Hızlı bir şekilde yaşlanan toplumlarda meydana gelen en önemli sosyal risklerin başında, doğumda beklenen ortalama yaşam süresinin artmasıyla birlikte, bakıma muhtaçlık riski gelmektedir.
Bakıma muhtaçlık riski, kişinin, özürlülük, yaşlılık, hastalık veya malullük gibi sebeplerden dolayı başkalarının sürekli olarak bedenî desteğine ihtiyaç duyma tehlikesidir. Bakıma muhtaçlık sorunu ve bundan kaynaklanan sosyal bakım hizmetlerine talep de, bu riskin somut olarak ortaya çıkmasıyla söz konusu olmaktadır.
Tanım olarak bakıma muhtaçlık, kişinin, fizikî hareket edebilirliğinin engellenmesi veya aklî-ruhî becerilerin kısıtlanması sonucunda gerek beden temizliği, gerek beslenme, gerekse ev idaresinde genelde sürekli olarak bir bakıcının düzenli bakımına ihtiyaç duyma hâlidir.
Dolayısıyla bakıma muhtaç bir kişi de, günlük hayatta her zaman yapılması gereken bazı basit bedenî hareketlerin yerine getirilmesinde (giyinme, yeme içme, beden temizliği, tuvalet ihtiyacını giderme, alış veriş vb.) başkalarının fizikî-bedenî yardımına ve desteğine sürekli olarak ihtiyaç duyan insandır. Bir başka deyişle, hayatın idame ettirilmesi için yapılması gerekli olan bazı temel iş ve görevleri, kendi kendine yapma kabiliyetine ve gücüne sahip olmayan herhangi bir insan, bakıma muhtaçtır.
Nüfusu gittikçe yaşlanmakta olan gelişmiş ülkeler, bakıma muhtaçlık riski ve sorununa karşı sosyal güvenlik sistemi içinde bakım güvencesini temin eden modeller geliştirmektedir.
Bakım güvencesi, bakıma muhtaç kişinin sosyal bakım ihtiyacını karşılayan bir uygulamadır. Bakım güvencesi kapsamına bakıma muhtaç kişinin, sosyal güvenlik ve gelir durumuna göre, aynî ve nakdî yardımlar da girebilmektedir.
Bakıma muhtaçlık riskine karşı kapsamlı bir sosyal güvence sisteminin geliştirilmesi için, çözüm modeli olarak bir çok sistem mevcuttur. Bakım güvence sisteminin finansmanı ile ilgili olarak ortaya çıkan biçimler veya modeller şu şekildedir ;
1. İradî temeline dayanan özel tasarruflar (kişiler ve ailenin yükleneceği tam risk).
2. İradî ve ihtiyarî temeline dayanan özel sigorta (emeklilik bağlantılı özel sigorta, hayat sigortası kapsamında özürlülük veya bakıma muhtaçlık poliçesi)
3. Kamu destekli özel sigorta (devletin para yardımı, vergi teşvikleri veya ortaklık düzenlemeleri gibi.).
4. Vergiye dayalı kamusal bakım güvence sistemi (genel vergilerden finanse edilen bu sistemde kişinin bakıma muhtaçlık derecesine ve gelirine göre ücretli, ücretsiz veya kısmî katılımlı bakım hizmetleri verilmektedir).
5. Sosyal sigorta kapsamında bakım güvencesi sistemi (sağlık sigortası içinde bakım hizmetleri veya bakım sigortası; bu sistem, primler yoluyla finanse edilmektedir; gereksinime ve prim oranına göre bakıma muhtaç olan aile fertlerine bakım hizmeti ve(ya) nakit yardımı-bakım parası sağlanmaktadır).
Uygulamada, birçok gelişmiş ülke hem kamu, hem de özel sektör finansmanına dayanmaktadır. Örneğin, bazı ülkeler, çok yoksul yaşlı ve özürlü gruplarına ihtiyaç duydukları sosyal bakım hizmetlerini kamu fonlarıyla sağlamakta ve daha varlıklı kişiler de genellikle kendi tasarruflarına ya da özel sigortalarına güvenmektedir. Ancak, her iki sektör arasındaki denge oldukça değişmektedir. Bir çok gelişmiş ülke, bakım güvence sistemlerinden herhangi birisini tercih ederken, bazıları da karma bir sistem tercih etmektedir .
1. Danimarka’da Sosyal Bakım Modeli
1.1. Demografik Gelişim ve Bakım İhtiyaçlarına Talep Artışı
Danimarka’da bakıma muhtaçlık sorunu, diğer ülkelerde olduğu gibi, genelde tedavisi veya tıbbî rehabilitasyonu mümkün olmayan süreğen hasta, özürlü ve ileri yaştaki insanların varlığından kaynaklanmaktadır. Yaşlanma trendi ise, ayrıca yaşlı bakım hizmetlerinin de gelişmesine yol açmaktadır. Toplam nüfusu, 5.2 milyon olan Danimarka’da, beklenen yaşam süresi 76 yıldır. Resmî emeklilik yaşının 67 olduğu Danimarka toplumunun yaklaşık % 16’sı, 65 yaş ve üstündedir (790.000 kişi). 80 yaş ve üstündekiler, nüfusun % 3.6’sını (189.000) oluşturmaktadır. Danimarka’da 65 yaş ve üstündeki yaşlı sayısının gelecek 40 yılda % 50 artacağı öngörülmektedir (Commonwealth of Australia; 2003; ss. 64-76).
Danimarka, hızla yaşlanan nüfusun ekonomi içerisindeki baskısını, sosyal güvenlik sitemi üzerindeki etkilerini, sağlık ve bakım hizmetlerinin sağlanabilirliği ile ilgili endişeleri birçok ülkeden çok daha önceden fark eden, gerekli tedbirleri alan ve bakım güvence sistemini geliştiren bir ülkedir.
1.2. Sosyal Bakım Hizmetlerinin Tarihî Gelişimi
1980 öncesi yıllarda, kendi bakımını sağlayamayan yaşlıların ve özürlülerin bakım yurtlarına gönderilmesi, son derece yaygın bir uygulamaydı. Genel olarak kurumsal bakım hizmetlerinin yanında eve yönelik sosyal nitelikli veya tıbbî destekli bakım hizmetleri yetersizdi. Bunun yanında huzurevinde veya bakım yurdunda yatmak için, kişiler uzun süre beklemek zorunda kalıyordu. Danimarka’nın demografik yapısındaki değişim ve sosyal bakım taleplerinin yeterince karşılanamamasındaki yetersizlikler, 1980’lerin başlarında bakım politikalarında çok önemli değişimin yaşanmasına sebep olmuştur (Lene; October 1998).
1979’da kurulmuş olan Yaşlılık Komisyonu, gelecekle ilgili sosyal politika oluşturma, yaşlı hasta veya özürlülerin özerkliğini koruma adına yaşam kalitesini olabildiğince yüksek olmasını sağlayacak bir şekilde kendi evinde hayatını idame ettirmesini öngören sosyal bakım hizmetlerinin geliştirilmesini ve evde 24 saat sosyal bakım verilmesini önermekteydi. Bu öneriler doğrultusunda 1985-1997 yılları arasında huzurevlerinin ve bakım yurtlarının yatak sayısı % 30 civarında azaltılmıştır. Bunun yerine belediyeler, özel dizayn edilmiş sosyal konutların yapılmasına ağırlık vermiştir. Bu yıllar arasında bu tür konutların sayısında % 331’lik bir artış sağlanmıştır. Görüldüğü gibi, yasal olarak kurumsal bakım yerine evde sosyal bakıma ya da yaşlılar için özel dizayn edilmiş sosyal meskenlere doğru yapılanma 1987-1997’da hızlı bir değişim göstermiştir (Commonwealth of Australia; 2003; ss. 64-76).
1987’de yasal düzenlemelerle kurumsal bakım hizmetleri yerine kurumsal olmayan evde sosyal bakım hizmetlerine ve “yaşlılar için konutlar” anlayışına geçilmiş (“Housing for Elderly” Act), 1997’de de yaşlıların yeni sosyal mekânlarında hayat kalitesi ile ilgili konulara ve bakım hizmetlerini kolaylaştıracak mimarî düzenlemelere (mutfak, banyo, yatak odası, oturma odası) zorunluluk getirilmiştir. Bu süre içinde; huzurevi ve bakım yurdu yapımı ile ilgili giderler azaltılmış, gereksinimi olanlara sürekli ev yardımları ücretsiz sağlanmış, emeklilerin ekonomik şartları iyileştirilmiş, koşulları yükseltilmiş, evde bakım hizmetleri veren sağlık ve diğer çalışanlara ihtiyaçlarına uygun olarak çok aşamalı eğitim imkânları sağlanmıştır. Başarılı sağlık bakım projeleriyle huzurevleri, tıbbî bakım merkezlerine dönüştürülmeye başlanmış, evlerinde yaşayan yaşlılara, süreğen hastalara ve özürlülere ise 24 saat sağlık hizmetlerini de içinde barındıran sosyal bakım hizmetleri verilmeye başlanmıştır (Commonwealth of Australia; 2003; ss .66-70).
Huzurevlerinin rollerinin değişmesiyle birlikte çok daha fazla kişiye evde bakım hizmetleri ulaştırılmıştır. Örneğin, 1984 de Skaevinge Belediyesi tarafından uygulanan evde bakım projesi ile hem sosyal açıdan, hem de maliyetler açısından oldukça pozitif sağlık sonuçları elde edilmiştir. Bu belediyenin, ağırlıklı olarak eve dönük entegreli sağlık ve bakım modeli, tüm diğer belediyeler için örnek oluşturmuştur. 1990’dan bu yana belediyelerin %75’i aynı yöntemi uygulamaktadır. Elde ettikleri sonuçlar ise Skaevinge Belediyesi ile hemen hemen aynı düzeyde olmuştur (Commonwealth of Australia; 2003; ss 70-76).
Bütün bu çalışmalardan sonra, 1985’de Danimarka’nın bakıma muhtaçlar için kişi başı harcamaları ABD’nin harcamalarından iki kat fazla iken, 1997’de kişi başı harcamaları hemen hemen ABD ile aynı düzeye indirilmiştir. Diğer taraftan 1982’de 75 yaş ve üstünde olanların % 16’sı huzurevinde veya bakım yurdunda kalırken, 1999’da bu oran, % 9’a düşürülmüştür. Bakıma muhtaç yaşlıların % 11’i ise yaşlı ve özürlüler için özel düzenlenmiş sosyal konutlarda yaşamaktadır.
Ulusal düzeyde sosyal bakım hizmetlerinden sorumlu olan Sosyal İşler, Sağlık ve Konut Bakanlığı’nın (Minister for Social Affairs, Health and Housing) temel gâyesi, bakıma muhtaç kategorisine girenlerin mümkün olabildiğince evlerinde kalmasını desteklemektir. Danimarka, Avrupa ülkeleri içinde en yaygın bir şekilde evde veya sosyal konutta yaşayan bakıma muhtaçlara yönelik sosyal bakım hizmetlerinin genelde ücretsiz olarak sağlandığı ülkelerin lideri olarak kabul edilmektedir. Ancak, evde sosyal bakım sisteminin başarısı; sosyal hizmetler, sağlık hizmetleri, sosyal güvenlik ve özel sosyal konut politikalarıyla karşılıklı etkileşimin sonucuna bağlı olduğuna da hatırlatmak gerekmektedir (Lene; October, 1998).
1.3. Bakım Güvence Sisteminin Özellikleri
Çok gelişmiş bir sosyal devlet yapısına sahip olan Danimarka’nın sosyal politikaların finansmanı, vergilerle finanse edilmektedir. Sosyal sistem, sosyal güvenlik ağıyla tüm Danimarkalıları kapsamaktadır. Tıbbî hizmetler ve sağlık yardımları, ulusal sağlık sigorta sistemi altında ücretsiz olarak sunulmaktadır (Lene; October, 1998).
Bakım güvencesi ise, sosyal güvenlik sistemi içinde değerlendirilmesi gereken ve bakım ihtiyacına cevap verebilmek maksadıyla ortaya çıkmış bir yöntemdir. Danimarka’da sosyal güvenlik sistemi, hem merkezî, hem de yerel yönetimlerin sorumluluğunda yürütülmektedir. Bu kapsam içinde yaşlıların ve özürlülerin bakımı önemli bir fonksiyon olarak görülmektedir. Sağlığın korunması ve sosyal bakım hizmetlerinin verilme sorumluluğu ise, yerel idarelerin ve belediyelerin uhdesinde olup bunlar, huzurevi-bakım yurdu ya da kişiye yönelik evde bakım olarak yerine getirilmektedir (The Danish Counties Association of County Councils in Denmark, 1996, ss. 22-23).
Danimarka’da yaşlı ve özürlü bakımı, belediyeler düzeyinde entegre olmuş; esnek, kişisel bakım destekli, kişinin gereksinimi ölçüsünde verilebilen bir bakım olarak dikkati çekmektedir. Finansman açısından kurumsal ve eve dönük sosyal bakım hizmetleri, % 100 olarak belediye düzeyinde vergiler yoluyla karşılanmaktadır. Evde sosyal bakım hizmetlerinden en fazla yaşlılar ve özürlüler yararlanmaktadır. Sosyal bakım hizmetleri kapsamında, ev idaresi, tıbbî bakım ve hemşirelik hizmetleri, rehabilite edici meşguliyet terapisi, aktif bakım ve sosyal aktiviteler yer almaktadır (Colmorten, Clausen ve Bengtsson; March 2003).
Danimarka’da evde sosyal bakım, uzun süreli ve geçici bakım olmak üzere iki şekilde verilmektedir. Uzun süreli bakım, ücretsiz olarak sunulurken, geçici bakım için, kişilerin gelirleri oranında birtakım ödeme yapması gerekmektedir (Mary ve Jens; 01.08.2003).
Hastalar, daha kısa sürede hastanede tutulmakta, buna mukabil yerel yönetimlerin sağladığı evde bakım hizmetleri ile kişilerin tedavisinin ve bakımının devamı sağlanmaktadır. Danimarka’da sağlık sisteminin geliştirilmesiyle birlikte 1980’de hastanede kalış gün sayısı ortalama 12.7 iken, bu oran 1992’de 7.5’e indirilmiştir. Yatarak tedavi gören hasta sayısı 170.000’e indirilirken, ayaktan tedavi gören hasta sayısı 850.000’e yükseltilmiştir. Bu değişimdeki hayati faktörün tıbbî araştırmalar ve hizmetin özelleştirilmesi, hastaya özel çözümlerin üretilmesi olarak gösterilmektedir (International Compendium of Home Health Care; 03.07.2003 ve Care-related policy: Denmark; 05.08.2003).
Evde yaşayan bakıma muhtaç kişilere sosyal bakım hizmetleri, bakıma muhtaçlık derecesi ve gereksinime göre verilmektedir. Belediyelerin ev yardımı ve sosyal hizmetlerden sorumlu memur, sosyal bakım hizmetleri için başvuran kişi ile birlikte nasıl bir yardıma ihtiyaç duyduğunu belirlemektedir. 64 yaş ve üstündekilerin % 17’sine hemşirelik ve ev idaresine yönelik yardımlar için hiçbir ücret alınmamaktadır. Ancak, hizmeti alanlar, özel yiyecek dağıtımı, günlük bakım, rehabilitasyon, taşıma, ilaç tedavisi gibi hizmetler için, gelir seviyelerine göre birtakım ücret ödemesi yapmaları gerekmektedir (International Compendium of Home Health Care, 03.07.2003).
Belediyeler, bakım hizmetlerinin sosyal maliyetlerini daha fazla artırmadan toplam kalite anlayışı çerçevesinde etkinliğini daha ileri bir düzeye ulaştırabilmek için, sağlık ve sosyal bakım hizmetlerini bir bütünlük içinde yürütmektedirler. Belediyeler ayrıca, evde sosyal bakım, hemşirelik ve ev idaresi gibi hizmet gibi konularda sosyal ve sağlık eğitim programlarını kapsamlı bir şekilde yeniden oluşturma sorumluluğunu üstlenmişlerdir. Bununla ilgili olarak da, bakım hizmetlerinden sorumlu sosyal hizmet uzmanları, gerek evde, gerekse kurumlarda günlük yaşam aktiviteleri ve hemşirelik etkinliklerinin yerine getirilmesi ile ilgili olarak 12 ay boyunca 3/2’si uygulama, 3/1’i teorik olmak üzere eğitilmektedirler.
Sağlık ve sosyal bakım hizmetlerinin entegrasyonunun sağlanması ile birlikte bir çok avantaj sağlanmıştır. Şöyle ki;
1.) Uzun süreli bakım hizmetlerinin kalitesinde artış sağlanmış ve genel memnuniyet ortaya çıkmıştır (Stuart; 2001; ss. 474-480).
2.) Evde 24 saat bakım hizmetlerine ağırlık verilmesinden dolayı, çok daha pahalı olan kurumsal bakım hizmetlerinde tasarrufa geçilmiş, sosyal bakım maliyetleri kontrol altında tutulabilmiş, siyasal yapı ile belediye reformlarıyla yaşlıların evde bakım finansmanı ve geliştirilmesi sağlanmıştır (Review of Pricing Arrangements in Residential Aged Care; 2003, ss. 64-76).
3.) Yaşlılar için özel düzenlenmiş sosyal konutların geliştirilmesi üzerine hemen hemen iki bakıma muhtaç yaşlı ve özürlüden biri bu mekânlarda daha insanî bir ortamda ikâmet etmektedir. Özel konutlara olan talep, sağlık hizmetlerinin veriliş yönünü değiştirerek, hastanede kalış gün sayısını ortalama 6 güne indirmiştir.
4.) Millî gelirin % 5.2’si tarafından finanse edilen kurumsal olmayan bakım hizmetlerinin geliştirilmesi ile aynı zamanda, hastaneler, evde bakım kuruluşları ve hekimler arasında çok yakın işbirliği ve ortaklığın oluşması (entegre bakım) imkânı sağlanmıştır. Yaşlılara ve özürlülere, hastaneye veya rehabilitasyon merkezine yatmaksızın, birbiriyle uyumlu olarak evde bakım hizmetlerinin kişiye özel ve şahsî ihtiyaçlara göre sunulması sağlanmıştır. Evde bakım hizmetlerinden, yaşlıların yanında bedensel-zihinsel özürlüler ile alkol ve ilaç bağımlısı olanlar da yararlanabilmektedir (Lene; 1998).
5.) Entegre bakım sâyesinde hem insan haysiyetine yakışır bir biçimde bakım hizmetleri sağlanabilmiş, hem de evde bakım hizmetlerinin etkinliği artırılabilmiştir. Koordineli bir şekilde yürütülen evde bakım hizmetleri içinde ev hemşireliği, gündüz bakım merkezlerinde kısmî veya geçici bakım ve değişik sosyal haklar (yeme-içme, ev yardım araçları) yer almaktadır. Ayrıca acil çağrı sistemleriyle bakıcı uzman, hemşire ve diğer çalışanlar aracılığıyla evlerle bağlantı kurulmakta ve bakıma muhtaçlarla her zaman iletişim sağlanabilmektedir (Lene; 1998).
Yapılan bu çabalar sonucunda kurumsal bakım hizmetlerinin 1982’de Milli Gelir içindeki payı % 2.6 iken, 1994’de 2.3’e indirilebilmiştir. 1982’de % 20 olan kurumsal bakım oranı, 1996’da % 12’ye ve 2001 yılında ise % 9.1’e indirilmiş, buna karşılık evde bakım hizmetlerinin payı % 25’e yükselmiştir (Gibson, Gregory ve Pandya; October 2003, ss. 2-42).
Sosyal alandaki yeni düzenlemeler, her ne kadar, artan sosyal harcamaları kontrol altında tutmaya yönelik ise de, Danimarka’nın sosyal bütçesi yine de dikkat çekicidir. Nitekim, 1998’de millî gelir içindeki sosyal güvenlik ve sosyal hizmet harcamalarının payı % 30’u oluşturmaktadır. Başka ifadeyle, Danimarka, sosyal harcamalar açısından diğer ülkelerle karşılaştırıldığında İsveç ve Fransa’dan sonra 3. sıradadır. 1999’da yaşlılar ve özürlüler için yapılan harcamalar (emeklilik, huzurevi, bakım yurtları ev yardımları gibi), toplam sosyal hizmetler harcamalarının % 41’ini oluşturmaktadır (Meijer, Campen ve Kerkstra; 2000; ss. 554-561).
2. Hollanda’da Sosyal Bakım Modeli
2.1. Demografik Yapı
15.8 milyonlu Hollanda nüfusunun % 13.6’sı 65 yaş ve üstünü oluşturmaktadır. 2010 yılında bu oran, % 15.8’e, 2025 de ise, % 23’e yükseleceği tahmin edilmektedir.
2.2. Sosyal Bakım Hizmetlerinin Tarihî Gelişimi
Tarihî süreç içinde şekillenen Hollanda sosyal sigorta sistemi, günümüzün mevcut sağlık hizmeti sınıflamasına göre üç farklı boyutta gelişim göstermiştir:
1. Akut Tıbbî Bakım (Hastalık): Tıbbî bakım hizmetleri, 1966 yılında yürürlüğe girmiş olan Sağlık Sigortası Kanunu tarafından yönetilmektedir. Sosyal sigorta kapsamı içinde yer alan tüm kişiler, bu kanun sigortası içinde yer almaktadır. Bu da ortalama olarak nüfusun % 64’üne tekabül etmektedir. Geri kalan % 5’i, devlet memurlarının sağlık sigorta düzenlemesi içinde, % 31’i de, özel sigorta şirketlerinde yer almaktadır.
2. Bakımı Destekleyen Unsurlar: Özel sağlık sigortası düzenlemeleri tarafından yerine getirilebilen sosyal bakım hizmetleri.
3. İstisnaî Tıbbî Harcamalar: Uzun dönemli sosyal bakım ve(ya) yüksek maliyetli tıbbî tedavi ve bakım hizmetlerini içermektedir. Bu tür bakım hizmetleri, 01 Ocak 1968 yılında yürürlüğe konulmuş olan “İstisnaî Tıbbî Harcamalar Kanunu” (Exceptional Medical Expenses Act) tarafından karşılanmaktadır. Kanun, uzun dönemli sosyal bakımı ve(ya) çeşitli şekillerdeki yüksek maliyetli tıbbî bakımı da içine alan hizmetleri kapsamaktaydı. Kanun, 1980 yılında huzurevlerini ve bakım yurtlarını, 1989’da da eve dönük sosyal bakım hizmetlerini uygulama kapsamına almak sûretiyle bakıma muhtaçlık riskine karşı kapsamlı bir sosyal güvenlik modelini oluşturmuştur (Tuschen ve Mittelstaed; 1996, s. 53).
Hollanda bakım güvence sistemini kısa olarak açıklamak gerekirse, ilk önce şunu tespit etmek mümkündür: Her ne kadar sosyal sigortalar sistemi için bakım sigortası yer almamakta ise de, sosyal bakım hizmetleri, sağlık sigortasına bağlı hastalık sandığının koordinasyonu ile sosyal sigorta kapsamında bulunan bütün fertlere sunulmaktadır. Dolayısıyla, sosyal bakım hizmetlerinin finansmanı, büyük bir ekseriyetle zorunlu olarak ödenen primlerden karşılanmaktadır (Seyyar; 1999; 173).
Kurumsal bakım harcamalarının artması üzerine bu hizmetleri ikame edebilecek bakım sistemleri arayışlarına gidilmiş ve bu bağlamda eve dönük sosyal bakım hizmetlerinin daha az maliyetli olacağı görüşü ağırlık kazanmıştır. Bakım hizmetlerinde alternatif arayışlar veya ikame politikaları, çeşitli deneysel uygulamaların geliştirilmesine yol açmış ve yeni düzenlemelere gidilmiştir. Bunlardan en önemlileri şunlardır:
a. Evde bakım hizmetlerinin genişletilmesi ve yaygınlaştırılması.
b. Ameliyat sonrası hastanın iyileşmesi ve hayatın son günlerini ızdıraplı geçirenler için evde bakım hizmetlerinin arttırılması.
c. Hiçbir kurumsal hizmetten yararlanmayan ve kendi başına bağımsızlığını sürdürmekte zorlanan kişilere yaşlı-özürlü bakım evlerindeki bakım imkânlarının artırılması.
d. 1990 kadar % 5.8 olan sağlık sigortası primi eşit oranlarla paylaşılarak işçi ve işveren tarafından ödenirken, bu tarihten itibaren primlerin ödenmesi sadece sigortalı işçilere ait olmaktadır (Seyyar; 1999; 173).
2.3. Bakım Güvence Sisteminin Özellikleri
Bu kısımda mevcut bakım güvence sistemi, değişik açılardan ele alınıp, değerlendirilecektir.
a) Finansman
Hollanda’da sağlık ve bakım hizmetleri, ağırlıklı olarak kamu ve özel sigorta sistemi tarafından ve ortaklaşa ödeme şeklinde finanse edilmektedir. Sağlık Bakanlığı tarafından yıllık olarak belirlenmekte olan ortaklaşa ödeme, bakımın türüne ve kişinin gelir düzeyine göre belirlenmektedir. Yıllık ödeme oranları. Sosyal bütçe kaynaklarının yalnızca % 4,4’ü vergiye dayanmaktadır. Geri kalan % 74,8 ise sigorta primlerine dayanmaktadır. Devlet, bütün kaynağını primlere sıkı sıkıya dayandırmasına rağmen, devlet kaynakları yine de yetersiz kalmaktadır. Başka bir anlatımla, sigorta sistemi, sağlık ve bakım hizmetlerinin karşılanmasında aciz kalmakta ve vergi desteğine ihtiyaç duymaktadır. Hollanda’da sağlık ve bakım sigortası için brüt gelirden kesilen prim oranı 1997 için % 8.85’dir. Bu oran, 1998’de % 9.6’a yükseltilmiştir. İşveren, primin aslan payını ödemektedir. Brüt geliri belirlenmiş gelir diliminden düşük olanları işveren ödemekte iken, gelir dilimi yüksek olanların ödemesinin tamamı çalışana ait olmaktadır (Berg ve Grinten; June-2001; ss. 12-34).
2000 yılı sağlık ve bakım harcamalarının Millî Gelir içindeki payı % 8,8’dir. Sağlık-bakım hizmetleri finansmanı, kamu ve özel kaynaklardan oluşan kompleks bir yapıya sahiptir. % 79’u kamu (sosyal sigortalar kapsamında hastalık sigortası primleri ve genel vergiler), % 21’i özel sigorta kaynaklarının dışında sağlık hizmetlerinden yararlananların (cüzî de olsa) gelirlerine göre direkt ödemelerinden oluşmaktadır (Gibson, Gregory ve Pandya; October 2003, ss.2-42).
b) Bakıma Muhtaçlığın Tespiti
Bakıma muhtaçlık kavramı, yasal olarak tanımlanmamasına rağmen, genelde hasta, özürlü ve yaşlılar arasında bir ayırım yapılmaksızın, bütün bakıma muhtaçlar kanunî olarak korunmaktadır. Uygulama boyutuyla daha somut olarak ifade etmek gerekirse; Kişinin genel sağlığı, hastalığa bağlı gelişen bakıma muhtaçlık durumu, psikolojik ve sosyal fonksiyonları, ev ve çevre koşulları gibi kriterler, sürekli bakımın gerekliliği açısından dikkate alınmaktadır. Diğer yandan bakım hizmetlerinin türü ve yardım boyutunu tayin eden bakıma muhtaçlık derecesinin tespiti, geçici tıbbî tedavi veya kalıcı yataklı bakım hizmetine göre tasnif edilmektedir. Bakımın günde en az 2 saat 30 dakika sürmesi veya günde en az 3 kez ev ziyaretine gerek duyulması hâlinde bakım giderlerinin bütünü, kurumsal bakım hizmetlerinde olduğu gibi, sağlık sigortası tarafından karşılanmaktadır (Plute; Gerhard; 1995. s. 373).
Bakıma muhtaçlık derecesinin tespiti ve bakım hizmetlerine uygunluk değerlendirmesi, sigortaya bağlı bölgesel değerlendirme kuruluşları tarafından yapılmaktadır. Her kuruluşta; poliçe sahipleri, tüketici kuruluşları, hizmet sağlayan kuruluşlar, hekimler, sigortacılar ve belediye temsilcileri yer almaktadır.
d) Bakım Ödeneği
Hollanda’da uygunluk tanımlandıktan (belirlendikten) sonra bakıma muhtaç kişi, kişisel bütçe adı altında bakım parası alabilmektedir. Bu parayla haricî bakım hizmetlerini, aile fertlerinden, bağımsız çalışan profesyonel bakıcılardan, sivil toplum kuruluşlarından ya da bakım şirketlerinden alabilmektedir. Sosyal bakım harcamalarının önemli bir kısmı, haricî bakım hizmetlerinden yararlanma şeklinde olmaktadır. Bakım ödeneklerin sağlanmasının en olumlu sonucu, kalite ve fiyat rekabetinin sağlanması konusunda bakım şirketleri üzerinde büyük baskı unsuru oluşturmuş olmasıdır. Bakıma muhtaç kişinin eline geçen bakım parası, bir taraftan kişinin özerkliğini-bağımsızlığını artırmakta, bir taraftan da bakım hizmetlerinin kalitesini artırmaktadır. Bakıma muhtaçlar, kişisel bütçe imkânları sâyesinde bakım plânlarını istedikleri gibi kendileri denetleyebilmekte ve bundan dolayı da genelde memnun kalmaktadırlar (Brodsky, Habib ve Mizrahi; 2000, ss. 63-64).
Bakım şartlı maddî desteğin temel gâyesi, “müşteri”yi (hizmeti alanı) güçlendirmek ve kendi bakımlarını, uzman bakıcılar yoluyla daha çok temin edebilmesini ve yüksek bir hayat kalitesi sağlamaktır. “Tüketici” yönlendirmeli evde bakım, özellikle nakit ödeme, “müşteriler”e (hizmeti alanlara) kendi ihtiyaçlarına en uygun olan hizmet türünü seçme esnekliği tanımaktadır. Diğer taraftan, bakım sektöründe rekabet de arttığından hizmeti sunan özel bakım şirketleri, yeni “müşteri” kazanmak ve kârını yükseltmek uğruna “tüketici” ihtiyaçlarına yönelik başarılı bir şekilde daha esnek davranmaktadır.
Bakım parası ödemelerinden yaralanabilmek için, kişinin 3 aydan daha fazla bakım ihtiyacının ve kendi evinde yaşamak mecburiyetinde olması gerekmektedir. Para yardımı, kişinin bakıma muhtaçlık derecesine, bir başka ifadeyle bakım ihtiyacına göre belirlenmektedir. Miktarı da, yukarıda da ifade edildiği gibi, bakım için ihtiyaç duyulan saat üzerinden hesaplanmaktadır. Kişinin durumu, her 6 ayda bir yeniden değerlendirilmektedir. Buradaki amaç, ödenen bakım parasının başka amaçlarla kullanımını önlemektir (Berg ve Grinten; 2001).
c) Uygulama Biçimi ve Evde Bakım
Bakım hizmetlerinden, yaşa ve milliyetine bakılmaksızın Hollanda’da yaşayan herkes yararlanabilmektedir. Üstelik, kişilerin gelir düzeyi, bakım hizmeti alma kriterinde yer almamaktadır. Sosyal bakım hizmetleri, Sağlık Bakanlığının seçtiği ve denetlediği sağlık ve(ya) bakım şirketleri, sivil toplum kuruluşları ile serbest çalışan profesyonel bakıcılar tarafından yürütülmektedir.
Hollanda’nın bakım yapısı, hem çok karışık, hem de çok çeşitlidir. Gerçi bakım hizmetlerinin uygulanışını, çok basit bir yaklaşımla kurumlarda ve evlerde bakım şeklinde iki kısma ayırabiliriz. Ancak, özellikle evde bakım hizmetlerinin, kişinin bakıma muhtaçlık türü, derecesi ve dolayısıyla ihtiyacına göre biçimlendirildiği için, çok zengin ve değişken olduğunu söyleyebiliriz. Evde sosyal bakım hizmetlerinin kapsamı içerisinde, ev hemşireliği, kişisel temel bakım, ev temizliği, sağlık hizmetleri, tıbbî tedavi ve rehabilitasyon, gündüz bakım, yardımcı araçlar ve gece bakımı yer almaktadır. Ev hemşireliği, “Sosyal Bakım” ve halk sağlığı konusunda eğitim almış uzman bakıcılar tarafından sağlanmaktadır (Ex Carine; Gorter ve Janssen; March, 2003).
Kaliteli bakım hizmetlerinde önem arz eden “Sosyal Bakım”, uygulamalı bakım hizmetleri ve bir bilim dalı olarak ikiye ayrılmaktadır (Seyyar; 2002; ss. 481-482):
1.) Uygulamalı Sosyal Bakım Hizmetleri: Değişik sebeplerden dolayı bakıma muhtaç hâle gelmiş insanlara, bakım hizmetleri ile ilgili olarak sistemli, plânlı, organizeli bir biçimde yürütülen, bakıma muhtaç insanın bulunduğu mekâna göre kurumsal ve(ya) eve yönelik bütün destek ve yardımlardır. Sosyal bakım hizmetlerinin hedefi, kurumsallaşmış çağdaş bakım sistemi oluşturarak, gerek bakım yurtlarında, gerekse evde, profesyonel bakıcı uzmanların ve bakımı kolaylaştıran teknolojik araç-gereç yardımı ile bakım hizmetlerindeki kaliteyi artırmak ve aile fertlerinden oluşan bakıcıların yükünü hafifletmektir.
2.) Bir Bilim Dalı Olarak Sosyal Bakım: Teorik, metodik (yöntemsel) ve spesifik meslek ağırlıklı modelleriyle sosyal hizmetler, hemşirelik (hasta, özürlü ve yaşlılara yönelik bakıcılık) ve sosyal tıp biliminden müteşekkil bir bilim dalıdır. Sosyal bakım biliminin ana teması, uygulamadaki bakım faaliyetlerinin ve hizmetlerinin psiko-sosyal çerçevede incelenmesinden ibarettir. Bu çalışmalar sâyesinde, hayata geçirilen bakım hizmetlerinin muhatabına ve sosyal çevresine ne gibi olumlu-olumsuz etkiler yaptığı araştırılmaktadır. Bakım hizmetlerinde verimliliği yüksek seviyelere çıkarabilmek ve bakım görevini üstlenen bakım elemanlarının hizmet kalitesini artırabilmek için, sosyal bakım bilimi dalında sosyal bakım kalitesini artırmak maksadıyla geliştirilen “Standart Bakım Modelleri”ne dönük araştırmalar yoğunluk kazanmaktadır. Bu çerçevede, sağlık meslek elemanlarıyla koordineli ve örgütlü bir çalışmanın sağlanmasını üstlenen “Bakım Yönetimi” disiplini de ortaya çıkmıştır. Batı dünyasında 1960’lı yıllardan beri “sosyal bakım bilimi” adı altında üniversitelerde ders verilmektedir.
Hollanda’da ev hemşireliği ve ev yardımı şeklinde iki şekilde ortaya çıkan evde sosyal bakım hizmetleri, genelde kâr amaçlı olmayan sivil toplum kuruluşları ve kiliseler tarafından sağlanmaktadır. Bunlar arasında rekabet yoktur. Çok az sayıda kâr amaçlı kuruluşlar veya şirketler, evde bakım hizmetlerini sağlamaktadır. Evde bakım hizmeti sağlayan kuruluşlar, üç kriteri yerine getirmek mecburiyetindedirler:
1.) Sosyal bakım hizmetleri içinde hemşirelik bakım, kişisel bakım (gündelik hayat aktivitelerinin sağlanmasına yardım), ev idaresi-işleri, bakımı kolaylaştıran, sağlığı geliştiren ve destekleyen araçların ödünç olarak verilmesini sağlayacak hizmetleri verebilmelidir.
2.) Çalışan bakım elemanlarının sosyal güvenliği temin edilmeli ve sosyal kanun, tüzük ve toplu iş sözleşmeleri gibi düzenlemelerde veya antlaşmalarda bakım ile ilgili olan hükümlere riayet edilmelidir.
3.) Kuruluş, belirlenmiş “Standart Bakım Modelleri”ne uygun kaliteli bakım hizmeti yerine getirmelidir.
Standart Bakım Modelleri (Bakım Standartları); bakım hizmetlerinin görev alanı (hasta, yaşlı veya özürlü bakımı) ve hedefini (sosyal bakım kalitesinin oluşturulması, korunması ve geliştirilmesi) belirleyen ve bakım elemanları tarafından genelde kabul edilen ve uygulanabilen bütün faydalı ve etkili norm ve ölçülerdir. Bir başka ifadeyle, vazifeli veya gönüllü bakıcı kişilerin, genelde sürekli olarak tekerrür eden hadiselerin ve hasta turum ve davranışlarının karşısında nasıl bir hizmet biçimi sergilemesi gerektiği hususunda yol gösteren sistemli bir kaideler manzumesidir (Seyyar; 2002; s. 570).
Hollanda’da bakım hizmeti sunun kuruluşlar, düzenli olarak yetkililer tarafından denetlenmektedir. Her kuruluş, iç sistemlerinde kalite standartlarını oluşturmak, düzenli aralıklarla gözden geçirmek ve geliştirmek zorundadır. Ayrıca, fiyatın belirlenmesi ve kalite standartlarının oluşturulmasındaki düzenlemeler, ulusal hükümet tarafından yapılmaktadır.
Bakım standartları, genelde üç aşama hâlinde ele alınmaktadır (Seyyar; 2002; s. 570):
Yapısal Standartlar: Bakımın hangi teknik, örgütsel, personel, mahallî, mimarî, hukukî şartlar çerçevesinde yapıldığını gösteren bir kavramdır.
Süreç Standartları: Bakım hizmetleri ile ilgili yapılan çalışmaların ve faaliyetlerin bütünüdür. Bakım hizmetleri alanında adım adım tâkip edilmesi gereken işlemler, müdahaleler ve genel anlamda bütün faaliyetler, standart bakım modellerinde tavsiye edilen ölçülere göre yürütülmektedir.
Sonuç Standartları: Bakım faaliyetlerinden elde edilen neticelerin, konulan hedeflere ne derecede ulaştığını gösteren bir ölçü olması dolayısıyla, bakım kalitesinin seviyesini ve buna binaen bakıma muhtaç kişinin memnuniyet derecesini yansıtmaktadır.
Bakım standartlarının faydalarını kısaca şu şekilde sıralayabiliriz (Seyyar; 2002; s. 570):
1.) Bakıcı eleman adayları bu normlara göre eğitilebilir (Meslekî eğitimde kolaylık).
2.) Tecrübesiz ve yeni bakıcı elemanlar, bu normlara göre hareket ederler ve modele rahatlıkla adapte olurlar (Uygulamada kolaylık).
3.) Bakıma muhtaç insan ve bakıcı eleman için standart model bir güvendir.
4.) Bakım araç-gereç profesyonel olarak yerli yerinde ve daha etkili olarak kullanılır.
5.) Süreç standartları çerçevesinde bakım hizmetleri kayda geçirildiğinden dolayı, hizmetlerin etkinliği, standartlara göre ölçülebilir ve bakım kalitesi korunur (Seyyar; 2002; s. 570).
6.)
SONUÇ
Danimarka ve Hollanda deneyimleri, etkili bakım güvence sistemlerinin nasıl kurulabileceğini ve kurumsal bakım hizmetlerinden topluma ve eve dönük bakım sistemine geçiş süreçlerinin nasıl olacağı ve sosyal bakım hizmetlerinin başarıyla nasıl yönetilebileceği ve yürütülebileceği konusunda önemli ipuçları vermektedir. Bunları özetlemek gerekirse:
· Bakım Güvence Sisteminin Finansmanı Açısından Kısa Bir Değerlendirme: Gelişmiş ülkelerde millî gelirin en az % 2’si sosyal bakım harcamaları için kullanılmaktadır. Bu oran, Danimarka için % 2.12 ve Hollanda için % 2.88’dir. (Bkz. Tablo 4). OECD ülkelerinde 2000 yılı verilerine göre ortalama sağlık hizmetleri harcamaları ise % 8 civarındadır. Gerek sağlık, gerekse sosyal bakım maliyetlerinin yüksek olması ve giderek artması karşısında kamu (vergiler ve sosyal sigortalar primi) ve özel (özel sigortalar, gönüllü sosyal kuruluşlar, ortaklaşa ödeme veya masraflara katılım) finansman yoluyla sağlık hizmetlerini de içeren karma bir sosyal bakım güvence sistemine doğru gidilmektedir. Sosyal bakım uygulamasını, karma yapıda kullanan ülkeler, benimsedikleri sosyal güvenlik modellerine göre ya kamu, ya da özel kaynaklarını oransal olarak daha fazla kullanmaktadır. Örneğin Hollanda, bakım güvence sisteminin kaynaklarını ağırlıklı olarak sosyal sigorta primlerinden karşılamaktadır. Ancak, bazı sosyal bakım hizmetlerinde masraf paylaşımı, özellikle geliri yüksek olanlar için söz konusudur (Bkz. Tablo 2).
· Sosyal Bakım Hizmetlerinin Yapısı ve Evde Bakımın Önemi Açısından Kısa Bir Değerlendirme: Bakım hizmetlerin organizasyonu ve sunumunda kurumsal bakım hizmetleri yerine evde bakım hizmetlerine olan eğilim her iki ülkede de teşvik edilmektedir. Her iki ülke de, kurumsal bakım hizmetlerine karşı olduğu için, evde veya topluma dayalı bakım hizmetlerine ağırlık vererek, hızla yaygınlaştırmaktadır. Bu durum özellikle Danimarka için geçerlidir (Bkz. Tablo: 3). Kurumsal bakım ile evde bakım harcamaları arasındaki nisbî denge, ülkelerin bakıma muhtaçlara yönelik geliştirdiği bakım güvence sistemi için çok önemli bir göstergedir. Yaşlılar ve özürlüler, çoğunlukla kurumsal bakım yerine kendi evlerinde hizmeti almayı tercih etmektedir. Ülkelerin bu yöndeki harcamaları incelendiğinde, çoğunlukla kurumsal bakım harcamalarının evde bakım harcamalarına göre daha yüksek düzeyde olduğu görülmektedir. Evde bakım ile sosyal bakım harcamalarında diğer bir denge de, millî gelir içindeki aldığı paydan daha çok, kişi başı harcamalardır. Bu oranlar incelendiğinde Hollanda, evde bakım hizmetleri için yapmış olduğu kişi başı harcamalarıyla (164 dolar) dünyada ilk sıralarda yer almaktadır.
· Kapsamı Açısından Kısa Bir Değerlendirme: Gelişmiş bakım güvence modelleri, bütün bakıma muhtaçları içine alacak bir şekilde düzenlenmiştir. Meselâ, Hollanda’da gelir düzeyine bakılmaksızın bütün fertleri kapsayan ve herkesin yararlanabileceği sosyal bakım programları ve uygulamaları vardır (Wiener, Tilly ve Cuellar; October 2003, ss. 1-42).
· Sosyal Bakım Hizmetlerinin Sunumunda Rol Alanlar Açısından Kısa Bir Değerlendirme: Yukarıda sözü edilen ülkeler, sosyal bakım hizmetleri için gerekli kaynaklarını arttırmaya çalışmaktadırlar. Sunulan hizmetlere ulaşılabilirliği artırmak amacıyla da sivil toplum kuruluşlarının yanında kâr amaçlı kuruluşların da bu pazarda yer almalarını teşvik etmektedirler. Ancak, rekabet anlayışları fiyattan ziyâde bakım kalitesi ile sınırlandırılmıştır. Gözlemlerimize göre, bu politikalarla daha çok maliyetlerin kontrol altına alınması ve sosyal nitelikli serbest piyasa anlayışına uygun olarak sosyal bakım sektörünün oluşturulması düşünülmektedir. Danimarka’da ise daha çok belediye kuruluşları, evde bakım hizmetleri ile ilgilenmektedir. (Bkz. Tablo 1).
· Bakım Parası ve Bakım Hizmeti Alanlar Açısından Kısa Bir Değerlendirme: Hollanda’da, tüketici yönlendirme (consumer-directed) sistemine uygun olarak sosyal bakım hizmeti alanlar, evde bakım hizmeti için ayrılmış fonları kullanmak zorundadırlar (personel budget). Hollanda’da hak sahipleri ayrıca, öncelikle ADL (günlük yaşam aktivitesi) ’ye yardımcı olacak hizmetleri satın alabileceği belirli miktarda bir para alabilmektedir. (Bkz. Tablo 1). Sosyal güvenlik veya diğer kamusal kurumlarından nakit ödeme (bakım parası) alma biçiminde şekillenen “tüketici yönlendirmeli evde bakım” (consumer-directed home care) uygulamaları, kişilere seçim yapma ve serbestlik tanımaktadır. Bu şekilde sosyal bakım kuruluşlarını seçebilmekte ve aralarında rekabet oluşmasına katkıda bulunmaktadır. Tüketici yönlendirmeli sistem, bakıma muhtaçların haklarını savunanlar tarafından ortaya atılan bir kavramdır. Tüketici yönlendirmeli uygulamanın dayanak noktası, bakıma muhtaçların sosyal bakım ile ilgili olarak kendi ihtiyaçlarını çok iyi bileceği ve alacağı hizmeti de denetleyebileceğidir. Nakit para ödemesi, Danimarka gibi rekabetin olmadığı sosyal güvenlik sisteminde daha az yaygın olarak kullanıldığı görülmektedir. 1998’den bu yana bazı özürlüler ve bakım saati haftada 20 saatten fazla bakım ihtiyacı olanlar için, nakit ödeme sistemi kullanılmaktadır (Gibson, Gregory ve Pandya; October 2003).
Almanya’da Bakım Hizmetleri ve Türkiye Boyutu
Almanya’da Bakım Hizmetleri iki boyutludur:
1.) Eve yönelik bakım hizmetleri.
2.) Kurumsal bakım hizmetleri (Sosyal Hizmet Kurumlarında, Huzur Evlerinde ve özellikle geçici nitelik arz eden Bakım Merkezlerinde veya Bakım Yurtlarında).
Kurumsal bakım hizmetleri, evde bakım hizmetlerinin yetersiz kalması, kişinin bakacak yakınlarının olmaması veya ileri derecede bakıma muhtaç olması gibi durumlarda söz konusu olduğundan, ağırlıklı olarak eve yönelik bakım hizmetlerine önem verildiği için, (tabii ki bunun bir de sosyal maliyet yönü var) biz de Türkiye açısından uygulanabilirliğine inandığımız için bu yazıda Almanya modelinden yola çıkarak daha çok evde bakım modellerine ağırlık vereceğiz .
1.) Alman Sosyal Sigortalar Sistemi Kapsamında Bakım Sigortası Aracılığı İle Eve Yönelik Bakım Hizmetleri
1995 yılından beri yürürlülükte olan bakım sigortası, bakıma muhtaçlık riskine karşı sosyal sigortalar sistemi içinde oluşturulan bir sosyal güvenlik uygulamasıdır. Bakım sigortası aracılığıyla sosyal sigorta kapsamında olan-sayılan ve şu veya bu şekilde bakıma muhtaç hâle gelenlerin bakım güvencesi garanti altına alınmak istenmektedir.
1.1.) Bakım Hizmetlerinin Temel Esasları
a) Evde Bakıma Öncelik: Son yıllarda teknolojinin hızla ilerlemesine paralel olarak, tıp ve bakım hizmetleri de artarak hastanelere ve yatılı bakım kurumlarına kaymaktadır. Halbuki imkânların sağlanması hâlinde, birçok kronik hasta ve diğer bakıma muhtaç insanların, istekleri doğrultusunda, evde bakılmaları mümkündür. Özellikle hareket edebilmede başkalarının fizikî yardımına ihtiyacı olanlarla hayatını idame ettirebilmek için, yardımcı araçlara ihtiyaç duyan bakıma muhtaç insanların evde bakılmalarında bir çok sosyal, ekonomik ve psikolojik fayda vardır. Evde bakım hizmetleri, bakım hizmetinin maliyetini düşürmektedir. Ayrıca, evde verilen bakım hizmetleri birebir ve şahsî ihtiyaçlara göre düzenlendiği için, bakım kalitesini de sağlamak mümkün olmaktadır. Bunun yanında hastanelerde veya bakım yurtlarında uygulanan geleneksel birçok tedavi yöntemi, gelişen teknoloji ve uygulanan bakım kursları sâyesinde evde de rahatlıkla tatbik edilebilir hâle getirilmektedir. Nitekim Bakım Sigortası hizmet programlarında geçen tıbbî teçhizat yardımlarıyla, bakıma muhtaç insanın evine solunum masajından hava filtresine, tekerlekli sandalyeden hasta yatağına kadar birçok araç-gereç yerleştirilerek, bakıma muhtaç insanın evinin bakım yurtları veya şartlarına yakın hâle getirilmesine çalışılmaktadır. Bakıma muhtaç insanların, mümkün olabildiğince sürekli olarak alışageldikleri sosyal çevrelerinde bakılmaları için, bakıcıların yükünün hafifletilmesi ve şartlarının iyileştirilmesi yönünde bir kolaylıklar getirilmektedir. Bu bağlamda, kanun koyucunun kurumsal bakım hizmetlerinden ziyâde öncelikle evde bakıma ağırlık verdiğini görüyoruz. Eve yönelik bakıma öncelik verilmesi ile, kısmî yataklı ve kısa süreli kurumsal bakımın önemi de tam yataklı bakıma kıyasla artmaktadır. Bakım yurtlarında sağlanan tam yataklı bakım, bakıma muhtaç insanı evinden ve sosyal muhitinden bütünüyle uzaklaştırmasına karşılık, kısmî ve kısa süreli yataklı bakımda bakıma muhtaç insanın alışkın olduğu ortamından koparılması söz konusu değildir. (Seyyar (b); 1999; s. 116).
b) Bakıma Muhtaç İnsanlara ve Bakıcı Aile Fertlerine Sosyal Güvence: Bakıma muhtaç insanların eski sağlıklarına kavuşturulabilmeleri veya sürekli bakımı için zorunlu olarak tıbbî harcamalar yanında teknik alet veya gerekli görüldüğü hallerde sağlık elemanlarının bakım hizmetleri için özel masraflar yapılmaktadır.Bu malî yüklerin yanında gerek bakıma muhtaç insan, gerekse kendisine bakan aile fertleri, ücret gelirlerinden mahrum kalmaktadır. Bunun içindir ki; Bakım Sigortası, bakım harcamalarını ve gelir kaybını gidermeye yönelik aynî ve nakdî yardımlar yapmaktadır. Diğer taraftan başta yaşlılık ve kaza sigortası kolları olmak üzere, gönüllü bakıcıların sosyal güvenlik kapsamına alınmaları ile evde bakımın cazibesi artırılmak istenmektedir.
c) Ekonomik ve Rasyonel Bakım: Ekonomik ve akılcı bakım esaslarına binaen, temel bakım hizmetlerinde asgarî standartların güvence altına alınmasının gerekliliğinin yanında sisteme dahil olabilecek bütün fertler ve kurumlar, tasarruf kurallarına riayet etmek mecburiyetindedirler. Bundan dolayı, zarurî ve ekonomik olmayan hizmetlerin sigorta kapsamı dışında bırakılması ve hizmetlerin de ihtiyaç nispetinde kullanılması esas alınmıştır (SGB; XI; m. 4.3. ve m. 29).
d) Koruyucu Sağlık ve Tıbbî Rehabilitasyon Tedbirleri: İnsanların bakıma muhtaçlık riski ile karşı karşıya gelmemeleri için, koruyucu sağlık politikalarının, hastalık veya sakatlık durumunda tıbbî tedavi ve bakıma muhtaçlık durumunun ortaya çıkması hâlinde ise tıbbî rehabilitasyon veya tıbbî destekli bakım hizmetlerinin -programlarının derhal uygulanması gerekmektedir (SGB; XI; m. 31 ve m. 5).
e) Hayatı İdame Etmede Bağımsızlık: Bakıma muhtaç insan, bulunduğu şartlar içinde yardıma muhtaç ise de, hayatını mümkün mertebe bağımsız olarak sürdürebilmelidir. Bu nedenledir ki, Bakım Sigortası, normal bir hayatın sürdürülebilmesine engel teşkil edecek bütün engellerin ortadan kaldırılmasına yönelik tedbirlerin alınmasını öngörmektedir. Durum böyle olmakla birlikte, bağımsızlık yalnız bakıma muhtaç insanın sahip olduğu veya öğrenip yeniden kazanabileceği fizikî, aklî ve ruhî yeteneklerinin korunması ve desteklenmesi şeklinde anlaşılmamalıdır. Bağımsızlık ilkesi içinde bir de bakıma muhtaç insanın iradesi de önemli bir rol almaktadır (SGB; XI; m. 3). Buna göre bakıma muhtaç insan, isterse evinde, isterse dilediği her hangi bir bakım yurdunun bakım hizmetlerinden yararlanabilir. Bakım evde gerçekleşecekse, bakıma muhtaç insana, evindeki aile düzeni bozulmadan, mümkün olduğunca kendi kendisine yeterli hâle gelebilmesi yönünde imkânlar tanınmaktadır.
f) Aktif Bakım Hizmetleri Sâyesinde Bakım Kalitesinin Temini: Evde bakımın söz konusu olması hâlinde, bakıma muhtaç insanın yalnız yemesi, içmesi ve temiz kalması için çaba gösterilmesi, bakım hizmetlerinin temel anlayışına ters düşmektedir. Bakıma muhtaç insanın, eski dinçliğine ve sağlığına yüzde yüz kavuşturulması mümkün görünmese dahî, fizikî yönden olabildiğince bağımsız bir hayat sürdürebilmesi için, başta fizik eksersizleri olmak üzere değişik aktif programların uygulanması öngörülmektedir. Aktif bakım hizmetlerini; hareket kabiliyetini artırmak, defi hacette, yeme-içmede, sosyal ilişkilerde ve netice itibariyle hayatı tanzim etmede kolaylık sağlamak, şeklinde anlamak mümkündür (AOK; 1996; s. 8). Aktif bakım hizmetleri ile bakım kalitesi temin edilmek istenmektedir. Aktif bakım ile rehabilitasyon yöntemleri arasında çalışma benzerlikleri olmasına rağmen, bu hizmetlerin kimin tarafından yerine getirileceği ve bununla ilgili olarak giderlerin, kimin tarafından karşılanacağı hususunda farklılıklar dikkati çekmektedir. Aktif bakım hizmetleri, uzman bakıcı ve(ya) eğitilmiş bakıcı aile fertlerince yerine getirilirken, rehabilitasyon programları, genellikle terapoyt veya fizyo-terapistler tarafından yerine getirilmektedir. Dolayısıyla, aktif bakım giderleri, Bakım Sigortası tarafından karşılanırken, rehabilitasyon harcamaları da, bakıma muhtaç insanın bakıma muhtaçlık sebebine göre hastalık, emeklilik veya kaza sigortası tarafından karşılanmaktadır (SGB; XI; m. 46.1.).
2.) Bakım Sigortasının Evde Bakım Hizmetleri Kapsamında Sağladığı Güvenceler
1.) Profesyonel Anlamda Haricî Bakım Hizmetleri: Evde yaşamak isteyen bakıma muhtaç insana, periyodik olarak profesyonel bakım uzmanları tarafından, bakıcı aile fertlerinin yükünü hafifletmek ve daha sağlıklı bakım hizmeti verebilmek amacıyla haricî bakım hizmetleri sunulmaktadır. Bu yardımlar, hem temel bakıma, hem de ev idaresine yönelik günlük hizmetleri içermektedir. Eve yönelik profesyonel bakım yardımları, bölge bakım sandıkları ile hizmet sözleşmesi yapmış özel hemşireler, serbest bakım uzmanları, bakım şirketlerinin yanında sosyal yardımlaşma dernekleri, kilise veya sivil kuruluşlara bağlı sosyal istasyonlar tarafından yürütülmektedir.
2.) Haricî Bakım Hizmetleri Masraflarının Karşılanması: Sürekli bir biçimde haricî profesyonel bakım hizmetlerinin uygulanabilmesi için, Bakım Sigortası, bakıma muhtaç insana, muhtaçlık derecesine göre her ay 750 DM ile 3.750 DM arasında bir sosyal gelir bağlamaktadır.
3.) Bakıcı Aile Fertlerine Maddî Destek: Bakıma muhtaç insanın, eve yönelik haricî bakım hizmetlerine ihtiyaç duymaması hâlinde, bakıcı aile fertlerine, 400 DM ile 1.300 DM arasında seyreden bir miktar üzerinden bakım parası ödenmektedir.
4.) Ücretsiz Geçici Profesyonel Bakıcıların Hizmetleri: Bakıma muhtaç insanın sürekli bakımını üstlenen bakıcının hastalanması veya izne çıkmak istemesi gibi durumlarda, bakım hizmetleri, geçici bir süre için yerine getirilemeyeceğinden, bakıma muhtaç insan bu süre zarfında profesyonel bir bakıcı tarafından evinde bakılır. Dışardan geçici bir süre için bulunacak profesyonel bakıcının ücreti, bakım sigortası tarafından karşılanmaktadır.
5.) Geçici veya Kısmî Kurumsal Bakım Hizmetleri: Bakıma muhtaç insanın sağlık durumunda olumsuz gelişmeler görüldüğünde veya bakıcının gündüz veya gece çalışmak durumunda olması hâlinde, evdeki bakım tam olarak sağlanamayacağından, bakıma muhtaç insanın, sürekli veya geçici olarak kısmî (gece veya gündüz) ve bütünüyle (tam gün) bakım hizmetleri sunan kuruluşlardan yararlanabilir. Kısmî yatılı bakım hizmetleri çerçevesinde bakıma muhtaç insana, bakım derecesine göre 750 DM’den 2.100 DM’ye kadar yardım yapılır.
6.) Tam Kurumsal Bakım Hizmetleri: Kısmî yatılı bakımın yeterli gelmeemsi hâlinde, bakıma muhtaç insanın 24 saat bakım hizmetleri sunan bir bakım yurdunun hizmetlerinden kısa süreli olarak (azami 4 hafta) veya sürekli olarak yararlanma hakkı vardır.
7.) Araç-Gereç Yardımı: Bakıma muhtaç insanın bakımını kolaylaştırmak, şikayetlerini gidermek ve mümkün mertebe hayatını bağımsız olarak idame ettirebilmesi için, kendisine ve(ya) aile fertlerine araç-gereç yardımı yapılmaktadır.
8.) Ev Tadilatına Maddî Yardım: Bakıma muhtaç insanın yaşadığı mekanı ve ev çevresini bakıma uygun hâle getirebilmek ve bakımı kolaylaştırmak amacıyla yapılması zarurî görülen her türlü tadilat ve tamiratlar için, bakım sigortası 5.000 DM’ye kadar malî destekte bulunmaktadır.
9.) Bakıcı Aile Fertlerinin Sosyal Güvenliği: Haftada en az 14 saat bakım hizmetinde bulunan kişiler, sosyal güvenlik altına alınmaktadır. Emeklilik güvencesinin ötesinde, bakım hizmetleri esnasında evde meydana gelebilecek kazalara karşı bakıcı aile fertleri, prim ödemeksizin kaza sigortası kapsamına alınmaktadır.
3.) Kamusal Sosyal Yardım Aracılığı İle Eve Yönelik Bakım Hizmetleri
Kamusal sosyal yardım, kendi ellerinde olmayan sebeplerden dolayı yoksulluğa düşen ve dolayısıyla gelir yetersizliğinden veya yokluğundan dolayı değişik derecelerde yardıma muhtaç hâle gelen kişilere, devlet bütçesinden yapılan, çoğu kez karşılıksız maddî desteklerdir (Seyyar (a); 2002; s. 298).
Kamusal sosyal yardımların, temelde diğer sosyal güvenlik sistemlerinin boşluklarını dolduran ve genellikle sadece münferit hallerde devreye girmesi gereken tamamlayıcı bir sosyal güvenliktir. Dolayısıyla, genelde sosyal sigortalı olsun veya olmasın, gelir seviyesi düşük ve(ya) bununla birlikte bakıma muhtaçlık gibi değişik sosyal sebeplerden dolayı gideri yüksek olan muhtaçlara, aynî ve nakdî yardım yapılması kaçınılmazdır (Seyyar (a); 2002; s. 298).
Bir devletin sosyal sigortalar sistemi ne kadar gelişmiş olursa olsun, ortaya çıkan olağanüstü ve plân dışı bazı sosyal olaylar karşısında mevcut sosyal sigortalar sistemi, bazen yetersiz kalmaktadır. Bu gibi durumlarda sosyal devletin sosyal güvenlik sistemi içinde diğer sosyal güvenlik yöntemlerine ihtiyaç duyulmaktadır.
Almanya, bu ihtiyacı Federal Sosyal Yardım Kanunu (BSHG) ‘nun sağladığı ve “Sosyal Daire” (Sozialamt) ‘nin malî ve idarî denetimi altında yürütülen kamusal sosyal yardım ve destek programlarıyla karşılamaktadır (Gress; 1991; s. 317).
Sosyal Yardım (Sozialhilfe) ‘ın en önemli hedeflerinden bir tanesi, anayasal bir hak olan insan haysiyetine ve şerefine yakışır bir hayat sürdürebilmelerinde ihtiyaç sahiplerine, mümkün olabildiğince en etkili bir şekilde her türlü devlet desteğini sunabilmektir.
Kamusal sosyal yardım programlarından yararlanabilmek için, fertlerin genellikle sosyal ve maddî açıdan muhtaç durumda olmaları gerekmektedir; bir başka ifade ile, kendi kendilerine yardım edebilmekten aciz ve uzak bir pozisyonda bulunmaları icab etmektedir.
Bunun ötesinde muhtaç insanlar, gerçekten ihtiyaç sahibi bile olsalar, diğer desteklerden (Akraba yardımı veya Sosyal Sigortalar Kurumlarıın güvencesi) mahrum kalmadıkca kamusal sosyal yardımdan genelde yararlanamamaktadırlar.
Kamusal sosyal yardımın gerçekleşmesi için, bakıma muhtaç yoksul ile ilgili aşağıdaki faktörler dikkate alınmaktadır (Schmidt; 1995; s. 25).
a) Bakıma muhtaç yoksulun, eğer var ise, gelir ve mal varlığının, zarurî ihtiyaçlarını ne derece karşıladığının tespiti.
b) Sosyal yardımın kabulü hâlinde dahî, bakıma muhtaç yoksulun ihtiyaçlarının karşılanmasında birinci derecedeki aile fertlerinin yardım kapsamına ne derecede katılabileceklerinin tespiti.
Bakıma muhtaç yoksullar, ancak bu incelemeden sonra ihtiyaç nispetinde sosyal para (Sozialgeld) alabilmektedir. Bir başka ifadeyle, kamusal sosyal yardıma ve bakım hizmetlerine ihtiyaç duyan fertler, ihtiyaçlarını ilk önce kendi gelir, sermaye ve(ya) mal varlıklarından karşılamak zorundadır.
Hangi gerekçe ile kamusal sosyal yardım için talepte bulunursa bulunsun, yardıma muhtaç birisinin muhtemel şahsî gelir kaynakları, sosyal para miktarının tespiti için bir ölçü teşkil etmektedir. Ancak şahsın gelirlerinin tümü tetkik edilirken (mesela: emeklilik maaşı, devlet kira yardımı, kira geliri, ticarî gelirler v.s.) asgarî geçim için zarurî görülen net gelir (2000: 1.038 DM) dikkate alınmamaktadır (BSHG; m. 76).
Asgarî geçimi temin eden gelirin üzerindeki gelir kaynakları da, ihtiyaçların karşılanmasında yetersiz kalıyorsa, Sosyal Daire; belirli oranda kamusal sosyal yardım desteğinde bulunmaktadır.
Almanya'da bakım yurtlarında sürekli olarak kalan bakıma muhtaç yaşlıların takriben yüzde 11'i asgarî geçim sınırının altında bir gelire sahiptir (Krug; 1992; s. 62).
Evde bakılan yoksul kişilere yönelik kamusal sosyal yardım miktarının tesbitinde, kişinin bakıma muhtaçlık derecelerine göre farklı asgarî üst geçim sınırları belirlenmektedir. Bakıma muhtaç kişinin sermayesi ve mal varlığı da şahsî ihtiyaçlarının karşılanması bakımından bir değer teşkil ettiği için, bakıma muhtaç kişinin bütün mal varlıkları Sosyal Dairece incelenmektedir. Ancak, burada da, bilhassa mülkiyet hakkına dokunmamak için, belirli üst sınırlar getirilmiştir. Sosya Daire bu üst sınırların aşılması hâlinde sosyal yardım miktarını kısıtlayabilmektedir.
Kamusal sosyal yardım için dikkate alınmayan şahsa ait maddî varlıklar ve bunlara getirilen sınırlamalar şu şekilde belirlenmektedir (Reinisch; 1995; s. 19):
a) Ev ihtiyaçlarına ait eşyalar (Televizyon; Radyo; Çamaşır makinesi, vb.).
b) Meslekî eğitim ve çalışma hayatı için gerekli araç-gereç.
c) Özel evlâdiyelik ve hatıra eşyalar.
d) Kültürel ve manevî bir değer teşkil eden nesneler (kitap, tablo)
e) Yardıma muhtaç kişinin mülkiyetinde bulunan ve ölümünden sonra da çoluk-çocuğu tarafından kullanılacak mesken.
f) Bakıma muhtaç kişilerin 8.000 DM'a kadar varan nakit parası veya paraya dönüştürülebilir tahvil ve bonolar.
Kamusal sosyal yardım talebinde bulunan her hangi bir insanın, hakikaten maddî desteğe muhtaç olduğu bu teknik değerlendirmelerin sonucunda anlaşıldığında, tespit edilen para yardımı hak sahibine hemen transfer edilmemektedir. Yardıma muhtaç kişinin ihtiyaç duyduğu bu sosyal paranın, birinci derecedeki akrabaları (eş, çocuklar, ebeveyn) tarafından ne derecede temin edilebileceği hususunda ikinci bir inceleme yapılmaktadır. Sosyal Daire'nin bu incelemesinin sonucuna göre, sosyal yardım miktarının finansmanının bir kısmı veya tümü birinci derecedeki aile fertlerine yükletilmektedir.
Ancak, kanun, her ne kadar aile içi dayanışmayı öngörüyorsa da, diğer aile fertlerinin sosyo-ekonomik durumları da göz ardı edilmemektedir. Aile fertlerinden herhangi birisinin ücreti, belirli bir miktarı geçmiyor ise (1995: Aylık net gelir 1.600 DM), bakıma muhtaç kişiye yardım yapmak mecburiyetinde değildir (Reinisch; 1995; s. 19):
Bazı hallerde yardım etme mükellefiyetinin, bir kısma dahî olsa, aile fertlerine yükletilmesi mümkün ise de, aile fertlerinin makûl itirazları neticesinde, bu yükümlülükten muaf tutulmaktadır.
Çoğu kez, sosyal yardım yapmak sorumluluğu da bütünüyle Sosyal Devlete düşmektedir. İhtiyaç sahibinin hak ettiği sosyal yardımın tamamının Sosyal Devlet tarafından ödenmesi ve aile fertlerinin bu yardıma dahil edilmemeleri hususunda öne sürülebilecek itirazlar şunlardır (Reinisch; 1995; s. 20):
a) İhtiyaç sahibinin, yanlış bir ahlakî anlayış ve yaşantısından dolayı bakıma muhtaç hâle gelmesine bizzat kendisinin sebebiyet vermesi. (Alkol ve uyuşturucu müptelalığı).
Bakıma muhtaç yoksulun, zamanında aile çatısı altında yaşayan ve kendi sorumluluğu altında olan aile fertlerini kasten ihmal etmiş veya onlara şiddet kullanmış olması.
Almanya’da sosyal yardım kapsamında muhtaçlık durumuna ve türüne göre, iki farklı yardım biçimi ortaya çıkmaktadır (Der Sozialversicherungs-Fachangestellte; 1996; s. 74):
1.) Hayatı idame edebilmek için yardımlar: Beslenme, giyim, barınma ve ev eşyası gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamayan muhtaçlara, sosyal yardım ve hizmetlerden sorumlu daire tarafından “hayatın idamesine yönelik yardım” (Hilfe zum Lebensunterhalt) adı altında aynî ve nakdî yardımın yanında evsiz kalanlar için de barınma imkânlarının oluşturulmasında destek sağlanmaktadır. Sosyal yardımlar, muhtaçlık durumu devam ettiği sürece, sürekli olarak yapılmaktadır.
2.) Özel hal ve şartlar için yardımlar: Olağanüstü sosyal hadiseler için, hususî yardım ve hizmetler de sunulmaktadır (Hilfe in besonderen Lebenslagen). Bu çerçevede örneğin, bakıma muhtaç olan ileri yaştaki insanların bakımını üstlenen bakıcıların, bakım için ihtiyaç duydukları araç-gerecin yanında profesyonel bakım hizmetlerinin giderleri de karşılanmaktadır. Öte yandan, yardıma muhtaç ve sigortalı olmayan hastaların özel sağlık masrafları karşılanmakta veya engellilerin sosyal, meslekî ve tıbbî rehabilitasyonlarının sağlanması yönünde nakdî yardımlar yapılmaktadır (Seyyar; (a); 2002; s. 298).
Bilindiği gibi, hayatını kendi başına idame ettirebilen sağlıklı insanların, maddî muhtaçlığın dışında, kamusal sosyal yardım hizmetlerinden yararlanmaları mümkün değildir. Bakıma muhtaç insanlar ise, maddî açıdan muhtaç olmasalar dahî, fizikî ve(ya) fizyolojik durumlarından dolayı, değişik derecelerde de olsa bakım hizmetlerine ihtiyaç duymaktadırlar. Bakıma muhtaç yoksullar ise, hem “hayatın idamesine yönelik yardımlardan, hem de özel konumlarını dikkate alan diğer sosyal hizmetlerden yararlanabilmektedirler(Schach; 1996; s. 5).
Maddî ihtiyaçları karşılamaktan ziyâde, hayatın değişik sosyal alanlarında ve safhalarında ortaya çıkabilecek değişik şahsî engelleri ve zorlukları aşabilmekte yardımcı olmayı gâye edinen Sosyal Daire, özellikle aşağıdaki hizmetleri ve yardımları sunmaktadır (BSHG; m. 28):
Türkiye’de Bakım Hizmetlerinin Kurumsal Yapılanmasına Yönelik Bazı ÖN Öneriler
1.) Almanya örneğinde olduğu gibi, aile bakımı, sosyal güvenlik kapsamında yani gerek sosyal sigortalar gerekse kamusal sosyal yardım vasıtasıyla parasal ve diğer (eğitim, malzeme desteği) konularda desteklenebilir. Türkiye boyutuyla ilk etapta sosyal sigorta kapsamında olan bakıma muhtaçların giderleri kamusal sosyal yardım (FAK FUK FON) aracılığı ile çözülmeli ve nakit yardımı ile bakımı desteklenmelidir. Bakım sisteminin oluşması ve yeterince tecrübe kazanılması durumunda bakım sigortasına geçilmelidir. Şu unutulmalı: Sosyal güvenlik boyutuyla finansman modelleri sadece bir araçtır. Önemli olan bu hizmetin kaliteli ve örgütlü bir şekilde sunulabilmesidir.
2.) Almanya hariç bir çok ülke bakım hizmetlerinin sunumunu ve finansmanını bir kanunla düzenlemiştir. Yani genel vergilerden bu hizmetler finanse edilmektedir (Örn. Avusturya). Bazı uygulamalar, Avrupa ve ABD'de şu şekilde; sağlık hizmetlerine yönelik evde bakım (hemşirelik, rehabilitasyon, hekimlik vb) devlet ya da belediyelerce finanse edilirken, evde bakımın bir başka boyutu olan (ev temizliği, yemek, meşguliyet vb.) kişiler kendi cebinden karşılıyor. Her iki hizmeti karşılayan ülkeler de var tabii ki.
3.) Eve yönelik hizmetler, kurumsal bakım hizmetlerinde olduğu SHÇEK’ye bağlı kuruluşların yanında gibi MAHALLİ İDARELER, STÖ, dinî cemaatlere bağlı vakıflar, DİYANET gibi sivil kuruluşlarca da yürütülebilmeli. Bu hizmetlerin giderleri, devlet tarafından belirli esaslar dahilinde karşılanmalı. Denetin, belirli bakım standartları çerçevesinde bağımsız ve-fakat yetkili ve ehliyetli kurumlar tarafından denetlenmelidir. Sosyal hizmetlerin sunumunda da sosyal nitelikli serbest piyasa oluşturulmalıdır. Rekabet adil ve insani olmalıdır.
4.) Hastanelerde ve sağlık harcamalarında rasyonel ve-fakat etkili politikalara gidilmelidir. TOPLAM KALİTE anlayışı gerek sağlık, gerekse sosyal hizmetlerde esas alınmalıdır. Örneğin, Emekli Sandığı ve SSK ciddi bir araştırma ile hastane maliyetlerinde aslında birçok harcamanın gerekli olmadığını ortaya koyabilirse, buradaki kaynak (kısa sürede taburculuk sistemini getirme(hastanede kalış gün sayısını azaltma), ödemelerde paket sistemi (maliyete göre değil, fix uygulama ile (ABD'nin uyguladığı) getirilirse maliyetlerde büyük azalma olabilir, bu kaynak evde bakıma yönlendirilebilir.
5.) Gerek Avrupa ülkeler, gerekse ABD ve Kanada kurumsal bakım hizmetlerinden daha çok kişinin evinde ya da yaşadığı toplumda sağlık hizmetlerini sunmaya yönelik gayretleri var. Kuşkusuz evde bakımın hem hasta, hem aile fertleri, hem de maliyet açısından birçok yararları var. Maliyet etkililik açısından da evde bakım arzu edilmektedir. Sıfırdan Bakım Merkezleri veya Yurtları oluşturmak devlete yük getirir. Bunun için kurumsal sosyal bakım hizmetlerinde bulunmak isteyen ticari kuruluşlara ve işletmelere yeni avantajlı (vergi-su-elektrik indirimi, bedava arsa tahsisi gibi) imkanlar sunulmalıdır. Üstelik kurumsal bakım hizmetleri kişinin yaşam kalitesi açısından da arzu edilir bir yol olarak görülmemektedir (insan hakları açısından da). Ancak bazen zaruri hallerde kurumsal bakım hizmetleri de kaçınılmazdır. Bu durumda kurumsal bakım hizmetlerine kalite standartlarının getirilmesi şarttır.
6.) Bunun yanında huzurevlerinin kalifiye hemşire bulmaktaki zorlukları kalite sorunlarını gündeme getirmektedir. İşte bu gibi sebeplerden dolayı eve yönelik bakım desteklenmelidir. Gerek kurumsal, gerekse evde bakım hizmetlerinde değil sadece kaliteyi, geniş kapsamlı, yani bütün yurt çapında yürütebilmek için, yeni eğitim politikalarının çok acilen geliştirilmesi gerekmektedir. Türkiye’de ihtiyaç olmasına karşılık çok az sayıda sosyal hizmet uzmanı yetiştirilmektedir (Almanya’da her yıl 10 binlerce sosyal hizmet ve bakıcı uzmanı yetiştirilmektedir). Özellikle Sağlık Meslek ve Sosyal Hizmet Meslek Yüksek Okullarında bakım hizmetleri ile ilgili bölümlerin ve derslerin (SOSYAL BAKIM-SOSYAL TIP-SOSYAL YÖNETİM/ORGANİZASYON) açılması şarttır. Ara eleman ihtiyacı karşılamak açısından SOSYAL HİZMETLER LİSELERİ açılmalıdır. Ayrıca STÖ’lerin bu alanda aktif olması ile GÖNÜLLÜ (Amatör) SOSYAL BAKIM ELEMANLARININ OLUŞTURULMASI mümkün olacaktır.
7.) Sosyal (yaşlı) Bakım – Pedagoji –İLAHİYAT Hizmetleri alanında mevcut eleman ihtiyacını karşılamak açısından İLAHİYAT FAKÜLTELERİNDE SOSYAL Bilimler Bölümlerinin açılması gerekmektedir.
Kaynaklar:
Armuts - und Reichtumsbericht der Bundesregierung; Bonn; 2001
Der Sozialversicherungs-Fachangestellte; Nr. 97/01.08.1996.
Gitschmann, Peter; Armut und Unterversorgung bei Krankheit und Pflegebedürftigkeit im Alter; in Armut im Wohlstand; Dieter Döring et al.(Hrsg.); Suhrkamp Verlag; Frankfurt am Main: 1990.
Glatzer, Wolfgang ve Hübinger, Werner; Lebenslagen und Armut; in Armut im Wohlstand; Dieter Döring et al.(Hrsg.); Suhrkamp Verlag; Frankfurt am Main; 1990.
Gress, Werner; Die Handwerksfibel; Bad-Wörishofen;1991; s. 317.
Krug, W.; Pflegebedürftigkeit in Heimen; Schriftenreihe des BMAS; Bd.: IV; Stuttgart; 1992.
Lippe, Peter Michael von der; Die Messung des Lebensstandards; in: Wolfram Fischer, Lebensstandard und Wirtschaftssysteme: Studien im Auftrag des Wissenschaftsfonds der DG-Bank; 1995.
Plug, Erik J.S; Measurement of poverty- Examplified by the German case; in: Income Inequality and Poverty in Eastern and Western Europe; Ott, Notburga(Hrsg); Physica-Verlag; Heidelberg; 1997.
Reinsich, Günther; Die neue Pflegeversicherung; München; 1995.
Schach, Dietrich; Sozialhilferecht; Suhrkamp Verlag; Frankfurt a. M.; 1996.
Schmidt; Michael; Guter Rat zur Pfleheversicherung; München; 1995; s. 25.
Seyyar, Ali; (a); Sosyal Siyaset Terimleri (Ansiklopedik Sözlük); Beta Yay.; İstanbul; 2002.
Syyar, Ali; (b); Bakıma Muhtaçların Sosyal Güvenliği; Sakarya Üniversitesi Basımevi; Adapazarı; 1999.
Aok; Bundesvaerband; Lernbrief 32; Soziale Pflegeversischerung; Bonn; 1996.
© 2006- T.C. Başbakanlık Özürlüler İdaresi - Özürlülük Araştırmaları ve İstatistik Dairesi Başkanlığı