER

 

İçindekiler

1-  İletişim Dil ve Konuşma

A- İletişim
B- Dil
C- Konuşma

2-  Dil ve Konuşma Gelişim Dönemleri

A- Çocukluk Çağı Normal Gelişim Evreleri
B- 0-5 yaş Arasındaki Çocuklarda Alıcı ve İfade Edici Dil Gelişimi Aşamaları

3-  Çocuklarda Konuşma ve Dil Gelişiminin Desteklenmesi  

A- Anne ve Babanın Çocuğuna İletişim Ortamını Sağlaması
B- Aile-Çocuk İletişim Becerilerini Geliştirme Önerileri

4-  Konuşma ve Dil Gelişimini Etkileyen Sorunlar

A- Zihinsel Özür
B- Fiziksel Özür
C- Duyusal Özür
D- Duygusal Yoksunluk
E- Uyaran Eksikliği
F- Psikolojik Bozukluklar
G- Uzun Süren ve Sık Tekrarlayan Hastalıklar
H- Otizm

5- Konuşmanın Genel Özellikleri

6- Konuşma ve Dil Bozuklukları

A- Fizyolojik Konuşma Güçlüğü
B- Gecikmiş Konuşma
C- Telaffuz Bozuklukları
D- Kekemelik
E- Afazi
F- Apraksi
G- Dizatri
H- Yutma Güçlüğü
I- Salya Problemleri

7-İşitme Kaybına Bağlı Konuşma Bozuklukları

8- Psikolojik Konuşma Bozuklukları

9-  Ses Bozuklukları

10-Yasal Düzenlemeler

11-İlköğretim Okulları

12-Meslek Liseleri

13-Sivil Toplum Örgütleri

 

1- İLETİŞİM, DİL VE KONUŞMA

Dil kazanımı insanların yaşamları sırasında başardığı en karmaşık işlemlerden birisidir. Genellikle çocuklar dili kendi doğal çevrelerinde herhangi bir sorunla karşılaşmadan kazanmaktadır. Bu nedenle dil ka-zanımının ne kadar karmaşık bir süreci içerdiği özellikle dil gelişiminde bir bozukluk olduğunda görülmektedir. Dil ve konuşma bozukluklarını anlayabilmek, değerlendirebilmek için temel olan kavramların bilinme­si gerekmektedir.

İletişim, dil ve konuşma kavramlarının hepsi çocuklarda anadilin kazanılmasını ve güçlüklerini tanımlamak için kullanılmaktadır. Bu ko­nuda bazı sorular sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Örnek olarak "Bir ço­cukta bunlardan hangisi problemdir?" veya "Hepsi aynı şeyi mi ifade etmektedir?"

A- İletişim

Bir bilginin, duygunun ve düşüncenin dil kullanılarak (sözel iletişim) ya da dil kullanılmaksızın (sözel olmayan iletişim) ifade edilmesi yönte­midir.

 

İletişim - Şekil 1

İletişim

 

- Dil

Bilgilerin iletilmesi amacı ile alışılmış bir düzen içinde sembollerin, seslerin ve jestlerin düzenlenmesidir. Dil, sözel veya yazılı olabilir.

 

Atatürk yeni Türk Alfabesi'ni öğretirken

Atatürk yeni Türk Alfabesini öğretirken

 

Dil bir toplumun kültürünün, geleneklerinin, bilgi birikiminin bir son­raki kuşağa aktarılmasını sağlayan bir araçtır. Her sosyal durum için vazgeçilmez olduğunu söyleyebiliriz. Tüm bu aktivitelerin amacı ileti­şimdir. Dil, insanlar arasındaki en etkin iletişim yoludur. İnsanlar bir arada yaşadıkları her yerde birbirleriyle anlaşmak için bir sistem geliş-tirmişlerdir.

C- Konuşma

Dilin kullanılmasıdır. Dilin sembolik birimlerinin yerine geçen sesle­ri çıkarmak için kullanılan bir seri kas hareketidir. Bize basit gelen bir sözcük için kaslar ve vücut organlarını seri olacak şekilde kullanırız.

 

Konuşma,  iletişim kurabilmek için  kullanılan köprülerden biridir.

Konuşma, iletişim kurabilmek için kullanılan köprülerden biridir.

 

Konuşma için özel tek bir organ yoktur; bir çok organın birlikte, uyum içinde çalışmasıyla oluşan bir sistemdir. Akciğerler, nefes boru­su, sert ve yumuşak damak, dil, çene, dişler, dudaklar gibi bir çok or­gan konuşmada görev almaktadır.

Dil gelişimi kişiden kişiye farklılık gösterir. Dil gelişimi ile ilgili genel­lemeler yapılması mümkün olsa da, bu genellemeler her çocuk için doğru değildir. Çocuklar arasında dil gelişimi yönünden büyük farklı­lıklar vardır. Bu nedenle, bir çocuğun dil bozukluğu hakkında konuşur­ken çok dikkatli olunmalıdır. Çünkü, çocuğun dil gelişimi aşağıda ta­nımlanan dönemlere tamamen uymayabilir. Bu dönemlerden farklı ge­lişim gösteren bir çocuk ile ilgili olarak aşırı heyecanlanmak da bir ha­ta olabilir. Ayrıca, çocuğun normal gelişim sırasından bir sapma gös­terdiği durumlar da dikkate alınmalı ve izlenmelidir.

Çocuklar farklı hızlarda gelişim gösterirler. Hangisinin normal ola­rak kabul edileceği konusu çok farklılık göstermektedir. Çocukların dil ve konuşma gelişim süreçlerine genel olarak baktığımızda, dili kullan­ma yönünden ailelerin bilmesi gereken temel gelişim aşamaları vardır.

2- DİL VE KONUfiMA GELİfiİM DÖNEMLERİ

Çocukluk çağından itibaren normal gelişim evrelerinin ve normal davranışın hangi dönemde, neyi ifade ettiğinin bilinmesi, ortaya çıka­bilecek bozuklukların erken teşhisinde büyük faydalar sağlamaktadır.

Konuşmadaki fonksiyon bozuklukları ile mücadele, erken dönemde başlatılmakta ve ileriye yönelik daha başarılı adımlar atılmaktadır. Bu

amaçla günümüzde teşhis ve tedavi amaçlı pek çok yöntem başarı ile uygulanmaktadır.
A- Çocukluk Çağı Normal Gelişim Evreleri

Hamile Bayan

Doğum Öncesi Dönem;
Ağız ve yüz yapıları ile fonksiyonla­rındaki değişim, günümüzde anne kar­nında yapılan bazı yöntemlerle ortaya konulmaktadır. Damak gelişiminin ge­beliğin 12. haftasında tamamlandığı dü­şünülürse, daha önce yapılan ultrason incelemesi, bu dönemde ortaya çıkabi­lecek bu tip problemlerin önüne geçil­mesini sağlayabilir.

Anne  karnında bebeklerde yutma gelişimi 12. haftada, emme gelişimi 18-24 haftalar arasında belirginleşmektedir. 34. haftada çocuk ihtiyaçları­nı karşılayabilecek emme ve yutma becerisine sahip olmaktadır. Yapı­lan pek çok araştırma, anne karnında ağız kontrol ve koordinasyonda zayıf olan bebeklerin ileri yaşlarda ciddi fiziksel, algısal problemler, ko­nuşma ve lisan gelişiminde gerileme, beslenme ihtiyaçlarını karşılama­da zayışıkları olduğunu göstermiştir.

Bebeklik çağından itibaren düzenli yapılan tetkik ve çalışma­larla pek çok problemin önceden teşhisi ve erken rehabilitasyonu (tedavi ve eğitim) mümkün olabilmektedir.

Doğumdan sonra aileye, çocuğun gelişimini doğru bir şekilde de­ğerlendirmesi öğretilmeli, normal olmayan davranışlar görüldüğünde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiği belirtilmelidir.

Dil kısa sürede kazanılan ve gelişen bir beceri olmadığından çocuğun gün boyunca kullanacağı bir araç gibi düşünülmeli ve çocuk yaptığı her farklı davranış ve sözcük için desteklenmeli, ço­cuğun iletişim kurduğu çevre genişletilmeli ve konuşması için teş­vik edilmelidir.

Anneler, çocuklarının iletişim, dil ve konuşma gelişimlerinin normal bir seyirde devam edip etmediğini görebilirler. Bu amaçla, yaşlara gö­re bebek ve çocukta görülmesi gereken davranışlar aşağıda sıra­lanmıştır:

Doğum ve ilk 3 aylık dönemde bebek;

bebek resmi

 

3-6 ay arasındaki dönemde bebek;

 

Anne ve bebeği doktorda.


7-11 ay arasındaki dönemde bebek;

12-17 ay arasındaki dönemde çocuk;

18-23 ay arasındaki dönemde çocuk;


Anne ve bebeği


24 ve üstü aylarda çocuk;

Bebeğinizde/çocuğunuzda yukarıda sıralanan davranışlardan bir ya da birkaç tanesi görülmüyorsa mutlaka bir uzman tarafın­dan değerlendirilmesi gerekir.

B- 0-5 Yaş Arasındaki Çocuklarda Alıcı ve İfade Edici Dil Gelişimi Aşamaları

0-6 Aylık Bebeğiniz;

6-12 Aylık Bebeğiniz;

12-18 Aylık Çocuğunuz;

18-24 Aylık Çocuğunuz;

2-3 Yaşındaki Çocuğunuz;

3-4 Yaşındaki Çocuğunuz;

4-5 Yaşındaki Çocuğunuz;

Çocuklar;

ÇOCUKLARDA KONUŞMA VE DİL GELİŞİMİNİN DESTEKLENMESİ

A- Anne ve Babanın Çocuğuna İletişim Ortamını Sağlaması

Bebekler, doğuştan dil ve konuşma yeteneğiyle doğarlar; ancak yönlendirme çok önemlidir. Araştırmalar, çocuğun nasıl ve ne zaman konuşmayı öğrendiği konusunda, ailesinin desteğinin olumlu etkisi ol­duğunu göstermektedir.

Dili kullanmayı öğrenmek göreceli bir süreçtir. Bebekler, çevresin­de konuşulan dili dinlemekten mutlu olacaktır ve duyduklarını, pratik yaparak konuşmayı öğrenecektir. Önce kendisine söylenen şeyleri an­lamaya, daha sonra da sözcükleri tek tek kullanmaya başlayacaktır. Başlangıçta bu sözcükleri tutarsız olarak kullanabilir. Daha sonra bu sözcüklerle basit cümleler kuracak ve en sonunda da daha uzun ve anlaşılır cümleler kurarak, hangi sesleri nasıl kullanacağını doğru ola­rak öğrenecektir.

Çocukların konuşmayı öğrenmesi çok karmaşık bir süreçtir. Bu aşamada anne babaların katkısı çok önemlidir.

 

Konuşmayı öğrenmeleri için çocuklara uygun ortamların yaratılması.

Konuşmayı öğrenmeleri için çocuklara uygun ortamların yaratılması.

 

Çocukların konuşmayı öğrenme sürecinde desteklenmesi için aşağıda bazı öneriler verilmiştir:

B- Aile - Çocuk İletişim Becerilerini Geliştirme Önerileri

Birçok aile, çocukların nasıl ve ne zaman konuşması gerektiğini bil­mekte güçlük çekerler. Ancak, her çocuğun iletişim becerisi kapasite­sinin farklı olduğunu unutmamak gerekir. Aynı ailedeki çocukların ko­nuşmayı öğrenme süreleri farklı olabilir. Burada önemli olan, çocuğun dil gelişiminde tutarlı bir süreç göstermesidir. Ailelerin, çocuklarının dil gelişimlerini desteklemek ve iletişim kurabilmek amacıyla, her gelişim döneminde yapabilecekleri aşağıda sıralanmıştır;

İletişim becerilerinin geliştirilmesi
İletişim becerilerinin geliştirilmesi

0- 6 ay arasında

6-12 ay arasında

12-18 ay arasında

  1. Çocuğunuzla konuşurken basit ve kısa cümleler kullanın.
  2. Doğal bir formda, ancak yavaş, anlaşılır ve açık konuşun.
  3. Çocuğunuzun kelime hazinesini geliştirmek için, tercihli kelimelerle soru sorarak ona model olun. Örneğin; "elma ya da muz ister mi­sin?" gibi.
  4. Oynayabileceği bazı oyuncakları sağlayın. Örneğin; oyuncak bir te­lefon gibi. Çünkü, telefon konuşma taklitleri yapabileceği en iyi oyuncaktır.

18-24 ay arasında

2-3 yaş arasında

2-3 yaş döneminde, aileler çocuklarının kullandığı sözcüklerde bir "patlama" olduğunu görürler. Her durum için bir sözcükleri vardır ve sürekli "neden?" tipinde soru yöneltirler.

3-5 yaş arasında

3 ve 4 yaş arasında sıklıkla "kim?", "nerede?" ve "ne?" ile başlayan soru cümlelerini kullanabilirler. Cümleleri daha uzundur ve konuşması daha akıcıdır. Çocuklar, 4-5 yaş arasında kendisine söylenen her şeyi anlar ve anlaşılır bir şekilde konuşur.

 

3-5 yaş arasındaki çocuklar ile oynanabilecek oyunlar.
3-5 yaş arasındaki çocuklar ile oynanabilecek oyunlar.

 

4- KONUŞMA VE DİL GELİŞİMİNİ ETKİLEYEN SORUNLAR

A- Zihinsel Özür

Zihinsel özür, kavramların algılanması ve günlük yaşam için gerek­li becerileri etkilemekte, dil ve konuşma gelişiminde gecikmelere ve bozukluklara neden olmaktadır. Çocuğun zeka yaşının normalin altın­da olması nedeniyle bu sorunlar ortaya çıkar. Lisan gelişimi de zihin­sel gelişimi gibi geri kalabilir. Genelde eğitilebilir düzeyde olan çocuk­lar, lisan ve kendine bakım konularında eğitim ile üst düzeylere çıkarı­labilir.

 

Zihinsel engelli bir çocuğun eğitimi.
Zihinsel engelli bir çocuğun eğitimi.


Öneriler: Ailelerin ya da bu konuda çalışacak eğitimcilerin sabırlı, esnek ve hoşgörülü davranışlar göstermesi gerekir. Zihinsel özürlü ço­cuk samimi ve sıcak davranışlar görmek ister, eğitimcisine güven duy­mak ihtiyacı hisseder. Çocuğun çabaları desteklenmeli, sık sık takdir edilmelidir. Çocuğun başarı duygusunu tatmasını ve kendine güven duygusunu geliştirmek için çocuğun başarılı deneyimlerinin olmasını sağlayacak ortamlar oluşturulmalıdır.

Çocuğun başarılı olduğu durumlarda mutlaka ödül kullanılmalıdır.

Ödülün yanı sıra ceza ve mola verme gibi yöntemler de kontrollü bir şekilde kullanılabilir. Zihinsel engelli çocukların öğrendiklerini çabuk unutmamaları için çok tekrar gereklidir. Somut bilgiler ve becerileri ya­şayarak, yaparak, deneyerek öğretmeye çalışmak gereklidir.

Zihinsel engelli çocuğa kazandırılacak her bilgi ve becerinin o an­daki ve gelecekteki yaşamı için bir anlamı olmalıdır. Çocuklara boş za­manlarında kendi başlarına kullanabilecekleri faydalı bir beceri öğreti­lebilir.

Zihinsel özürlü çocuğun eğitiminin yanı sıra ailelerinin de eğiti­mine önem verilmeli ve eğitime aktif katılmaları sağlanmalıdır.

B- Fiziksel Özür

Konuşma organlarındaki fiziksel yetersizlikler ya da algılama ve ta­nımada kullandığımız el gibi organların çalışması ve yapısındaki engel­ler, cisimlerin algılanmasını, tanınmasını ve günlük hayatta kullanılma­sını güçleştirmekte, dil ve konuşmada problemlere yol açmaktadır.

C- Duyusal Özür

İşitme kaybı, görme özürü, tat alma duyusunda yetersizlik, dokun­ma duyusu bozuklukları konuşma ve dil becerilerini etkileyen önemli özürlerdir.

D- Duygusal Yoksunluk

Çocuğun gelişimin destekleyecek, pekiştirecek, güvenlik duygusu­nu sağlayacak anne-baba ve çevrenin olmaması, konuşma ve dil be­cerilerinin gelişmesini olumsuz etkiler.

E- Uyaran Eksikliği

Çocuğun dikkatini çekecek uygun araç ve gereçlerin olmaması dil ve konuşma gelişimini olumsuz yönde etkiler.

F- Psikolojik Bozukluklar

Konuşma sırasında ortaya çıkan güvensizlik ve kaygılar sonucunda konuşmanın bozulmasıdır.

G- Uzun Süren ve Sık Tekrarlayan Hastalıklar

Gelişim süreci içerisinde ortaya çıkan, çocuğun dış çevre ile bağ­lantısının kesilmesine neden olan uzun süren hastalıklar, nörolojik ve psikolojik bozukluklar, çocuğun dil ve konuşmasını ortaya koyma be­cerisini azaltmaktadır.

H- Otizm

Organik veya genetik sebeplere bağlı beyin zedelenmelerinin yol açtığı, sosyal ve iletişim becerilerinin gelişmesini engelleyen ve davra­nış bozukluklarına yol açan bir bozukluktur. Otizmi olan çocuklar ve yetişkinler, iletişim kurmakta güçlük çekerler. Arkadaşlık duyguları ve karşıdaki kişilerin duygularını anlama konusunda yetersizdirler. Çeşitli takıntılar, değişik davranış şekilleri ve özel korkular geliştirebilir. Gün­lük yaşamın becerileri ile başa çıkmada uzman yardımına ihtiyaç du­yarlar.
Konuşma ve dil gelişimini etkileyen diğer nedenler; kardeş sayısı, sırası, aile yapısı, cinsiyet ve konuşulan dildir. Karşılaşılan bu tip prob­lemler çocuğun öğrenme ve uygulama becerisini azaltır.

5- KONUŞMANIN GENEL ÖZELLİKLERİ

İnsanın Doğası ve Büyüme

Dil gelişiminin hızı temel olarak, kalıtsal lisan yeteneğindeki bireysel farklılıklara bağlıdır. Fiziki ve psikolojik olgunluk, kişilik, yapı, zeka ve cinsiyet ile ilgili bireyler arasındaki farklılıklar, kişiden kişiye değişen konuşma gelişimindeki farklılıkları açıklamaktadır. Örneğin; genellikle kızlar erkeklerden daha önce ve daha kolay konuşurlar.

Çevresel Etkiler

Ailenin sosyal ve ekonomik seviye ve yapısı, eğitim düzeyi veya bü­yük kardeşlerin olmasının lisan gelişiminde önemli etkisinin olduğu bi­linmektedir.

Gelişim Hızı

Çocuklarda konuşmanın gelişim hızı, zamanı ve özelliklerinde çe­şitli farklılıklar vardır. 2 yaşın sonunda, özellikle erkek çocuklarında, konuşmanın başlamasında gecikme görülebilmektedir. Ancak, bu sonraki dil gelişiminin gerileyeceği anlamını taşımaz. Bununla birlikte bu gecikmenin bazen normal olmayan bir başka durumu (tümör veya hormonal hastalıklar gibi) gösterebileceği unutulmamalıdır.

Çocuğun dil yeteneği, kısmen çevreden gelen kelime uyarısı­na, kısmen de tüm işitsel uyarıların beyinde doğru algılamasına bağlıdır.

Dil gelişiminin ilerleyişini konuşma organlarının çalışma kapasitesi kadar, görsel ve işitsel dikkat, işitsel hafıza, işitme ve dokunma ile ilgi­li kontrolün geri bildirim mekanizmaları da etkilemektedir.

6- KONUŞMA VE DİL BOZUKLUKLARI

A- Fizyolojik Konuşma Güçlüğü

Sesin çıkarılmasında meydana gelen hatalar konuşma bozukluğu olduğunu göstermez. Bu durum, dil gelişiminin normal bir süreci ola­rak değerlendirilebilir. Beyindeki işitsel algılama ve yorum hataları, ko­nuşma organlarının sesi çıkarma için gerekli hareketleri tamamlayama-ması, yapılan hataların nedenlerinden bazılarıdır. Kelimelerin son ses­lerini söylememe, kelime içindeki seslerin benzerlerini kullanma, ses­lerin yerini değiştirme, sesleri uzatma ya da kaydırma gibi söyleyiş ha­taları vardır.

B- Gecikmiş Konuşma

Çocuğun beklenen yaşta ve şekilde konuşma-dil becerilerinde sınırlılık olarak ifade edilebilir. Fiziksel ve zihinsel gelişimdeki genel bir gerileme nedeniyle 3. yaşın sonuna kadar dil gelişiminin olmamasıdır. Bu gerilik çeşitli belirtilerle kendini gösterebilir.

 

Konuşma ve dil eğitimi.
Konuşma ve dil eğitimi.

 

Gecikmiş konuşmanın temelinde zihinsel gerilik, sosyal yeter­sizlikler, duygusal ve fiziksel problemler, algılama problemleri, işitme kayıpları ve güdülenme eksiklikleri vardır.

Gecikmiş konuşmanın nedenlerini; organik yetersizlikler ve elveriş-siz konuşma çevresi olarak ikiye ayırabiliriz. Organik yetersizlikler; be­yindeki merkezi sinir sistemi yaralanmaları, virüs enfeksiyonları, hor-monal bozukluklar, konuşma organlarındaki yapı bozuklukları, işitme kaybı veya hafıza bozukluklarıdır. Elverişsiz konuşma çevresi ise, gü­dülenme azlığı, çevrenin sessiz olması, yetersiz öğretme teknikleri, an­ne ve baba arasındaki sorunlar, çocuğa karşı davranışlarının uygun ol­maması, yeni bir kardeşin doğması veya ikiz kardeş durumu gibi prob­lemleri içermektedir.

Öneriler: Tedavide genel prensip, erken tanı ve eğitimdir. Bu konu­da uzman tarafından bireysel eğitim programları ve aile eğitim prog­ramları ile uygun terapi teknikleri önerilir. Çocuğun ilk söylediği kelime­ler övülmelidir. Onay gördüğünü ve sevildiğini hisseden çocuk kendi­sini tanımlayabilir ve konuşmasını geliştirebilir.

Konuşmanın kazanılmasında her çocuk farklı gelişim hızına sahiptir.

Pek çok şeyin erken yapılmasını beklemek kesinlikle zararlıdır. Eğer çocuk konuşmada gecikme gösteriyorsa, uygun teşhis ve tedavi uz­man bir ekip tarafından yapılmalıdır.

C- Telaffuz Bozuklukları

Belirli konuşma seslerini telaffuz etmede veya kullanılan dilin kural­larına uygun söylenilmesindeki güçlüklerdir. Bir ya da birkaç sesin çı­karılmasındaki problemler kelimelerin anlaşılmasını etkileyebilir. Telaf­fuzun, konuşmanın anlaşılmasına katkısı çok fazladır.
Telaffuz bozukluğu olan çocuklar genellikle konuşmaya geç başla­mışlardır ve çok yavaş ilerleme gösterirler. Bu durum, lisanda gelişme geriliği gösteren çocukların tümünde mevcuttur. Bu çocuklar aşırı ha­reketli, dalgın, dikkatsiz, ilgisiz ve çoğunlukla utangaç görünürler, fizi­ki ve psikolojik gelişmeleri de geri olabilir. Kısa cümleler halinde geliş-memiş telaffuz ile konuşurlar. Telaffuz bozuklukları orta kulak enfeksi­yonu; dudak, diş, dil, burun ve damak gibi konuşma organlarında ye­tersizlikler; bu şekilde konuşmayı alışkanlık haline getirme; gelişim ge­riliği ve genetik nedenlerden meydana gelebilir.

Öneriler: Tedavide öncelikle; damak, dudak, diş ve dilin yapısı ve­ya hareketlerindeki bozukluk varsa tedavi edilir. Telaffuz bozukluğu olan çocukların kulak hastalıkları ve işitme kaybı yönünden de değer­lendirilmesi gereklidir. Doğru telaffuz, görme, işitme ve dokunma du­yuları kullanılarak öğretilmelidir.

D- Kekemelik

Konuşmanın akışında, ritminde veya akıcılığında bir bozukluk ol­ması durumudur. Kekemelikte konuşmadaki ritim bozukluğunun ya­nında, ayrıca kaslarda aşırı kasılma, yüzde, ellerde ve ayaklarda tikler görülebilir. Konuşmada tekrarlamalar, bloklar, uzatmalar ve eklemeler görülebilir. Nedenlerine yönelik birçok görüş olmasına rağmen, orga­nik ve çevresel etkenler üzerinde durulmaktadır.

 

Kekemelikte konuşma tedavisi
Kekemelikte konuşma tedavisi

 

Öneriler: Çocuğun akıcı olmayan konuşmasına dikkati çekmeyin ve eleştirmeyin. Çocuğunuzun konuşma bozukluğuna üzülmeyin, şim­dilik onun konuşma şeklinin böyle olduğunu ve her şeyin normal oldu­ğunu kabul edin. Konuşması için cesaretlendirin, geniş arkadaş çevre­si olmasını ve sosyal faaliyetlere katılmasını sağlayın. Size bir şey söy­lemeye çalışırken dikkatinizi ona verin. Ayrıca, bu konuda uzman kişi­lerden mutlaka yardım alın.

E- Afazi

Beyinde meydana gelen hasar sonucu, dil ve konuşmanın bozul­ması ve anlaşılamamasıdır. Çok farklı şekillerde ve derecelerde afazi tipleri bulunmaktadır. Genel olarak afaziler 3 gruba ayrılır:

Öneriler: Afazinin terapisinde hedef, hastanın hastalık öncesi du­rumuna dönmesinden çok, mümkün olduğu kadar bağımsız olmasıdır.

 

Afazi’li bireyin konuşma tedavisi.
Afazi’li bireyin konuşma tedavisi.

 

Afazi terapisinde, en üst seviyede iletişimi sağlamak, dil eksikliklerini mümkün olduğu kadar düzeltmek ve değişmiş yaşam koşullarını ka­bullendirmek hedeşenir. Amaç, hastaya mümkün olduğu kadar ba­ğımsız yaşamayı ve erişebileceği en üst seviyede iletişim kurmayı öğ­retmektir.

F- Apraksi

İstemli konuşmanın üretiminde sıralı konuşma hareketlerinin motor planlanmasında oluşan bozukluk sonucu ortaya çıkan motor konuş-ma bozukluğudur. Normal kas tonusu ve koordinasyonuna rağmen, amaca yönelik hareketler yerine getirilemez. Seslerin çıkarılması için gereken kasların pozisyonlanmasında güçlük vardır. Konuşma organ­larında amaca yönelik davranışların ortaya konulamamasıdır. Kişi ifa­de etmek istediği şeyi söylemekte zorlanmaktadır.

Öneriler: Tedavide üzerinde önemle durulması gereken şey dikkat­tir. Hastanın dikkatini toplaması için zaman verilmeli ve yardımcı olun­malıdır. Hasta, doğru konuşması için motive edilmeli. Hastayı depres­yona ya da kızgınlığa itecek telkinlerden kaçınılmalıdır. Kişiye mümkün olduğunca sabırlı davranılmalı, terapiden göreceği faydalar mutlaka açıklanmalıdır.

Doğru konuşma modelini oluşturmak için görsel, işitsel ve dokun­ma gibi duyular kullanılarak uyarılar pekiştirilmelidir. Doğru uyaran çok önemlidir. Karmaşık pek çok uyaran yerine mutlaka doğru ve tek bir uyaran tercih edilmeli daha sonra bu uyaranların sayısı ve çeşitliliği ar­tırılmalıdır. Sık ve doğru tekrar çok önemlidir. Tedavi sırasında öğreni­lenler mutlaka günlük yaşamda da uygulanmalı ve kullanılmalıdır.

G- Dizatri

Konuşma organlarının hareket ve kontrolünü sağlayan kasların ça­lışmasında yaşanan sorunlar ve konuşma organlarının birbiriyle koor­dinasyonunun bozulması nedeni ile ortaya çıkan bir dil ve konuşma bozukluğudur. Sorunun olduğu bölgenin yeri ve kaybın derecesine gö­re farklı tiplerde sınışandırılabilir.

Dizatri konuşma tedavisi.
Dizatri konuşma tedavisi.

Öneriler: Tüm tedavi yaklaşımları hastalığın nedeninin belirlenme­siyle başlamalıdır. Bu aşamadan nörologlar sorumludur. Konuşma li­san pataloğu ise, dizartrik konuşma bozukluğunun semptomatik ola­rak düzeltilmesi konusunda görev yapar. Terapide amaç, konuşmaya yardımcı organların, dil, diş, çene, yüz, ağız, kaslarının birbiri ile koor-dine olacak şekilde çalıştırılmasını sağlamak, uygun kas egzersizleri yaptırmak ve uygun telaffuz terapisi uygulamaktır. Ayrıca, konuşma organlarındaki kasların uyumlu çalışması içinde, fizik tedavi egzersiz­leri yapılmalıdır (elektroterapi, direnç egzersizleri gibi).

H- Yutma Güçlüğü

Yutma Güçlüğü Çeken Hasta

Yutma güçlüğü, ağızdan mideye aktif yiyecek ve sıvı girişinde zor­luk yaratan durum olarak tanımlan­maktadır. Yutma bozukluklarının ne­denleri arasında; serebral palsi, mer­kezi sinir sistemi hasarları, beyin kana­maları, yaralanmalar, ağız bölgesinde­ki tümörler, kas hastalıkları, mide ve bağırsak sistemi hastalıkları, solunum bozuklukları, sinir sistemi hasarları, er­ken doğum, yaşlılık, yapısal anormal­likler, genetik bozukluklar, psikolojik yutma ve beslenme bozuklukları sayı­labilir.

 

 

Yutma Güçlüğünün Belirtileri

Yutma sırasında da öksürme ve tıksırma,

Yutmayı başlatmada güçlük,

Boğaz içine yemek yapışması,

Nedeni bilinmeyen kilo kaybı,

Beslenme alışkanlıklarında değişiklik,

Sık tekrarlayan zatürre,

Konuşma ve seste değişiklik (ıslak ses),

Burundan kusma,

Boyun yada göğüste yemek yanma hissi,

Oral farengeal kusma,

 

Öneriler: Yeme veya içme sırasında mutlaka dik pozisyon (yakla­şık 90°) sağlanmalıdır. Besinler küçük parçalar halinde olmalıdır (yarım kaşık ya da bir çay kaşığı gibi.). Beslenme çok yavaş olmalı, aynı saat içinde sadece bir gıda verilmelidir. Yemek yerken konuşmaktan kaçı­nılmalıdır. Her yemek öğününden sonra kişi mutlaka 90° açıda 30-45 dakika oturmalıdır. Yutma bozukluğu görülen hastalarda bireysel fark­lılıklar olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle her hasta için güvenlik ön­lemleri de farklı olacaktır. Yutma bozukluklarının tedavisi uzman bir ekip tarafından yapılmalıdır. Yapılacak uygulamalar uzman ekibin or­tak kararı doğrultusunda verilmelidir. Terapi programı, her hasta ken­di içinde değerlendirilerek planlanmalıdır.

I- Salya Problemleri

Salya çok ciddi bir tıbbi ve sosyal problemdir. Kişinin günlük haya­tında pek çok olumsuzluğa yol açmaktadır. Salyanın kişi üzerinde ko­ruma, yutma, beslenme ve konuşma gibi fonksiyonları bulunmaktadır. Salya kontrolünün bozulması bu fonksiyonların kalitesini önemli oran­da etkilemektedir.

Problemin ortaya çıkışı üst solunum yolu enfeksiyonu sonrası, diş çıkarma, apse gibi nedenlerle olabilir. Nörolojik hastalıklardan kaynak­lanan baş kontrolündeki yetersizlikler sonucu da yutma güçlüğü olu­şabilir. Kas tonusunun ya da tükürük bezlerinin aşırı uyarılması, dilin normalden büyük olması, çocukluk çağında alınan sara nöbetlerinin tedavisinde kullanılan ilaçlar, güdülenme eksikliği ve zeka geriliği de salya problemlerine neden olabilir.
Salya problemleri iki şekilde görülür:

  1. Salyanın aşırı salgılanması, salyanın aşırı üretilmesinden kaynakla­nan salya problemleridir.
  2. Salya kontrolsüzlüğü, salyanın ağızda kontrolünün zayışamasından dolayı meydana gelen problemlerdir. 15-18 aya kadar normal ço­cuklarda da görülebilmektedir. Fakat, 4 yaşın üzerinde görülmesi nörolojik bir sorunun varlığını düşündürmelidir.

Öneriler: Salya problemleri görüldüğü ve devam ettiği zaman mut­laka bir nörologa başvurulması gerekmektedir.

7- İŞİTME KAYBINA BA/LI KONUŞMA BOZUKLUKLARI

İşitme, konuşma gelişiminde en önemli etkendir. Konuşma bozuk­luğu, işitme kaybının derecesine göre değişik şekillerde meydana ge­lir. Bunlar:

Öneriler: İşitme kaybı nedeniyle hastaneye başvuran kişi bir ekip tarafından değerlendirilmelidir. Bu ekipte KBB doktoru, odyolog, ko­nuşma pataloğu, eğitim odyoloğu, psikiyatrist veya psikolojik danış-man, rehberlik uzmanı, çocuk gelişimci ve sosyal hizmet uzmanı görev almalıdır. İşitme kaybı teşhis edilip, işitme cihazı adaptasyonu yapıl­dıktan sonra, kişinin tüm gelişim alanları ve lisan gelişimi incelenmeli ve uygun işitme-konuşma eğitim programı başlatılmalıdır.

8- PSİKOLOJİK KONUfiMA BOZUKLUKLARI

Psikolojik konuşma bozukluğu, çok yoğun bir duygusal coşkunlu­ğa karşı gösterilen savunma türü tepkidir. Bu tür hastalarda yapısal bir yatkınlık görülmektedir. İnsan hayatında çok önemli, üzücü, kaygılan­dırıcı olaylar yaşanmaktadır. Bunlardan bazısıyla başedilebilir, bazısıy-la ise başedilemeyebilir. Psikolojik tepkilerin temelinde içgüdülerin yer aldığı unutulmamalıdır. Psikolojik kökenli konuşma bozuklukları çok farklı şekilde sınışandırılabilir. En sık karşılanılan psikojenik kökenli ko­nuşma bozukluğu mutizm’dir.

Mutizm

Bireyin, yeterli konuşma gelişimi ve bilinç düzeyine rağmen konuş-ma ile iletişimi reddetmesidir. Ama, konuşmayı anlama normal veya sözlü lisandan çok daha iyidir. Hiç olmayan veya çok az olan sözlü ile­tişim ile normal veya normale yakın alıcı dil yetenekleri arasındaki bü­yük fark mutizmin en çarpıcı özelliğidir. Mutizmde ses telleri yoluyla üretilen ses tamamen yok olmaz. Bu kişi iletişimde bulunmak amacıy­la isteyerek veya kendiliğinden gürültü yapabilir. Fakat bu konuşma sesi değildir. Mutizm bireyin konuşabilme özelliğine ve yeterli bilinç seviyesinin olmasına rağmen, konuşma iletişimi için isteksizlik halidir. İletişim, tamamen bireyin isteğine bağlı kalmaktadır.

 

İşitme engelli çocuğun eğitimi.
İşitme engelli çocuğun eğitimi.

 

9- SES BOZUKLUKLARI

Sesin aşırı ya da yanlış kullanım sonucunda ses ile ilgili patolojiler ortaya çıkmaktadır. Sesin oluşması ile ilgili bozukluklar ses ile ilgili bir ya da daha fazla problem varsa oluşur. Ses bozuklukları ameliyat ya da tıbbi müdahale gerektiren larenksle ilgili bir anormallikten kaynak­lanabildiği gibi, larenkste anatomik bir anormalliğin olmadığı durumlar­da da var olabilir. Sesi oluşturan mekanizmaların herhangi birinde bir problem olduğu zaman sesin şiddet ve frekansı bozulacaktır.

Ses Bozukluğu olan hasta

Ses bozukluğuna neden olan pek çok hastalık vardır. En sık görü­len hastalıklar arasında ses yolunda çeşitli tipte şişlikler, ses tellerinin felç olması, solunum yollarında enfeksiyon, ödem ve midedeki asitli sı­vının yemek borusundan gırtlağa kadar gelmesi sayılabilir. Bu patolo­jiler sesin çok ve hor kullanılmasından olabileceği gibi hiçbir nedene bağlı olmadan da gelişebilir. Sık görülen belirtiler arasında, seste kısık­lık, boğazda kuruluk hissi, boğazda yanma, tıkanma, sık öksürme, gün içerisinde seste değişmeler sayılabilir.

Öneriler: Yukarda belirtilen semptomlardan birkaçı görüldüğü za­man, en kısa sürede Kulak Burun Boğaz hekimine, ses terapisi içinde dil ve konuşma patoloğuna danışılması gerekmektedir. Ses bozukluk­larının tedavi prensipleri olarak ses bozukluğuna bağlı olarak medikal tedavi, cerrahi tedavi ve ses terapisi sayılmaktadır.

10- YASAL DÜZENLEMELER

Yasal Düzenlemeler Tablo 1

Yasal Düzenlemeler Tablo 2

Yasal Düzenlemeler Tablo 3

Yasal Düzenlemeler Tablo 4

Yasal Düzenlemeler Tablo 5

Dil ve Konuşma özürlülere ait Sivil Toplum Örgütleri

Dil ve Konuşma özürlülere ait Sivil Toplum Örgütleri

 

Metni Word formatında indirmek için tıklayınız. (193 MB)

Metni PDF formatında indirmek için tıklayınız. (2,35 MB)


© 2009 - T.C. Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı
Necatibey Caddesi. No:49 Kızılay/Ankara Tel:0 (312) 229 55 11 / Fax: 0 (312) 229 83 11