KOMİSYON RAPORLARI VE GENEL KURUL GÖRÜŞMELERİ
AÇILIŞ KONUŞMALARI
III. Özürlüler Şurasının değerli katılımcıları, değerli misafirler; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Çağımızın devlet anlayışında, özürlülerin kendi kendine yetmesi, belli bir bilgi ve kültür düzeyine ulaşması, meslek edinip üretken hale gelmesi ve çevresiyle sağ-lıklı ilişkiler kurarak toplumsal hayata katılmasının sağlanması devlete yüklenen anayasal bir görevdir. Devlet, özürlü vatandaşlarının, eğitim, istihdam, sağlık, ulaşı-labilirlik ve bakım, yönetim gibi tüm alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak suretiyle, başkalarına en az muhtaç olarak yaşamalarını sağlamalıdır. Bedensel ve zihinsel özürleri nedeniyle insanlar arasında ayırım yapılmasına izin verilmemelidir. Bu ilkeler, hükümetimizin özürlülerle ilgili politikasının temelini oluşturmaktadır.
Günümüzde, ülkelerin sosyal gelişmişliği; toplumun dayanışma toplumu olmasıyla, devletin de çocuk, özürlü ve yaşlıları sosyal haklardan, sosyal hizmet ve sosyal güvenlik imkânlarından kişinin talebine ve ihtiyacına göre en üst düzeyde yarar-landırması ile ölçülmektedir. Sosyal gelişmişlik açısından ileri noktada olan ülkeler, sağlık hizmetleri, sosyal hizmetler ve sosyal güvenlik ilkeleri doğrultusunda ve bir bütünlük içinde, özürlülerin tıbbî, mesleki ve sosyal rehabilitasyonunu ve bakıma muhtaçların bakımını sağlayacak sosyal sistemler oluşturmuşlardır.
Hükümet olarak göreve geldiğimiz ilk günden bu yana milletimizin bizden beklediği ciddiyet ve duyarlılık içinde özürlülük konusunda gerek mevzuat gerekse uygulama açısından önemli bir değişim sürecinden geçtik. Bu doğrultuda ülkemizde özürlülerin bakım hizmetlerine ulaşmış olmasının yanı sıra III.Özürlüler Şurasının bu amaçla düzenlenmiş olmasını memnuniyetle karşılıyorum. Bakım Hizmetleri Şurasının özürlülerimiz ve ülkemiz için son derece önemli bir şura olduğunu değerlendirmekteyim.
Ülkemiz nüfusunun 1/8’ini oluşturan yaklaşık 8.5 milyon özürlü insanımız, sorunlarının çözümüne yönelik yasal mevzuattan yoksun iken, Hükümetimiz tarafından oluşturulan 5378 sayılı Özürlüler Kanunu,Türkiye’nin ilk Özürlüler Kanunu olarak 07.07.2005 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Özürlülerle ilgili yasal düzenlemeleri yaptık, ancak bu alanda sadece yasal düzenleme yapmak; kanun, yönetmelik çıkartmak yeterli değildir. Kanun ve yönetmeliklerle birlikte kurumsal düzenlemelerin de yapılması gerekmektedir.
Bugün Türkiye olarak genç bir nüfusa sahibiz. Ancak gelecek yıllarda, bugün Avrupa ülkelerinde yaşanan kronik hastalıklara ve yaşlılığa bağlı özürlülük sorunuyla ülkemiz de karşılaşacaktır. Bugünden, sorun olmadan yapısal düzenlemelerle, gerekli sistematik yapılanmayı ve düzenlemeleri oluşturmalıyız.
Günümüzde de diğer ülkelerde olduğu gibi, memleketimizde de, günlük zarurî ihtiyaçlarını bağımsız olarak karşılayamayan, dolayısıyla değişik derecelerde de olsa aile bireylerinin yardımına ve bakımına sürekli muhtaç olan özürlü, yatağa bağımlı veya yaşlı insanlar bulunmaktadır. Bakıma muhtaç vatandaşlarımıza, bir sosyal sistem içinde plânlı ve programlı bakım hizmetleri götürmek, sosyal yönüyle de hızlı bir gelişme sergilemesi gereken bir Türkiye için, ertelenemez ve vazgeçilmez bir unsurdur.
Özürlüler ve bakıma muhtaçlar bizden fiziksel olarak uzakta oldukları için, bu sorunlara karşı artık ne gözlerimizi kapatabilir, ne de kulaklarımızı tıkayabiliriz. Ülkemizde de, özürlülerin korunması, bakılması ve rehabilitasyonları ile ilgili hizmetlerin sosyal hizmetler ve sosyal güvenlik uygulamaları kapsamında gerçek-leştirilmeye çalışıldığı görülmektedir. Ancak, bu hizmetlerin nitelik, nicelik ve ülke çapındaki yaygınlığı bakımından üzerinde durulması ve yeni uygulama yollarının araştırılması Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde giderek önem kazanmaktadır. Bakım hizmetlerinde sağlayacağımız niteliksel ve niceliksel gelişme Avrupa Birliği ülkelerine yönelik yeni bir ihracat kapısını açacaktır. Hızla yaşlanan Avrupa ülkelerindeki bakıma muhtaç kişilere verilecek bakım hizmetlerine genç Türkiye nüfusu talip olacaktır.
Özürlüler ve bakıma muhtaçlar bizden fiziksel olarak uzakta oldukları için, bu sorunlara karşı artık ne gözlerimizi kapatabilir, ne de kulaklarımızı tıkayabiliriz. Ülkemizde de, özürlülerin korunması, bakılması ve rehabilitasyonları ile ilgili hizmetlerin sosyal hizmetler ve sosyal güvenlik uygulamaları kapsamında gerçekleştirilmeye çalışıldığı görülmektedir. Ancak, bu hizmetlerin nitelik, nicelik ve ülke çapındaki yaygınlığı bakımından üzerinde durulması ve yeni uygulama yollarının araştırılması Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde giderek önem kazanmaktadır. Ba-kım hizmetlerinde sağlayacağımız niteliksel ve niceliksel gelişme Avrupa Birliği ülkelerine yönelik yeni bir ihracat kapısını açacaktır. Hızla yaşlanan Avrupa ülkelerindeki bakıma muhtaç kişilere verilecek bakım hizmetlerine genç Türkiye nüfusu talip olacaktır.
Temel özellikleri itibariyle sosyal hizmetler kapsamında yer alan bakım hizmetleri açısından ülkemizde sosyal güvenlik yönünden de yeni uygulamalara geçilmelidir. Bu uygulamalardan birinin de bakım sigortası olabileceği düşünülebilir. Bunun için ülkemizde sosyal güvenlikte sağlık sigortası olduğu gibi bakım sigorta-sının da yer alması gerekmektedir
Türkiye demokratikleşme, adalet, yoksullukla mücadele ve kalkınma yolunda hızla sorunları çözerken hepimize büyük sorumluluklar düşüyor. Bizim hükümetimizle birlikte bu ülkenin kaynakları yine bu ülkenin menfaati için-bu milletin menfaati için, özürlüsü için kullanılmaya başlanmıştır.
2000 yılında toplam sosyal yardım harcamalarının GSYİH’ye oranı yüzde 0,48 iken, bu oranın 2005 yılında yüzde 0,86’ya yükseldiği, yani kamu maliyesinde harcamaların kısıldığı bir dönemde özürlülerin yararlandığı hizmetler ve desteklerin artırıldığı gözlenmektedir. Üstelik bu rakamlara yaklaşık 1 milyar dolara ulaşacağı tahmin edilen bakım hizmetlerinin maliyeti dahil değildir. Bu özürlüler politikasında özürlülere hizmet götürme anlayışında, özürlülerden yana bir kırılma noktasını oluşturmaktadır. Aynı zamanda son yıllarda özürlülere verilen önemin de göstergesidir. Bu önem sadece bakım hizmetlerinde değil, aynı zamanda Eylül ayı itibarıyla “aylık” 62 buçuk trilyon liraya ulaşan özel özel eğitim kurumlarına ödenen meblağda da, ve bir önceki yılla bile kıyaslandığında %100 artış göstererek yarım katrilyonu aşmasını beklenilen 2022 sayılı Yasa kapsamında ödenen yardımlarda da kendisini göstermektedir.
Özürlüler için yapılan ve yapılacakların lütuf olmadığı düşüncesi içerisindeyim. Bu Şûranın özürlülere olduğu kadar kronik hastalığı olan hasta ve yaşlılarımızı da kapsayan çok geniş bir halk kitlesinin sorunlarının çözümüne derman olacağına inanıyorum.
Özürlü vatandaşlarımıza hizmet götüren bütün kurumlarımıza ve özürlüler konusunda sağladığı gerek yasal düzenlemeler, gerekse kurumlar arası üstün koordinasyon hizmetleri için Özürlüler İdaresi Başkanlığına ve bu vesileyle, Şura’yı tertip edenlere ve katkı sağlayacak olan değerli katılımcılara başarılar diliyor ve teşekkür ediyorum.
Recep Tayyip ERDOĞAN
Başbakan
Sayın milletvekilleri, sivil toplum örgütünün değerli temsilcileri, değerli Özürlüler İdaresi Başkanlığı Başkanı ve yönetimi, Şûramızın değerli üyeleri, değerli hanımefendiler, beyefendiler, sevgili basın mensupları; hepinizi sevgi ile saygı ile selamlıyor, hoş geldiniz diyorum.
Bakım hizmetlerini konu alan üçüncü şûramızı gerçekleştirmek üzere toplanmış bulunuyoruz. Özürlüler İdaresi Başkanlığı’nın kuruluş ve görevleri hakkındaki kanun hükmünde kararname gereği; bu şûrada özürlülerimizin bakım hizmetleri konusunda görüş ve çözüm önerilerinizi almayı, ulusal politikalara esas olacak ilke ve programlar oluşturmayı, kamuoyunun bu konuda bilinçlenmesine katkıda bulunmayı, ulusal ve uluslararası görüş, düşünce ve gelişmelerin aktarılmasını, tartışılmasını sağlamayı amaçlıyoruz.
Özürlülerle ilgili çalışmalarda öncelikli grup çocuklar ve gençlerdir. Özürlü çocuklar söz konusu olduğunda özel eğitim ve rehabilitasyon öncelikli iken, yetiş-kinlerde mesleki rehabilitasyon ve istihdam, ağır özürlülerde ve yaşlı özürlülerde ise bakım hizmetleri ve yaşam kalitesinin arttırılması büyük önem taşımaktadır. Yetişkin ve yaşlı grup, bakım konusunda genellikle göz ardı edilmektedir. Özürlülük olgusu kendi içinde değerlendirildiğinde, özürlüler içinde en dezavantajlı grup, toplumsal hayata yeniden kazandırılması hayli güç olan bakıma muhtaç yetişkin ağır özürlüler ve özürlü hale gelmiş yaşlılardır.
toplumsal hayata yeniden kazandırılması hayli güç olan bakıma muhtaç yetişkin ağır özürlüler ve özürlü hale gelmiş yaşlılardır.
Özürlü nüfusun yaş kompozisyonuna bakıldığında genel nüfusa oranla daha yaşlı oldukları görülmektedir. Yaşlanmanın sonucu ortaya çıkan özürlülük veya özürlü olarak yaşlanmak yeni sorunları da beraberinde getirmektedir. Bunların başında sürekli bakım ve evde bakım gelmektedir. Özürlülerin yaşla birlikte artan yardım ve bakım ihtiyacı sosyal devlet ilkesi temelinde öncelikle ele alınması gereken konulardan biridir.
Bakıma muhtaç özürlü çocuğu olan ailede bir ya da iki kişi özürlü bireyin bakımı için, bir işte çalışamamakta ve aile işgücü kaybına uğramaktadır. Ayrıca bakıma muhtaç özürlünün hastane, ilaç, ulaşım, rehabilitasyon ve günlük giderlerini aile gün geçtikçe karşılayamaz duruma gelmektedir. Böylece, yıllar geçtikçe aile ekonomik yoksunluk içine düşmektedir.
Devletimiz sosyal devlet olmanın gereği olarak bakıma muhtaç özürlülere, resmî veya özel bakım merkezlerinde ya da ikametgâhlarında bakım hizmeti verilmesini sağlamaktadır. SHÇEK kuruluşlarından yararlanamayan bakıma muhtaç özürlülerin bakım giderlerinin iki asgari ücrete kadar olan kısmı karşılanmaktadır. Devlet olarak bakıma muhtaç özürlü bireylerin bakım hizmetlerini üstlenmiş bulunmaktayız.
Bakım hizmetlerinde öncelikli olarak hedefimiz bakıma muhtaç bireyin ailesinin yanında sosyal çevresinden koparılmadan bakılması ve ailenin bu bakım hizmetleri konusunda maddi manevi desteklenmesidir. Diğer yandan ailesinin yanında bakılamayacak derecede özürlü ve bakıma muhtaç olan vatandaşlarımıza da SHÇEK’in bakım ve rehabilitasyon merkezlerinin yeterli olmadığı durumlarda, özel bakım merkezlerinden hizmet satın alınmaktadır. Kurumsal yatılı bakımda, özel bakım merkezine her ay için iki asgari ücret tutarında ödeme Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından yapılmaktadır.
Bakıma muhtaç bir kişinin varlığı aileyi de olumsuz yönde etkilemekte, hatta ailenin dirlik ve bütünlüğünü tehdit edici özelliklere sahip bulunmaktadır. Sosyal, psikolojik ve ekonomik içerikli bütün güçlüklere karşın bakım ve koruma işlevini yerine getiren ailenin desteklenmesi, sorunlarının çözümünde yardımcı olunması ve gönül huzuruna kavuşturulması toplumsal bir yükümlülüktür. Bu yükümlülük çerçevesinde önemle üzerinde durulması gerekli bir konu vardır ki o da özürlüsü olan ailelerin “ben ölünce O’na kim bakacak” endişesidir. Bu endişe Özürlüler Kanunu ile büyük ölçüde giderilmiştir
Şûrada en çok üzerinde durulması gereken konu sistem bütünlüğünü kurabilmek açısından bakım güvence sistemleri ve finansmanıdır. Benim dikkatinizi çekmek istediğim nokta, sosyal güvenlik uygulamaları çerçevesinde Batı dünyasında yer alan bakım sigortası uygulamasıdır. Bakım sigortası, mevcut sosyal güvenlik sistemi içinde yer almayan bir sigorta koludur ve bakıma muhtaç olup başkasına bağımlı olan kişileri kapsamına almaktadır. Bakım hizmetlerinin konuşulacağı ve tartışılacağı bugünlerde bakım güvence sistemleri içinde bakım sigortası konusunda görüş ve önerilerinizin de raporlarda yer alacağını ümit ediyorum.
Bakıma muhtaç özürlülerde, özel durumlarından kaynaklanan birçok psiko¬sosyal sorun ortaya çıkabilmektedir. Bu sorunların sadece temel bakım hizmetleri vermek suretiyle giderilmesi mümkün değildir. Uzman bakıcılar kişinin özelliklerine, kişilik yapısına, iç ve dış potansiyellerine, istek ve arzularına uygun bir şekilde yardım ve destekte bulanabilmelidirler. Özürlü vatandaşlarımız için bakıcı personel yetiştirecek kurumsal yapılanmanın oluşturulması, bakım personelinin eğitimi için niceliksel ve niteliksel standartların belirlenmesi, ilkelerin oluşturulması konuları da şûrada değerlendirilecektir.
Özürlü vatandaşlarımıza kaliteli hizmet götürmek için bakıcı personelin ve bakım ekibinin özürlünün özelliklerine uygun destek teknolojileri ile donatılması gerekmektedir. Ancak bugün ülkemizde özürlüler için teknoloji üretiminin ve kullanımının istenilen düzeyde olduğu söylenemez. Bu durum bilgi yetersizliği, ekonomik sorunlardan ve birçok yardımcı araç gerecin sosyal güvence kapsamı dışında tutulmasından kaynaklanmaktadır. Bakım hizmetlerinde destek teknolojilerinin geliştirilmesi, üretilmesi, yaygınlaştırılmasına yönelik yöntem ve etik değerlerin bu Şûrada ortaya çıkacağına inanıyorum.
Bakım hizmetlerinin ülkemiz için tarihsel gelişiminin analiz edilerek bu alan-da bilgi ve politikalar üretilmesi, yeterli nitelikte bakım hizmeti sunulabilmesi, bakıma ihtiyaç duyan vatandaşlarımızın bu hizmetlere kolayca ulaşabilmesi için bu Şûranın ülkemizdeki kurumlara ve bizlere önemli katkılar sağlayacağına inanı-yorum. Şûra çalışmalarında yer alacak tüm katılımcılara değerli katkıları, görüş ve önerilerinden dolayı şimdiden çok teşekkür eder, Şûramızın başarılı ve verimli geçmesini dilerim. Hepinize saygılarımı arz ederim.
Nimet ÇUBUKÇU
Devlet Bakanı
Özürlülerin sorunları çok teferruatlı ve karmaşık görünmekle beraber topu topu üç başlıkta ele alınabilecek şekildedir. Bunu biz KÖK teorisi ile açıklıyoruz.Yani özürlü sorunlarının kökü anlamında öyle adlandırıyoruz. Aynı zamanda bu KÖK kelimesi o üç sorunun ilk harflerini meydana getiriyor. Ben bu konuşmamda Ö harfiyle başlayan sorun üzerinde durmak istiyorum. Ama diğer iki K harfini de açıklamam gerekiyor, sanırım.
1.Mesele; K-apsamayan sistem. Dünya belli bir insana göre düzenlenmiştir. Nasıl bir insana göre? Orta boylu yani. 140 cm ile 190 cm arası boyu olana, 40 kg ile 110 kg arası kilosu olana, sağ elini kullanana, tuzlu ve şekerli yiyebilene, etli sevene göre kurulmuştur.Ve tabiî ki bütün organları çalışanlara göre kurulmuştur. Bunların dışındakiler sorun yaşarlar. Mesela fotoğraf makineleri, müzik enstrümanları, ara-baların vites ve ışık sistemleri hep sağ elini kullananlara göre yapılmıştır. Seminer sandalyeleri mesela, solaksanız sorun yaşarsınız. İşte özürlülerde o yüzden sorun yaşarlar. Çünkü onların da bir takım organları normal çalışmaz. Çare nedir? Çare sistemleri kapsar hale getirmektir
Gelelim ikinci K harfine. K-anımsanmış çaresizlik. Bu sorunun kaynağında da doğrudan özürlü bireyin kendisi vardır. Bunu bir örnekle anlatmak gerekirse. Psikolojide bir deney yapılmış. Bir pireyi zıplatıyorlar ve zıpladığı yüksekliği ölçüyorlar. 70 cm zıplamış. Sonra bunu 25 cm’lik bir şişeye koyuyorlar, ağzını da kapatıyorlar. Bizim pire zıpladıkça kapağa çarpıyor, çarpmamak için de daha az zıplamaya başlıyor. Yani 24 cm zıplıyor. Belli bir müddet sonra şişeyi açıyorlar ve görüyorlar ki bizim pire hala 24 cm zıplayabiliyor. Zavallı pire üstünde kapağın olduğunu zannediyor. Bunun nedeni hem bizi kapsamayan sistem hem de özürlülere karşı aciz insan muamelesi veya bakış açısıdır. Etrafımıza bakıyor ve etrafımızdakilerin sözlerini dinlediğimizde kendimizin bir baltaya sap olamayacağımızı, hiçbir işe yaramayacağımızı zannediyoruz. Bunun da değişmesi lazım.
Gelelim asıl bahsetmek istediğim konuya; 3. özürlüye aciz insan bakışı. Bu, şu demek. Mesela salondan Mehmet adlı arkadaşımız düşünse ve bilse ki Lokman özürlüdür ve hiçbir işe yaramaz. Şu anda beni etkiler mi? Etkilemez . Ben O’nun söylediğini umursamam. Söylediğinden etkilenmem. Ama diyelim ki ben küçüğüm ve Mehmet Bey körlerin eğitim göremeyeceğini bilmese ve buna inanmasa ne olur? Beni okula gönderir mi? Elbetteki hayır. Diyelim ki Mehmet Bey okul müdürü ve körlerin eğitim göreceklerini bilmiyor ve buna inanmıyor. Sizce Mehmet Bey beni okula alır mı? Elbetteki hayır. Bu sefer Mehmet Bey işveren olsun ve özürlülerin çalışıp üretebileceklerine inanmasa ve bunu bilmese sizce beni işe alır mı? Elbetteki hayır. Peki Mehmet Bey benim kayınpederim olsa bana sizce kızını verir mi? Niye versin ki… Kim ister ki kör bir damadını olmasını. Herkes oğluyla kızıyla övünmek istediği gibi geliniyle damadıyla da övünmek ister. Şimdi adam benimle ne diye övünecek; “Yav benim bir damadım var, ki % 100 kör” Ben bir kızla çıktım.Tam dört yıl sürdü bu durum. İlk çıktığımızda bir üniversiteye başlasaydım ikinci bir fakülte bitirirdim. Gerçi bu da hayat üniversitesi oldu bizim için. Sonunda evlenmeye karar verdik . Kız ailesine konuyu açtı. Ertesi gün duydum ki babası kalp spazmı geçirmiş. Şimdi ki eşimle evlenmemizde hemen öyle kolay olmadı. Biraz karikatürize ederek anlatıyo-rum ama bunlar hayatın gerçekleri. Eşimle tartıştık, tabi o zaman eşim değil.Ailesine konuyu açıyor. Ailesi tabi ki razı gelmiyor. Eşim biraz cesurdur. Masaya yumruğu vuruyor ve diyor ki “vermezseniz kaçarım” düşünebiliyor musunuz, ben kaçıracağım… Düşünün olacakları. Bakış açısı öyle bir şey ki özürlüleri mahvedebiliyor veya mutlu edebiliyor. Bir kişi özürlülere karşı bakış açısı neyse ona göre davranıyor veya ona göre imkan veya hizmet veriyor. Şimdiki Boğaziçi Üniversitesi Rektörümüz Prof.Ayşe Soysal benim üniversitede matematik hocamdı. Körlerin matematik öğrenebilecek-lerini düşündüğü ve ona göre bakış açısına sahip olduğundan dolayı bana yardımcı olmaları için asistan görevlendirdi. Eğer bir belediye başkanı özürlülerin sokağa çıka-mayacaklarını düşünürse kaldırımları ona göre yapmaz. Mesela Başkanımız benim milletvekilliğini yapamayacağımı düşünseydi sizce beni aday gösterir miydi? Elbette hayır. Hazin bir örnek, geçenlerde yaşanandır. Bir emekli polis vatandaşımız kendi oğlunu öldürüyor. Neden? Çünkü oğlu otistik. Baba yüreği buna dayanamayacağı için kendi de intihar ediyor. Neden bu fiili yaptı? Çünkü oğlunu kendisinden önce ölmemesi halinde sokaklarda kalacağını, birilerinin belki de oyuncağı olacağını düşündü. İşte Hükümetimizin başlattığı bakım hizmeti ve bir bakış açısının sonucudur. Bu bakış açısı öldüren, gerileten, dışlayan bakış açısı değildir. Aksine yaşatan, geliştiren, kucaklayan bakış açısı değildir. Başta Başkanımız olmak üzere, Bakanımıza, emek ve hizmet veren bütün yetkililere ve şu anda konuştuğumuz hakikatleri başkalarına ulaştıracak herkese minnet ve şükranlarımı arz ediyorum.
Lokman AYVA
İstanbul Milletvekili
Sayın bakanım, sayın milletvekillerimiz, değerli şûra üyeleri ve basınımızın güzide temsilcileri; III. Özürlüler Şûrasına Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı adına hoş geldiniz diyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Özürlüler Şûrası Başkanlığımızın en yüksek danışma organıdır. Özürlülerle ilgili konularda tetkik ve teklif niteliğinde kararlar almakla yükümlüdür ve Şûra iki yılda bir kez toplanmaktadır.
Bugün burada ülkemiz ve Başkanlığımızda, hatta bütün dünyada güncel bir konu olan özürlü bireylerin bakım hizmetleri alanında siz değerli akademisyenlerimiz, sivil toplum örgütlerinin değerli temsilcileri ve özürlülere hizmet veren kurumlardaki uzmanlarımızla toplanmış bulunmaktayız.
Türkiye’de özürlü bireylerin yaşam kalitesinin yükseltilmesi için özürlü bireylere sağlanan bakım hizmetlerinin, her yaş grubu için, kırsal ve kent ayrımı ya-pılmaksızın geliştirilmesi ve ülke genelinde sistemli bir şekilde yaygınlaştırılması amacına paralel olarak III. Özürlüler Şûrasının ana temasını “Bakım Hizmetleri” olarak belirledik.
Özürlü vatandaşlarımızın gündelik yaşamda, engelle karşılaşmadan, kaliteli, huzurlu ve olabildiğince başkalarına bağımlı olmadan yaşayabilmelerini sağlamak, yaşamlarını mutlu kılmak, yasal hak ve özgürlüklere ulaşabilmelerini sağlamak politikamızın birinci önceliğidir. Bireysel ihtiyaçlarını, özbakımını, ulaşımını ve psiko¬sosyal ihtiyaçlarını bir başkasının yardımı olmaksızın karşılayamayan özürlülerimizin desteklenmesini amaçlayan “Bakım Hizmetleri” bugünün ve yarının gündemidir.
Başkanlık olarak hazırladığımız ve 07.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5378 sayılı Özürlüler Kanunu ile bakıma muhtaç özürlü bireyler için nitelikli ve sistemli bakım hizmetlerinin verilmesine yönelik düzenlemeler yapılmıştır. Bu Kanun kapsamında herhangi bir sosyal güvencesi olmayan, ağır özürlü olup bakıma muhtaç olan özürlülerin bakım hizmetlerinden yararlanması öngörülmüş iken, 5579 sayılı Kanunla Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu’nda yapılan değişiklikle bu düzenlemenin kapsamı genişletilerek daha fazla bakıma muhtaç özürlü vatandaşımızın bu uygulamadan yararlanması sağlanmıştır. Kanun ve yönetmeliklerde yapılan düzenlemelerin yapısal düzenlemelerle de desteklenmesi, bakım hizmetleri alanında çağdaş kurumsal yapılanmalar temel önceliğimizdir.
Özürlülüğün türü ne olursa olsun, bugüne dek ağırlıklı olarak medikal model açısından irdelenmiştir. Bu model çerçevesinde, özürlülük büyük ölçüde bireyin yetersizliğine, patolojisine dayalı olarak açıklanmaktadır. Medikal model, özürlü bireyin yaşantısına değil, ‘özürlülüğe’ odaklanmıştır. Özrü daha en baştan sorun olarak ele alır ve özrü düzeltmeye çalışır. Ülkemizde bugüne kadar sadece medikal bakış açısı ile işlenen bakım hizmetlerini bu şûrada sosyal bakım hizmetleri perspektifinden, multidisipliner ekip çalışmasına dayalı hizmetler bütünü olarak ele alacağız.
Bakım hizmetlerine günümüzde toplumun kısıtlayıcı, damgalayıcı, ayrımcı ve dolayısıyla engelleyici tutumlarına karşı olarak bireylerin kendilerini toplumdan soyutlanmış değil, tersine toplumla bütünleşmiş hissetmelerine olanak sağlayan sosyal model perspektifinden bakma gerekliliği, şûramızın temel felsefesini oluşturmaktadır.
Şûrada, bakım hizmet türleri, eğitici ve bakım personelinin eğitimi, bakım ve rehabilite edici destek teknolojileri, bakım güvence sistemleri ve finansmanı konuları alt temalar olarak belirlenmiştir.
Hâlihazırda ülkemizde bakım hizmetleri kurumsal bakım ve evde bakım olarak ele alınmaktadır. Evde bakım hizmetleri bakıma muhtaç özürlü bireye ve aileye verilen her türlü desteği kapsar. Bu hizmetin temel amacı, bakıma muhtaç özürlünün ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılayarak aileye destek vermek ve böylece hem bir bütün olarak ailenin hem de tüm aile üyelerinin işlevselliğini arttırmaktır. Böylelikle özürlünün başkalarına tam bağımlı olması engellenir. Ev dışında kurumsal yardım almayı geciktirecek ve böylece bireylerin kendi evlerinde olabildiğince uzun, bağımsız, rahat ve huzurlu bir şekilde yaşamalarını sağlamaktır.
Kurum bakımı ise, evde bakım için durumu daha ağır olan veya evde bakım istemeyen bireylerin bireysel, sosyal, psikolojik ihtiyaçlarının giderildiği, boş zamanlarını değerlendirici etkinliklerin yapıldığı, sosyal ilişkilerinin ve aktivitelerinin arttırıldığı, toplu bakımın yapıldığı bakım türüdür. Bakım hizmetlerinde; sürekli destek, bakım, tedavi ve korunmaya gereksinimi olan bireylere yaşadıkları ortamda yaşam desteği verecek hizmetlerin devamını sağlamak ve yaşam kalitelerini arttırıcı önlemlerle yaşam haklarının güvence altına alınması hedeflenmektedir.
Sosyal hayatta pratik olarak uygulanması gereken bakım hizmetinin teorik ve akademik altyapısının oluşturulması ve geliştirilmesi, toplam kalite anlayışı çerçevesinde kalıcı etkililiğinin sağlanması şarttır. Nitekim bakım hizmetleri alanında ileri bir seviyede olan gelişmiş ülkelerde, “bakım” sosyal hizmetler alanında, multidisipliner bir bilim dalı olarak yüksek okullarda okutulmaktadır. Sosyal bakım hizmetlerinin sunumunda kişinin psiko-sosyal, biyolojik ve fiziksel özelliklerinin ve ihtiyaçlarının bir bütün olarak ele alınmasında ve hizmetlerin bu anlayış çerçevesinde planlanmasında fayda görülmektedir. Aksi halde biyolojik veya fiziksel ihtiyaçları giderilen, ancak psiko-sosyal ihtiyaçları ihmal edilen kişiye sunulan hizmetler yeterli olmayacağı gibi, bakıma muhtaç kişinin hayata bağlılığı da olumsuz yönde etkilenecektir.
Bakım hizmetleri kapsamında özürlüler önemli bir yer aldığından, ortak çalışmaların koordinatörlüğünü Özürlüler İdaresi Başkanlığı üstlenir. Sosyal bakım hizmetleri, gerek bilimsel gerekse meslekî açıdan birçok disiplin ve çalışma alanı ile yakından ilgilidir. Bakıma muhtaç kişinin demografik özelliklerinin yanında hastalık veya özürlülük türüne göre de farklı branşlardan elemanlara, özürlülük konusunda eğitim almış bakıcılara ihtiyaç vardır.
Bilindiği gibi özürlü bakım hizmetlerinde sadece ekip oluşturmak bakıcı yetiştirmekle işimiz bitmiyor. Bakım personelinin yanı sıra bu alanda özürlülerin ve bakım ekibinin kullandığı destek teknolojileri yardımcı araç ve gereçlerde oldukça büyük önem taşımaktadır. Her özür grubuna ve yaşa göre bakıma muhtaç özürlünün yetenek ve kapasitesini, performansını üst düzeye çıkaracak, güvenli, rahat ve etkin kullanılabilecek destek teknolojilerine ulaşılabilirliğin sağlanması için; araş-tırma geliştirme, üretim, ithalat ve yasal düzenlemeler konularında sorunların ve çözüm önerilerinin ortaya çıkacağına inanıyorum.
Özürlülük sorunlu bir alan, iğne ile kuyu kazmak kadar özveri isteyen bir alan, ancak bu alanda başarılı olabilmek için sistemli bir yapılanma, yeni yöntem ve teknikler, ekip çalışması, profesyonel iş gücü, çağdaş teknoloji yanında olmazsa olmazımız; finansman ve bakım güvence sistemidir. Dördüncü alt temada “Bakım Güvence Sistemleri ve Finansmanı” komisyonu oluşturulacaktır. Bu komisyona önemli görevler düşmektedir. Bakım güvence sistemleri konusunda mevcut kaynakların rasyonel kullanılması ve yasal düzenlemelere ülkemizde bir sistemin oluşturulmasına bu komisyon çalışmalarının önemli katkılar sağlayacağını düşünüyorum.
Bundan on yıl önce özürlü ailelerinin en büyük hayali ve özlemi olan çocuklarının geleceğinin güvence altına alınması ve devletin özürlü aileleri için bakım hizmetlerini sağlaması bugün hayal olmaktan çıkıp uygulamada yerini bularak şûramızın gündemini oluşturmuştur. Bakım hizmetlerinin sunumunda merkezî idarenin yanında yerel yönetimlerin, gönüllü kuruluşların, gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin (sosyal denetimli serbest piyasa modeline uygun olarak) de görev ve yetki sahibi olmasında yarar görmekteyiz. Merkezî idareden beklenen; bu alanda hizmet sunacak kurum ve kişilere örnek hizmeti göstermesi, resmî ve özel kuruluşlar için yasal düzenlemeleri yapması, hizmetin standartlarını ve ilkelerini belirlemesi, rehberlik ve denetim hizmetlerini sunması, ulusal planlama ve politikaları yönlendirmesidir
Biz ve siz değerli şûra üyeleri, bugün burada ülkemiz ve özürlüler açısından son derece hayati öneme sahip gelecek 10 yılın bakım politikasını planlayacağız. Bu doğrultuda katılımınız ve katkılarınız bizler için son derece değerlidir. Hepinize saygılarımı sunuyorum.
Abdullah GÜVEN
Özürlüler İdaresi Başkan V.